Ülkemizde bulunan Suriyeliler konusu yıllardır hepimizi meşgul etmektedir. Pek çok yurttaşımız bu konuda tepkili, öfkeli durumdadır ve bu ruh hâli giderek çaresizlikten kaynaklanan bir karamsarlığa dönüşmektedir. Yapılan değişik anket çalışmalarına bakıldığında yurt genelinde halkın en az %70’i Suriyelileri istememektedir. Bu oran değişik anket şirketlerinde %80’in üzerinde hatta %90’a yakın çıkmaktadır. Bu istiladan mustarip olan bazı şehirlerimizde oran daha yüksektir.

İstila kelimesini bilerek kullandım, birazdan o konuya döneceğim.


 

Ülkemizde bulunan Suriyelilerin sayısı resmi açıklamalara göre 3,5 milyon kişidir. Yine resmi rakamlara göre ülkemizde doğan Suriyeli bebek sayısı 385 bindir. Gerçek rakamın bunun çok daha üzerinde olduğunu söylemeye bilmem gerek var mı?

Ve Suriyeliler hızla çoğalmaya devam etmektedirler!

Sadece Kilis’teki Suriyeli oranının %80 olduğunu hatırlatırsam sanırım durumun vahameti daha iyi anlaşılır. Bir Türk şehri olan Kilis’te Türk vatandaşlarının sayısal oranı sadece %20’dir! Bu inanılır gibi bir tablo değildir.


 

Hatay, Adana, İstanbul ve şehrimiz Mersin’deki gerçek Suriyeli sayısını kaçımız biliyoruz? Tam sayıyı bilemesek de yarattıkları kültürel ve demografik sorunları hepimiz biliyor hatta iliklerimizde, kemiklerimizde hissediyoruz. Yetmez gibi ülkemizde giderek daha da pervasızlaştıkları için çok ciddi asayiş sorunlarına yol açmaktadırlar. Konunun uzmanlarına göre, çok yakın zamanda da içlerinden bazı grupların mafyalaşacakları öngörülmektedir.


 

Her konuda olması gerektiği gibi bu konuya da geniş bir perspektiften bakmalıyız. Aksi hâlde küçük ayrıntılarda boğularak konunun özünü kaçırırız.


 

Suriyeliler sorununun temeli esasında 1991 senesindeki ABD’nin çıkardığı Körfez Savaşı’nda atılmıştı. ABD’nin Ortadoğu bölgesindeki planı çok açıktır, nettir. Başından bu yana her şeyi gözümüzün içine bakarak aşikâr biçimde yapıyorlar. Düşüncelerini, plan ve tasavvurlarını gizleme gereği dahi duymuyorlar.

Plan 30 senedir aynıdır hatta bunu 100 sene önceye yani Sevr’e kadar götürebiliriz. Bu planda sadece gerek gördükleri yerde bazı rötuşlar yapıyorlar, bazı sözde geri adımlar atıyorlar fakat asıl hedeflerinden bir milim dahi şaşmıyorlar. Yapılmak istenen Büyük Kürdistan’ın kurulmasıdır. Bunun manası da Büyük İsrail’dir ve İsrail’in menfaat ve güvenliğine hizmet edecektir.


 

Bu planın 4 bacağı vardır.

Birinci bacağının temelini 1991 Körfez Savaşı ile attılar ve 2003 savaşında da nihai neticeyi aldılar. O netice de Irak’ın kuzeyinin merkezi devletten koparılarak ülkenin üniter yapısını parçalamaktı. Irak’ın kuzeyi Barzani’ye teslim edilerek planın ilk aşamasını kendi açılarından başarıyla tamamladılar.


 

Planın ikinci aşaması Suriye’den bir parça koparılmasıydı. Bu da lüzumsuz ve sebepsiz bir iç savaş çıkarılarak sağlandı. Bu savaşı elbette ki ABD organize etti, gerçek stratejik ortağı İsrail ise perde arkasından destekledi ve maalesef AKP hükümetleri yani Türkiye de büyük oranda ve çeşitli vasıtalarla destek verdi.

Konuyu dağıtmamak için AKP’nin bunu neden yaptığı, Müslüman Kardeşler (ihvan) tasavvurları, Emevi Camii’nde namaz kılınması, stratejik derinlik gibi konulara girmek istemiyorum. Bunlar ayrıca bir yazıda değerlendirilmelidir.


 

Pekâlâ, Allah aşkınıza Suriye’de neden savaş çıktı, neden insanlar öldü ve göç ettirildi bunun sebeplerini hatırlayan var mı? Pek çoğumuz hatırlayamayacaktır, çünkü yapılan her şey o kadar yapay, o kadar iğretiydi ki “Saddam’ın kimyasal silahı var” yalanının benzerini bile Suriye’de söyleyemediler. Veya o kadar pervasızlaştılar ve şımardılar ki gerekçe bulmaya bile ihtiyaç hissetmediler!


 

Planın ikinci aşaması tamamlanmak üzeredir. PYD/YPG oyalamalarıyla ciddi mesafe kat etmişlerdir ve Kürt koridoru, ya da siz bunu Amerikan koridoru olarak okuyabilirsiniz, oluşturulma çalışmaları aralıksız sürmekte ve denize çıkış için (Akdeniz) mücadele devam etmektedir.


 

Planın üçüncü ve dördüncü aşamaları İran ve Türkiye’den toprak kopararak projelerini tamamlamaktır. Böylelikle 4 ülkeden kopartılmış topraklarla “Büyük Kürdistan/Büyük İsrail” inşa edilmiş olacaktır.

Bu hususlar da yazının ana konusu olmadığından ayrıntıya girmeyeceğim.

Sadece şu hususu ilave etmekle yetineceğim: Bu 4 ülkeden koparılacak topraklarla oluşturulacak yeni Kürt devleti 20 Mart 2005 tarihinde açıklanan KCK Sözleşmesi’nde açıkça yer almaktadır. Bu sözleşmeye PKK’nın anayasası olarak bakmak doğru olacaktır. Çünkü tüm devlet örgütlenmesi bu metinde ayrıntılı olarak açıklanmaktadır.


 

Not (1): Yazının, “Suriyelilerin memleketimizi istila etmeleri” konusunun ele alınacağı 2. bölümü 22 Ağustos Perşembe günü yayımlanacaktır.


 

Not (2): Değerli dostlar, 22 Ağustos Perşembe gününden itibaren kişisel blogum mehmetsemihnane.com adresinde yeni bir “Şiir Köşesi” oluşturuyorum. Bu köşede hem kendi naçiz şiirlerim hem de Türk edebiyatının büyük şairlerinin şiirleri yer alacaktır. Hepinizi beklerim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.