İlk kez Psikiyatri uzmanı Bejerat tarafından tanımlanan sendrom, ismini 1973 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’de yaşanan bir olaydan almaktadır. Banka soyguncusu tarafından 6 gün boyunca rehin tutulan banka görevlisi bir kadın, soyguncuya duygusal olarak bağlanır. Serbest kaldığında soyguncuyu savunmakla kalmaz,nişanlısını terk ederek kendisini rehin alan banka soyguncusunun hapisten çıkmasını bekler,sonunda onunla evlenir.

1974 yılında Patty Hearst isimli bir milyoner kadın terörist bir grup tarafından kaçırıldıktan iki ay sonra onlarla birlikte bir banka soygunu yaparken  yakalanır.

2001 yılında İngiliz bayan gazeteciYvanne Ridley, Afganistan’da Taliban tarafından kaçırıldı,ilk 11 gün onlarla kavga etti,yemek yemedi. İslam dinini incelemesi şartıyla serbest bırakıldıktan sonra İslam dinine ilgi duydu,2003 yılında da Müslüman oldu.

Bu olaylardan yola çıkarak Psikolojik bir tanımlamaya girişen Psikiyatrlar Stockholm sendromunu şöyle tarif etmişlerdir; Rehineleri, kendilerini esir alanların duygularını anlama noktasına gelmeleri ve kendisini rehin alan kişilerle geçirdikleri sürenin sonunda onlara yardımcı olmaya başlamasıve nihai olarak da onlarla özdeşim kurmalarına Stockholm sendromu denmektedir.

Bu Sendromun anlamını genişleterek insanın kendisini zora sokan,üzen koşulları benimsemesi, savunması ve bu koşulları yaratan nedenleri görmemesi,ezenin yanında yer alması olarak da tanımlayabiliriz.

Sürekli şiddet yaşamanın sonucu olarak kurbanlar saldırganla özdeşleşmeye ve hayatta kalma stratejisi olarak onun için hareket etmeye başlayabilir.Kurbanın iradesinin saldırgana bağlı olması gönüllü bir karar değil, şiddetin doğrudan sonucudur.

Bu Sendromun ortaya çıkmasının temel nedeni,hayatta kalma içgüdüsüdür.Dış dünyadan tamamen soyutlanan kurban, ihtiyaçları için kendisine baskı yapan kişiye bağımlı olduğunu hisseder. Saldırganın yaptığı küçük iyilikler saldırganın gözünde büyür,zamanla kurban kendisini saldırganın yerine koyup olayları onun gözünden görmeye, yaptıklarına hak vermeye başlar.Kurban tarafından baskıcının şiddet eğiliminin tamamen göz ardı edilmesi sonucunda,içinde bulunulan tehlikede reddedilir. Kurban, tek olumlu ilişkisinin şiddet gösteren ile kendi arasında olduğunu düşündüğü için bu ilişkiyi de kaybetmek istemez ve dolayısıyla saldırgandan ayrılması gittikçe zorlaşır.

STOCKHOLM SENDROMUNUN GÖRÜLDÜĞÜ BELLİ BAŞLI GRUPLAR
Rehin olma durumu ve benzer bir baskı yaratan kaçırılma durumlarında, Tecavüze uğrama,Savaşta bulunma,Savaş esirleri,toplama kamplarında yaşama, Hayat kadınlarında(Pazarlanan),Aile içi şiddete maruz kalınması durumlarında,Yoğun dini(Tarikat benzeri) ve Siyasi baskı uygulanması durumlarında(Takipçi-Lider) uzun süren hapishane deneyimlerinde(Tutuklu-Gardiyan),Ev hapsine maruz bırakılma durumlarında.

STOCKHOLM SENDROMUNDA TRAVMATİK BAĞLANMA NEDENLERİ
Travmatik bağlanma nasıl oluşur ve güçlenir sorusuna verilen cevaplar şöyle sıralanmış;
Şiddet ve şiddet tehditleri,Şiddet ve iyi davranma arasında gidip gelen tutarsız davranışlar bağlanmayı artırır.Tam da burada sizlere yeni okuduğum George Orwell’ın 1984 adlı Distopik romanında geçen çift düşün felsefesinden bahsedeyim; Romanda geçen Barış Bakanlığı savaşın,Gerçek Bakanlığı yalanların,Sevgi Bakanlığı işkencenin,Varlık Bakanlığı yokluğun bakanlığıdır.Bu çelişkiler rastlantısal olmadığı gibi,sıradan bir ikiyüzlülükten de kaynaklanmaz;bunlar,çift düşün ’ün bilinçli uygulamalarıdır.Çünkü iktidar ancak çelişkilerin uzlaştırılması ile sonsuza kadar korunabilir.İzolasyon bağlanmayı artırır.Utanç ve Stigmatizasyon yani işaretleme korkuları (özellikle tecavüz,ensest,seks işçiliğiyle ilgili) yine bağlanmayı artırdığı söylenmektedir.Yine 1984 Romanının kahramanı Winston’un ele geçirilmesi ile yoğun işkencelere maruz kalmasında ona söylenen şuydu;Bir daha asla normal insanın duyumsadıklarını duyumsamayacaksın.Yüreğindeki her şey ölmüş olacak.Bundan sonra sevgi nedir,dostluk nedir bilmeyeceksin ne yaşama sevinci ne gülüp eğlenmek ne merak ne cesaret ne de dürüstlük,hepsinden yoksun kalacaksın.Bomboş bir adam olacaksın.Sıkıp içini boşalttıktan sonra,içine kendimizi dolduracağız. Eski despotluklar,şunu yapmayacaksın,bunu yapmayacaksın diye buyuruyordu.Totaliterler,şöyle yapacaksın böyle yapacaksın diye dayatıyorlardı.Biz ise insanlara,sen aslında şusun,aslında şöyle düşünüyorsun,şuna inanıyorsun diye bastırıyoruz.İktidar bir araç değil,amaçtır.Kimse devrimi korumak için diktatörlük kurmaz;diktatörlük kurmak için devrim yapar.Zulmün amacı zulümdür.İşkencenin amacı işkencedir.İktidarın amacı iktidardır.

İnsan insana nasıl hükmeder Winston?’ Acı çektirerek’. Hükmetmek,acı çektirmekle ve aşağılamakla olur.Hükmetmek, insanların zihinlerini darmadağın etmek,sonra da dilediğin gibi yeniden biçimlendirerek bir araya getirmekle olur. Zihinlerimizi nasıl koruruz? Elbette öncelikle tehlikenin farkında olarak sonra da teslim olmayarak yani direnerek.

Yararlanılan Kaynaklar:
Fuat Beşkardeş (Psikiyatri Uzmanı)
George Orwel-1984 Romanı
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.