Tarifsiz duygular içinde çaresizliğin elinizi kolunuzu bağladığı, söz söylemeye bile mecalinizin kalmadığı anlar vardır.
Özgecan’ ımızın insan denmeyecek bir mahluk tarafından saldırıya uğrayıp öldürülmesi ve ardından cansız bedenine bile reva görülenler karşısında duyduğum derin acıyla kıvranıyorum günlerdir.
O insanın içine işleyen bakışları, sıcak gülüşüyle karşıma geçiyor ve gitmek bilmiyor hayali…
Belli ki, kendini insan sayan herkes te aynı duygularla kıvranıyor.
ABD’ nin en önemli yayın kurumlarından biri olan Amerikanın Sesi’ nin tanımlamasıyla “Türkiye yasta değil, isyanda”
Ortalama her Allahın günü bir kadının öldürüldüğü Türkiye’ de belki de ilk kez Özgecan’ ın bedeni “artık yeter” diyen kadınların meşalesi, isyan bayrağı olarak dalgalanıyor.
Böyle günlerde ortaya çıkan en aşırı tepkileri de olağan saymak lazım.
Ama sorunlar bitmiyor, aksine hayat kaldığı yerden sürmekte.
Nice nice Özgecan’ lar yine okuluna gitmek, o dolmuşlara binmek ve potansiyel saldırganların hedefi olma tehdidiyle karşı karşıya…
Ne ortaya atılan “idamı yeniden getirelim” tartışmaları, ne hadım etme önerileri günlük hayatın akışına engel olacak…
İdam cezaları bu tür insanlık dışı saldırılara engel olsa, her türlü baskıcılığın egemen olduğu İran’ dan tutun da, ABD’ de de idam cezasını uygulayan Teksas’ a kadar ölüm cezasının caydırıcı rolünü görürdük.
Oysa öyle bir şey yok. ABD’ de en fazla idam cezası verilen ve uygulanan eyaletin Teksas olması bu konuda çarpıcı bir örnek.
İşin ekonomik, sosyal hatta erkek hükümranlığı nedeniyle siyasi boyutu ve daha da önemlisi hukuki yanları, adalet dağıtanların şiddete, tecavüze maruz kalan kadına bakışları var.
Bilmem hatırlayan çıkar mı ama yeniden kötü anıları tazelemekte yarar var. 13 yaşındayken dedesi yaşındaki 26 kişinin tecavüz ettiği kızcağızın davasında Yargının “rızasıyla birlikte olmuş” hafifletici gerekçelerini  sineye çeken ve o utancı unutma konusunda toplumsal hafızamızın gösterdiği olağanüstü beceriyi hatırlayalım…
Evet, ekonomik özgürlüğünü kazanan kadının erkeğe bağımlılığı ve şiddete maruz kalma olasılığı daha az.
Sümerlerden beri kadını ikinci sınıf gören zihniyet gelişmişlikle de orantılı…
Bu bakımdan Türkiye’ de kadınların çalışma oranıyla şiddet arasındaki bağlantı tesadüften ibaret değil.
Bütün bunlara amenna…
Ama gelin ateşin hepimizin bağrına düştüğü, insanım diyen herkesin yüreğini dağladığı bugün yeni Özgecan’ ların yeni acılar yaşamaması için neler yapılabileceğine bakalım.
Örneğin idamı veya hadım etme gibi ilkel cezalar yerine bu tür insanlığa karşı suç işleyenleri doğduklarına pişman edecek infaz önlemleri alınabilir.
Örneğin ceza indirimi, hafifletici nedenler gibi müeyyidelerin bu tür suçlarda uygulanmayacağına dair bağlayıcı yasal hükümler getirilebilir. Kısaca bu tür mahlûkat öylesine özel cezaevlerine konur ki, bir değil her gün bin kez ölmeyi Tanrıdan dileyecek hale getirilebilirler…
Ama hepsinden önemlisi tecavüze uğrayan kadını potansiyel suçlu görüp tecavüzcüsünü koruyup kollayan anlayış kökünden değişmediği sürece, ne fayda?
Dileğim her zaman olduğu gibi yenileri bağrımızı yakmadan Özgecan cinayetinin son olması, Özgecan’ ı unutturacak yeni acıların yaşanmaması…
Son sözüm ise olayın geçtiği Mersin’ deki yerel yönetimlere ve başta Üniversiteler olmak üzere öğretim kurumlarına…
Çağ Üniversitesi öğrencilerinin bana da ilettiği ve paylaşılmasını istedikleri öneri bu konuda daha önce dile getirdikleri şikâyetleri yansıtması bakımından önemli. (Üniversite servislerinin sadece sabah ve akşam iki sefer yaptığını, bu saatler dışında bu minibüslere binmek zorunda kaldıklarını aktaran öğrenciler, Rektörlük’e defalarca iletmelerine ve imza kampanyaları yapmalarına rağmen kendilerini minibüslerden kurtaracak bir önlem alınmadığını ve servis sayısının artırılmadığını dile getiriyorlar)
Gerçekten Çağ Üniversitesi sabah öğrencileri Yenice kampusuna götürüp akşam getiren iki servis yerine günün her saatinde taşımacılık hizmeti sağlasa belki bugün bu can yakan acıyla yanmazdık.
Veya Büyükşehir yıllardır konuşulan ama bir türlü hayata geçmeyen toplu taşımacılık işini bugüne kadar çözse, Tarsus’ u da kapsayan çağdaş bir toplu taşımacılık sistemi hayata geçseydi…
O sisteme kavuşuncaya kadar Mersin özelinde ve Türkiye genelinde yapılacak o kadar çok iş, atılacak o kadar çok adım var ki…
Örneğin TBMM bir araştırma komisyonu kurup alınacak kısa, orta ve uzun vadeli önlemleri belirlese ve tüm kurumların hemen harekete geçmesi sağlansa…
Kadının sadece adının geçtiği erkek egemen bir Meclisten çok mu şey bekliyoruz dersiniz?
Söz verdikleri kadın kotasını, kadınları seçilmeyecek sıralara koyan ama iş konuşmaya gelince sol adına mangalda kül bırakmayan siyaset erbabı erkek zihniyetini yıkacak devrime ön ayak olur mu?
Biz sorulara kafa yorarken, insan kılığına girmiş potansiyel hayvanlar salyalarıyla dolaşmaya devam ediyor.
Korkarım ki, taşların bağlanıp köpeklerin ortalığa salındığı anlayışın nefes aldığı topraklarda Özgecan ilk değil, son da olmayacak…
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.