Özel bir şirketin sorumlu müdürüydü Muhittin Bey. Adresinde bulunamamaktan dolayı gözlem altına alınmış ve o geceyi karakolda geçirmek zorunda kalmıştı. Bitişikteki odadan akşam saatlerinden başlayarak sabaha kadar aralıksız bağrışma ve küfürleşme sesleri geliyordu. Seslerinin tonundan yan odada gözlem altında tutulanların altı kişi olduğu anlaşılıyordu. Bu altı genç, yaşlı bir kadının parasını çalmaktan tutuklanmıştı. Ne var ki her biri ötekini hırsızlıkla suçluyordu. Gece boyunca süren söz dalaşı, birinci hırsızın ikincisini suçlamasıyla başlamıştı:

“Sen nasıl olur da benim kadından çaldığım parayı benden çalarsın ulan şerefsiz!”

İkincisi, yanındaki üçüncü hırsızı göstererek:

“Abi benim çaldığım parayı da bu çaldı, ahlaksız!” dedi.

Üçüncü hırsız ikincisine:

“Sen benim paramı da çalmışsın soytarı!”

Birinci hırsız ikincisine:

“Ulan ne yaptın bu kadar parayı adi herif?”

“Yedim abi.”

Birinci hırsız ikincisini aşağılayarak:

“Namussuz herif, yemekle bitecek para değildi ki çaldığın. Nerede harcadın ulan o kadar parayı?”

“Harcadım işte abi. (Dördüncü ve beşinci hırsızı göstererek) Tek başıma değildim abi. Şu herifler de vardı.”

Hırsızlar birbirini hırsızlıkla suçlarken küfürler havada uçuşuyordu. Birinci hırsız bir yandan da altı kişiyi birden polise kimin ihbar etmiş olabileceğini merak ediyordu. İhbarcı altıncı hırsız olabilir miydi? Doğruydu bu. Polis yakaladığında diğer beş hırsızı ele veren altıncı hırsızdı. Onu cezalandırmak isteseler de artık olan olmuş, yapacak bir şey kalmamıştı. Şimdi altı hırsızın altısı da hırsızlık suçlamasıyla nezarette tutuluyor, suçları sabit olduğundan hüküm giymeleri bekleniyordu.

Hırsız gençlerin yüksek sesle birbirini hırsızlıkla suçlaması, sabahın erken saatlerinde bir polis memurunun gelmesiyle sona erdi. Muhittin Bey polise gürültüden uyuyamadığını, yerini değiştirirse memnun olacağını söyledi. Polis memuru durumu anlayışla karşılayarak görevlinin yerini değiştirdi. Adamcağız yeni odasında başını masaya koyar koymaz uykuya daldı. Bir zaman sonra başını masadan kaldırdığında bir kâbustan uyanmış gibiydi. O anda gece yaşadıklarını nasıl yorumlayacağına karar veremedi. Ansızın içinden gelen sese kulak verdi:

 “Hırsızları bağlayan bir değer olmadığı için koruyacağı hiçbir şeref de yoktur. Onlar, çalmaktan başka bir kural bilmezler ki. Bu yüzden her biri sırası geldiğinde en yakın arkadaşının bile parasını çalabilir. Aynı zamanda birbirini ele vermekte de tereddüt etmez. Çünkü emek verilmeden kazanılan şeyler, asla bir değer oluşturmaz.”

Muhittin Bey’in ifadesi alındıktan sonra poliste bir işi kalmamıştı. Öğle saatlerinde karakoldan ayrılırken hırsızlık suçuyla gözlem altında tutulan altı genci düşünüyordu. Bir an sokakta akan kalabalığa baktı. Bu kalabalıkta kimin hırsız olduğunu kim bilebilirdi ki. Daha dolmuş durağına varmadan pantolonunun arka cebinde bir kımıldanma sezinledi. Önce aldırış etmedi. Kısa bir süre sonra ceplerini kontrol etmeye karar verdi. Telaşla başka ceplerini karıştırdı. “Şerefsizler!” diye bağırarak yoluna devam etti. “Şerefsizler!”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.