Acaba sevdiğimiz şeyler mi bir bir gidiyor, yoksa gidecek şeyleri mi seviyoruz? Neye, nasıl ve niye bağlanıyoruz? Bağlılığın etkisi ne kadar sürede geçer? Ayrılığın 3. ayı dolduğunda psikolojik olarak bir şeyler değişiyor mu? İnsan saplantılı bağlanmadan nasıl kurtulur? Sevmek sevilmek çok mu zor? Bunun eğitimi verilebilir mi? Sevme öğrenilebilir bir şey midir?
Yani sevmek bilgi gerektiren bir eylem midir? 
      Sevmek bir sanat mıdır? Sanat ise bilgi ve uğraşma gerektirir. Yoksa sevgi, yaşanması rastlantılara kalmış, talihli kişilerin başına gelen bir duygu mudur? Erich Fromm, bu sorularla başlar kitaba. İnsanların daha çok ikinci seçeneğe inanmaya meyilli olduğunu, ancak kendisinin kitap boyunca, birinci seçenek üzerinden ilerleyeceğini belirtmiştir. Atılacak ilk adım sevmenin de tıpkı yaşamak gibi bir sanat olduğunu kabul etmektir; müzik, resim, marangozluk, doktorluk, mühendislik gibi başka herhangi bir sanatı öğrenmek için ne yapıyorsak, sevmeyi öğrenebilmek için de aynı şeyleri yapmamız gerekir. Başarı, ün, para, güç bunları elde etmek için varımızı yoğumuzu veririz; sevmeyi öğrenmek içinse hiçbir şey yapmayız. Acaba bu tutum, para ve ün getiren şeylerin öğrenilmeye değer sayılmasından, 'yalnız' ruhu zenginleştiren ama çağımızın ölçülerine göre kâr getirmez bir şey olan sevginin, uğrunda çok şey harcayamayacağımız bir 'lüks' olmasından mı kaynaklanmaktadır?

     Paracelsus’a göre, hiçbir şey bilmeyen hiçbir şeyi sevmez. Hiçbir şey yapamayan, hiçbir şeyden anlamaz. Hiçbir şeyden anlamayan insan değersizdir. Oysa anlayan hem sever, hem her şeye karşı duyarlı olur, hem de görür. Bir şeyde ne kadar bilgi varsa, o kadar büyük sevgi vardır. Bütün meyvelerin çileklerle aynı anda olgunlaştığını sanan kişi, üzümleri hiç tanımıyor demektir. 

     Selvi Boylum Al Yazmalım filmindeki unutulmaz sahneyi bilmeyen yoktur sanırım. ‘‘Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu, sevgi emekti…’’ Sevgi en çok da emektir. Bir kadın bize çiçeklerini sevdiğini söylese, ama onları sulamayı unutsa, onun "çiçek sevgisine" inanmayız. Sevgi, sevdiğimiz şeyin yaşaması ve gelişmesi için duyduğumuz etkin ilgidir. Sevgi vermektir, almak değil. Bir insana, kendi kendime yetemediğim için bağlıysam; o kişi ancak bir can simidi olabilir. Aradaki bağın sevgiyle hiçbir ilgisi yoktur. Mantığa aykırı gibi görünse de, yalnız kalabilme becerisi sevme becerisinin ön koşuludur. Olgun olmayan sevgi; ‘’Seni seviyorum çünkü sana ihtiyacım var’’ der. Olgun sevgi ise; ‘’sana ihtiyacım var çünkü seni seviyorum’’ der. Birisini sevmek yalnız güçlü bir duyguya kapılmak değildir; bir karardır, bir yargıdır, bir söz vermedir. Sevgi yalnızca duygudan oluşsaydı birbirini ölünceye dek sevmek için söz vermek gerekmezdi. Duygular gelip geçicidir. Sadece geçmiş ile ilgili bir kesinlik söz konusudur, Gelecekteki tek kesin şey ise ölümdür.
  
     Sevgi, yalnız belli bir insana bağlılık değildir; bir tutumdur; kişinin yalnız bir sevgi nesnesine değil, bütünüyle dünyaya bağlılığını gösteren bir kişilik yapısıdır. Kişi yalnız bir tek insanı seviyor, başka her şeye karşı ilgilisiz kalıyorsa, sevgisi sevgi değil, birlikte yaşamaya bağlılık ya da yaygınlaştırılmış bir bencilliktir. 
     Sevmek, ihtiyaç yokken sevmek, sanattır. 
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.