Günlerdir Soma faciasını ve yitirilen 301 canın trajedisini konuşuyoruz!

Sayın Başbakan’ın, “Madenciliğin fıtratında ölüm vardır!” yorumu hepimizin genel kanısı olarak gerçekliğini ve geçerliliğini yitirdi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’da, sonunda ortada bir kusur vardır diyerek, kadercilik ve fıtrat edebiyatını gündemden çıkarmak zorunda hissetti kendisini. Hem de TBMM kürsüsünden.

Anlaşıldığı kadarı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’te benzeri yaklaşımları seslendirmeye başlamıştı.

Ne var ki, şahsen seslerinin çıkmasını, hatta gür olarak çıkmasını beklediğim sendika yöneticilerinden olumlu bir yaklaşımı halen göremememin üzüntüsünü yaşıyorum. 

Örneğin; Soma işçilerini temsille görevli olduğunu gazetelerden öğrendiğimiz Türkiye Maden İşçileri Sendikası’nın Ege Bölgesi Temsilcisi olan Tamer Küçükgençay, temsil ettiği Soma işçilerinden tepki görerek konuşmasını yarıda kesmek zorunda kalmış.  Nedenini umarım hem kendisi ve hem de sendikanın diğer yetkilileri araştırmaya başlamışlardır.  Acaba?

Kamu sektörü maden işçilerini temsille görevli Genel Maden İş Sendikası Başkanı Eyüp Alabaş ise; işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatının doğru uygulanması için işçilerin ve sendikanın kendi gücünü yerinde kullanmadığı itirafında bulunuyor.  Anlaşıldığı kadarı ile sendikacılar, toplu sözleşme demekle sadece ücret artışlarını anlıyorlarmış.  İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği konusunda da anlayabildiğim kadarı ile onlar da sadece ilahi güçlere teslim etmişler temsille sorumlu oldukları işçi kardeşlerini.

 Öyle ya, Sayın Başbakan’la ve işveren ile ters düşmek sendikacılık raconunda var mıdır ki?!   Merak edenler, son on yılın istatistiklerine bir göz atıversinler!

AK-ŞAKA olarak, zamanında tehlikeli bir işyeri çalışanı olmak deneyimime dayanarak; bendeniz de işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında en önemli sorumluluk makamında yer alan sendikacıların görevlerini ya bilemedikleri veya bilenlerin de AKP İktidarı’na ve de işverene sempatik görünmek uğruna sorumluluklarını yeterince kullanmadıkları kanatindeyim.  

Bu kanımdan hareketle, merhum Nazım Hikmet’in çok bilinen bir şiirini, kendisini sendikacı olarak tanıtanlara ithafen sunuyorum;

“akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
demeğe de dilim varmıyor ama
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!”

Umarım ve dilerim, işçi kayıplarımız için bu yazımız sonuncusu olsun!..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.