Benim Ülkemin huzurlu olma sorunu var, birlikte yaşamayı bilmeme, birbirini sevmeyi öğrenememe. İnadına Barışı istemeyi haykıramama sorunu var.
Oysa bilseler Şairin de dediği gibi:
Dünyayı güzellik kurtaracak, Bir insanı sevmekle başlayacak her şey.
Anadolu’m binyıldır gülmedi yüzün, hep kan, gözyaşı, evlat acısı. Önce Alevi-Sünni diye çatıştırdılar seni, sonra sağcı-solcu, şimdi de Kürt-Türk diye. Niye diye sordunuz mu hiç kendinize. Niye Batıda herhangi bir Ülkede güvenlik sorunu yok, üstelik bizden daha kozmopolitlik bir yapıya sahipken. Bizden çok daha fazla etnik kimliği, farklı dini, dili, milleti barındırırken.
 Bunun Sosyoloji bilimine dayalı bir açıklaması olmalı.
Başlığımız Savaş ancak Sosyoloji de Güvenlik kavramı nasıl tanımlanmış gelin önce ona bakalım.
SOSYOLOJİK GÜVENLİK:
Farklı kimliklerin, aralarında sosyal, ekonomik ve siyasi dayanışma kabiliyetini sürdürmesin de rol oynayan toplumsal dinamiklerle alakalıdır. Farklı söylem ve grupların fikri ihtilaflarının sosyal ve siyasi çatışmalara dönüşmeden bir arada yaşamalarını mümkün kılmaktır.
Sanırım birçoğunuz Sosyolojik güvenlik kavramını ilk defa duydu. Çünkü toplum olarak bizim yakından tanıdığımız Klasik Güvenlik yapılanması vardır. Bu yapıyı Ordu, Emniyet ve MİT oluşturmaktadır. Klasik Güvenlik anlayışında toplumu oluşturan farklı dinamik yapıların tümü aslında tehdit olarak algılanır. Çünkü bu yapıların çatışma ihtimali vardır ve gözetim altında tutulmalı hatta yakından takip edilmelidir.Bazı görüşler Klasik Güvenlik Anlayışının Sosyal Güvenlik Anlayışının gelişmesinin önünde engel olarak görür.Ben böyle bakmıyorum.Klasik Güvenlik anlayışının Vesayetçi yapısından sıyrılıp sadece izleyici ve tedbir alıcı  konuma yani tam da olması gereken yere getirirseniz Toplumsal Dinamiklerin olgunlaşmasında engel olmaktan çıkarırsınız.
 Toplumsal kimliklerin iç tehdit olarak algılanması yerine, bu kimlikler arasındaki ortak paydalara önem veren bir güvenlik yaklaşımı geliştirirseniz Güvenlik adına günümüze kadar gerçekleştirilen sosyolojik tahribatların tamiri de sağlanacaktır.
Gelelim Sosyolojik Savaş Kavramına(Adı konulmamış savaş);
Toplum içi çatışmayı hedefler. Klasik savaşlarda kullanılan araç ve usullerden tamamen farklı olarak, bir ülke toplumunun dayanışmasına ,sosyal bütünlüğüne,değerlerine karşı geliştirilen müdahalelerin tamamıdır.Sosyolojik savaşta,hedef topum giderek kendi kurumları ve öz değerleriyle çatışır hale gelir.Bu Toplumlarda, Sosyal bütünleşme ve dayanışma unsurları gittikçe zayıflayıp etkinliğini yitirmekte ; buna karşılık ayrışma ve çatışma unsuru olan algılar şiddetlenmektedir.
Sosyolojik savaşın nihai amacı, bu savaşı yürüten Devletlerin diğer Devletler ve toplumlar üzerinde sürdürülebilir bir çıkar ve hâkimiyet üstünlüğü kurmalarıdır.
Sosyolojik Savaş, hedef toplum üzerinde hakimiyet ve malikiyet kurmayı sağlamak amacıyla stratejik ve taktik faaliyetler geliştirir;özellikle karşı cephenin sosyal gücünün zayıflatılması ve yıkılması amacıyla Birey-Ahlak yabancılaşması,Toplum-Değerler yabancılaşması,Alt Kimlik yabancılaşması,Bölgesel farklılıkların derinleştirilmesi,dayanışma ve uzlaşma kültürünün yok edilmesi,yeni ulusal ,etnik ve dini kimliklerin inşası,dışlama,ayrıştırma ve çatışma kültürünün geliştirilmesi gibi sosyolojik operasyonlar gerçekleştirilir.Devleti,resmi kurumları,kitle iletişim araçları,üniversiteleri,meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütleri ile güçlü bir dayanışma ve sosyal yapı ortaya koymaktan uzak ise, o toplumsal organizma kendi dinamiklerinden kopuk bir varlık sürdürür.Bu durumun planlı ve sistematik bir sosyolojik müdahalenin sonucu olarak ortaya çıktığı tartışmasızdır.
İnsanlık tarihinde Küreselleşme adına Emperyal güçlerin dünyayı yeniden şekillendirdiğini, yeni sömürgeler ve uzak koloniler kurarak gittikleri yerlerde toplumları istedikleri gibi dizayn ettiklerini ve yönettiklerine tarih tanıklık etti.
İlk Küreselleşme atağı 1400 yılların sonunda Batının deniz ötesi keşiflere girişmesi, gittikleri yerlerde koloniler kurmaları Batının siyasal, askeri ve ticari etkisini artırdı.
İkinci Küreselleşme atağı 1890 da Batının sanayi devrimini tamamlamış olması ve yaratılan muazzam teknolojinin pazarlanması ve bu işgücünde çalıştırılacak ucuz işgücünün kullanılması ve hammadde ihtiyacı Batının gözünü Ortadoğu, Latin Amerika ve Güney Afrika’ya çevirmiştir. Bu coğrafyalarda kurulan ,kontrolü ve yönlendirilmesi kolay devletçikler ve bu devletçiklerin başında  işbirlikçi, kukla,diktatör ruhlu piyon yöneticilerle idare edilen rejimler.
Batılı şirketlerin kontrolüne geçen petrol ve diğer yer altı kaynakları ,yerli sanayicinin bastırılması,çiftçinin üretiminin engellenmesi,Batı ürünlerini pazarlamaya uygun modern tüketim toplumları oluşması… Ve  tüm bunları yöneten Uluslar arası ve Ulus üstü Hiyerarşik sistem.
Dağılıp parçalanan ve küresel güçlerin güdümüne giren toplumlar sosyolojik savaş düşüncesinden uzaktırlar. Bu nedenle istenilen tüketim toplumu olmuşlar, küresel üretim merkezlerinin pazarına dönmüşler,üzerinde siyasal,ekonomik,her türlü operasyonun gerçekleşmesine elverişli bir sosyal yapı kazanmışlardır.Bu Toplumlar bütünlük ve dayanışmalarına yönelmiş bir sosyolojik tehdit algısından yoksundurlar.Tıpkı burnumuzun dibinde Afganistan, Irak,Suriye,Libya ,Mısır ve Türkiye de yaşanan değişimler.Eğer biz diğer ülkeler gibi bir son istemiyorsak yani bölünüp,parçalanıp,yönetilebilirlikten uzak ve Demokrasi kurumlarının kaybını yaşamak istemiyorsak hatta en kötüsü bir iç savaş ortamı yaşamak ve mülteci durumuna düşmek istemiyorsak bir an önce en kısa zamanda çok geç kalınmadan silkelenip toparlanıp kendimize gelmeliyiz.
Yeni bir Toplumsal Sözleşme yapmanın zamanı geldi; Devlet, Toplumu oluşturan tüm gruplar, yapılar, Üniversiteler,Meslek kuruluşları Sivil Toplum Örgütleri,Basın Yayın organları yani tüm dinamikler bir araya gelmeli Barışı savunmalı, güçlü toplum olmanın tek koşulunun birlik olmaktan geçtiğini deklare etmeli.Farklılıklarımızı zenginlik olarak görmeliyiz,çatışma dilini kullanmamalıyız,ortak sevinçlerimiz,acılarımız ve kaygılarımız olmalı.Bu kan ,acı,gözyaşını ancak böyle dindirebiliriz.Hadi zor değil birbirimizi sevmeyi tekrar öğrenebiliriz.Yeter ki birbirimizin ellerini daha sıkı tutalım. 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.