YİTİK CAFE ‘’BİZİM TEKİN’/Semir Bolat'ın kaleminden

İMECE MARKA İŞLETMELER, İŞLETME NO:002 YİTİK CAFE ‘’BİZİM TEKİN’’

- Bu haber 3361 kez okundu.

YİTİK CAFE ‘’BİZİM TEKİN’/Semir Bolat'ın kaleminden

 

I.ÖNSÖZ

Yıllar sonra Doğduğum yerde bir sanat etkinliğinin

Saha çalışmalarını yürütüyordum.

Aylardan Şubat ve en az 10 km yol yürümüştüm.

Ziyaret etiğim bütün noktalar benim eski dost ve

Arkadaşlarımdı.

Çay, kahve, içip hoş beş sohbet sonunda davetiyelerini verdim.

 24.02.2014 pazartesi günü sahneleyeceğimiz efsane oyuncu,

ZAFER DİPER’ in en karanlık günlerde YARGI oyununu sahneye koyarak hafızlardan silinmeyen oyunuyla efsaneleşmişti; yine çok konuşulacak olan CHE VE ULRİKE oyunuyla MERSİN seyircisiyle buluşacaktık.

Ziyaret etiğim yerlerin hemen hepsine davetiyeleri sunduktan sonra destek amaçlı bir tavsiye aldım.

‘Biz birkaç davetiye aldık amma, sakın BİZİM YİTİK TEKİN’ e gitmeyi unutma’ demişlerdi.

Bende dostları ziyaret etmenin vermiş olduğu sevinç, bütün gün yayan gezmenin yorgunluğunu atmak, notları ve çalışmaları gözden geçirip telefon konuşmalarımı gerçekleştirmek için bir yerde oturma ihtiyacı duydum.

O sırada dostlarımın söylediği ‘BİZİM YİTİK TEKİN’ aklıma geldi.

Tarif etikleri yerde benim çok iyi bildiğim yer olduğu için zorlanmadan buldum.

DONDURMACI HALİL’İN ARKA SOKAĞINDA hemen buldum.

İçeri girdim çok temiz lüks olmayan ama herkesin rahat oturabileceği her tarafı sanat kokan ve her yaşta insanın bulunduğu bir salona girdim.

Boş bir masaya oturdum. Sipariş vermeme gerek kalmadan çayım geldi.

Şaşırdım. Onlarda anladılar bu bizim ikramımız dedi. Başka bir isteğiniz olursa lütfen söyleyin dedi ve yerine geçti, görevli arkadaş.

Bende bir taraftan çayımı içerken diğer taraftan notlarıma bakıp telefon görüşmelerimi yapmaya başladım.

Çayım bitmişti.

Başımı kaldırıp bir çay söylemeyi düşündüğüm anda masama bir çayın konulduğunu hissetim.

Aynı arkadaş ikramımız dedi,

Tebessüm etim.

Bu olay beni yıllar önceye götürdü. Doğunun serhat ili Karsa gitmiştim.

Buz gibi bir kış günü otogara inmiştim ve bir sabahçı kahvesine kendimi atmıştım hava buz gibi ve her taraf karlıydı. Ara, ara kar yağışları da devam ediyordu.

Oturur oturmaz hemen çayı önüme bıraktılar.

Sabahın beşi olmasına rağmen salon doluydu.

Galiba herkes benim gibi yoldan gelmişti.

Ve sabahın olmasını bekliyorlardı.

Çünkü bu ilde her zaman her yere gidilecek olmayacağını daha sonra öğrendim.

Neyse işin şovu bundan sonra başlıyordu. Çay ve kocaman sert şeker geldi.

Amma çay kaşığı yoktu. Unutmuşlardır dedim.

Seslendim ve çay kaşığı istedim. Çay kaşığının olmadığını söylediler.

Şaka sandım ama herkesin kahkahaları arasında gerçekten olmadığını anlamış oldum.

Nereli olduğumu sordular Mersinli olduğumu söyleyince onlarda bana acıyarak, Mersin nire, Kars nireee, dediler.

Durumu anlamışlardı. Onlar yardımcı olmaya devam etiler ve şekeri dişlerimle kırıp bir parçasını dilimin altına koyarak çayı içmemi salık verdiler, cin bakışları ve fısfıs konuşmalarından sonra ağzıma aldığım bir yudum çayı ile ağzımı yaktım, dilimi serbest bıraksam şeker düşecekti.

Anladım ki benimle eğleniyorlardı.  Acıdan gözlerimden yaşlar akmaya

başlayınca hep beraber kahkahayı bastılar. Çayı zor bitirdim.

Boşu almaya geldiğinde garsona artık içmeyeceğim dedim.

Ama çayı tekrar doldurup masama koydu. Bitirdim. Bu sefer boşu alırken kolundan tutup beni görecek ve uyacak şekilde içmeyeceğim artık getirme dedim.

Duymuştu.

Ama yine dolu çayı getirip önüme koyunca çıldırdım adeta.

Bunun üzerine kahkaha basanlardan biri dayanmayarak yanıma geldi.

Bak hemşerim dedi.

Burada çay boşaldıktan sonra bardağı yan koyarsan, ya da ters çevirirsen bir daha çay getirmezler ama bunu yapmadığın müddetçe çay gelmeye devam eder demişti.

Yaaa niye böyle ki, dedim. Çünkü yıllar önceden kalan bir alışkanlık bu.

Karsta yıllar önce her tür insan yaşardı. Azerisi,Kürdü,Türkü,Rusu,Ermenisi,Terekemesi,Tatarı,Gürcüsü,Çerkezi,Rumu. velhasıl herkes bütün bu dileri konuşmak zorunda ve kabiliyetinde olmadığı için ortak bir anlaşım bulmuşlardı.

Oda ‘bardağı ters çevirmek’ ya da ‘tabağı bardağın üzerine koymakla çay içmeye son verdiğini belirtmiş olurdu, dedi.Çok ilgimi çekmişti.

Ve tutmuştum bu anonim geleneği.

Gelin görün ki, o hoş misafirperver insanlar, benimle sabaha kadar masaları birleştirerek sohbet etmişler ikramlarda bulunmuşlar ve çay parası almamışlardı.

Ne tesadüf ki yine bu sefer Kars ve Erzurum geleneği Mersin nireee, Erzrum Kars niree, diyecek bir TEKİN OBANLA karşılaştırdı.

Bu ‘BİZİM TEKİN OBAN’ grubuna bede duhul olmuştum,

o dostluğun manevi İMECE konforu ve avantajlarından

yararlanan bir müdavim oldum.

Bu manevi bir MARKA dır. Bu maddi olmadığı için işletmenin sahibinin yaratığı ruhla o olmazsa da sürmeye devam edecek bir dayanışmaya dönüşmüş.

Keşke her mahallede böyle Bir YİTİK CAFE olsaydı diyorlardı.

Bakalım siz ne diyeceksiniz.

II.Söz:

YİTİK CAFE ‘BİZİM TEKİNDE’

Ağabey yıllarca birçok ilde bir sürü işle uğraştım.

Erzurum, Kars, Dersim, İstanbul, Adana, Antalya, Mersin gibi iller ve Almanya, Kazakistan gibi ülkelerde birçok iş yaptım. Birçoğu rahat olmasına rağmen rağmen kalıcı olmadı. Anladım ki ben hiç kimsenin yanında çalışamam. En sonunda dön geri Mersin. Annem Mersinde beni bekliyor diyerek geldim. Ve Kazakistandan hesabıma düşen parayı harcamıyarak birkaç ortağımla burayı aldık, Daha sonra arkadaşlarımın biri aradığını bulamadı biride,buranın müşterilerine katlanamadı,diğeri de bana katlanmadı ha ha haa.. ayrıldılar. Tabi ki bunlara paylarını düşeni ödemek ve işimi sürdürmek için çok çaba sarf etim.

Sekiz yıl oldu. Benim hiçbir sorunum yok. Her şeyim var.

Yatlar(Çek-yatı gösterdi)

Katlar(Üst katta ki Öğrencilerin sohbet ve okuma salonlarını gösterdi)

Kasalar pare, pare dolu(parça parça dolu meşrubat kasalarını gösterdi)

Ve kovsam gitmeyen hayranlarım. Haaa Haaa ve de bana baba diyen elemanlarım.

Neyse ki gördüğün gibi ağabeyim her şeyim fazlasıyla var.

Para mı haaa o yok. Ne işe yarar ki binden yukarısı anlamıyorum.

Çünkü binden yukarısını hiçbir arada göremiyorum. Hahahhaaaa..

Borcum yok. Alacağım yok. Artan eksilmeyen bir moral ve dost meclisinde yaşanan sohbet ve sanat konuşmaları ülkemin her yerinden gelen sanatçı, gazeteci, yazar ve siyasilerin şereflendirdiği her günde artarak devam eden ilgi ve alakayla bu güne geldik.

Türkiye’nin her yerinde candan dostlarım var milyarlarca lira ile çözülmeyen bir sorunu bir selamla çözen bir dediğimi iki etmeyen ve her zaman her yerden hatırımı soranlar var. Daha ne olsun bundan ala zenginlik var mı?

Allah herkese nasip etsin.

Her şeyim var manevi zenginliğimle maddi zenginlere meydan okuyorum.

Manevi MARKAMLADA maddi tüm markalara da hodri meydan diyorum.

Haa… en az arayanda, sendin onu da söyleyeyim, onuda bir taraf yazıyorum, demez mi.

Çünkü ‘HAFTADA EN AZ ÜÇ KERE ARAMIŞIMDIR’.

Böylesi bir işletmenin sevgisinden kim mahrum kalmak ister ki.

III. YİTİK CAFE:

Burası herkesin 2.evidir.

Para derdi hesap sorunu olmaz. Sürpriz misafirlerden korkmaz.

Hiç kimsenin borcu yoktur. Herkesin bir vefa borcu vardır. Bu sebepten dolayı herkes fazlasını ödeyerek VEFAYA KREDİ AÇAR. İlerde lazım olur.

IV. SUCU CUMA:

İmtiyazının farkında olmayan TEK İMTİYAZLI.

Güvenlik görevlisi,görüntüsel istihbaratçı(ama fuat avni değildir.)Bitirilmeyen tüm işlerin bitirdiğinin farkında olmayan TEK EFSANESİ VE İMTİYAZLISI.

Sayılamayacak kadar VECİZESİ VE ÖZSÖZÜ vardır. Ama farkında değildir.

V. TEKİN OBAN:

Kıssadan şiir dörtlükleri ile CAN YÜCEL’in halefi olmadığını halen iddia etmektedir.

VE BAŞLIKSIZ DÖRTLÜKLERİNDEN YÜZLERCEDEN BİR KAÇ SEÇKİYİ SİZLERE SUNUYORUM

A.

dostların isteğiydi/
mangal keyfi ve rakı/
gitsem mi diye çok kıvrandım/
gökyüzünde tek bulut yok/
cenk demişti zaten/
sonraki adresimiz kutup ayısı/
mekana edison uğramamış/
hüseyine/
la uşağım mekanı mı kapattın/
dedim de/
cafer sağolsun/
ustanın ebesi ölmüş/
kapalıyız dedi/
dedi de/
ustanın ebesine küfür edesim geldi/
ölmek için benim gelmemi mi bekledin/
hani geleydim de/
siktiri boktan iki cümle kullanaydım/
sonra sen kalu/
bende bela olaydım/

hayali

B.

"at izi it izine karışmış"
siyasetin yavşak olanı makbul olmuş.

biz yinede seni başkan yaptırmayacağız....

 

C.

lütfen affedin beni/
ben yedi yaşında ölen çocuk/
baran çağlı/
ben sizin polisiniz/
askeriniz/
yada özel harekat timiniz değilim/
ben küçük yaşam'ın/
yaşamamış bir öyküsüyüm/
yedi yaşında/
havan topuyla/
siz tarafından öldürülmüş/
savaş bilmeyen/
sizi tanımamış bir sabiyim/

hayali

D.

 

bir öküzün bir kuyuya düştüğünü düşünün...
bu öküzün kuyudan çıkma şansı ne kadar mümkün?
insan doğasında vardır orospuluk ,
istisnalar kaideyi bozmaz. 
ve istisnalar üzerine alınmasın.
benim ki bir öküzün çırpınışları 
ve bir miktar orospuluk'tan yana kuyudan çıkma hali.
bu kadar çok dolandırılan bir salağın,
zaman kaybına isyanı

öküz olmaktan çıkıp
orospuluk düşlerine daldııım...
bel ki çıkarım diye!!

SON SÖZ:

Bu sermayenin yaratığı bir MARKA değildir. Bu yüzlerce yıl süren Anadolu insanının yaşatmaya çalıştığı ve vazgeçemeyeceği için çoğaltarak yaratacağı bir MANEVİ MARKA olduğu için bu sayfalarımızda yer almıştır.

Siz sayın okuyucularımın yolarını düşürdükten sonra vazgeçmeyeceği bir MARKA olup olmadığına beraber tanıklık edeceğiz.

YİTİK KAFE ‘BİZİM TEKİN’ başarılar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.