Çiçeğe durmuş portakalın yanından geçen derenin boz bulanık akması umurunda olur mu hiç…

Üstümde kırık dökük trenin verdiği hüzün; yağmur olmuş şıvgın gibi yağıyor dertler, hangisini saysam bilmem ki!..

Fırtına azgın mı azgın, şemsiyeler dönüyor ters; kan kanserine tutulmuş ülkemin demiryolları; kalkınmışlık göstergesi olarak sunulan karayolları ise savaş meydanından farksız, sürekli can biçiyor.

Neyimle karşılasam bilmem ki, durmak bilmeyen bu yıkıcı sağanağı?

İşsizlik, gözetim, yokluk, yoksunluk parçalanıp kalmışım sokaklarda.

Sığınak saçak altı, emin değil; fırtına esiyor ters, olmuşum sırılsıklam.

Kahve masraflı, cep delik, dakika başı bir çay, boşa oturulmaz ki kahvede.

Alınmış ellerden kazma, verilmiş balyoz, başta insanlık olmak üzere tüm güzellikler kırılıp dökülsün diye.

Bu ne hal benim babam?

Ahh ana kuzusu ah!

Neden gezersin sokaklarda, hem de bu saatte; arasan bulunmaz ölümcül hastaya kan.

Uyku vaktin değil mi?

Şu hüküm süren yangına bak; kavruluyor ortalık.

Nedir koltuğunun altındaki terden ıslanmış kâğıtlar?

Dışarıda yaşamak içeriden de zormuş meğer bunları görmek için mi iple çekmişiz dışarı çıkacağız diye günleri?

Vay Hasan Emmi vay!

Bizim mahpusta gördüğümüz neymiş ki!

Ne bulanık sular akmış uzak kaldığımız derelerden; nice canlar kalmış ekmek kavgası yolunda…

Karışmış zamanı doğumun ölümün, karışmış birbirine dört duvarın dışında da.

Ancak işi hep tıkırındadır varsılın!

Dün Ali’nin ektiği tohumun bugün Veli yapıyor hasadını.

Umurunda mı yağmur?

Umurunda mı soğuk?

Umurunda mı sarı sıcak?

Hep içinde suyun, süslenir kurbağa bulduğu her güneşte.

Biz içeri tıkılıp üretene yük olalı, olmuş çetin ceviz yediğimiz kuru ekmek; kır kırabilirsen kırık dökük dişlerle…

De hele benim babam; verir mi iyi haber koltuğunun altında ki gazeteler, altında ezildiğin yükten yana?

Ne diyor oku hele, nerden haber verirler, Mecliste neler olmuş?

Haydi, oku bakayım, oku sen başlıkları, varsay ki Tanrı buyruğu, oku oku oku…

Şekere ekmeğe, zeytine fasulyeye, nohuda mercimeğe, patatese zam var mı?

Buğdayın taban fiyatı ne olmuş, asgari ücret nerelerde?

Ya işsizlere iş?

….

-Babalık, sen aydan mı geldin; o dediklerin ne ki?

Meclistekiler, “Hayat pahalılığı ve işsizlik tüm dünyanın sorunu” deyip geçiştirirken, kurulu düzenin sürmesi adına kafayı Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu’na takmışlar bugünler de!

Ha bir de, Ergenekon ve Balyoz davalarıyla keten pereye getirilen kurban askerleri yeniden yargılama masalıyla uyutuyorlar!

Emin ol, dışarı içerden de kötü!

Ağız dolusu gülmek uzak yoksuldan!

İyisi mi geldiğin yere dön sen tez elden…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.