Evet, dönelim ana konumuz Suriyelilerin memleketimizi istila etmelerine. Bu olay görünüş olarak öyle olsa da, esas itibarıyla, katiyen Suriye’de çıkan savaşın ortaya çıkardığı bir durum değildir. Görüntü böyledir fakat plan en az 30 sene evvelden yapılmıştır.

Suriye’deki kaos ortamı Türkiye’ye bu göçün yaptırılması için yaratılmıştır.

Belki değişen şartlara göre plan revizyon görmüştür ama temeli değişmemiştir. Suriye’deki bu savaş ve karışıklık ülkenin bölünmesi, çok büyük bir nüfusun Türkiye’ye göç etmesi ve onlardan boşalan yerlere PYD/YPG/PKK teröristlerinin yerleştirilerek sınırımızda bir terör devletçiği yaratılması için çıkarılmıştır.

(Bu, amaçlarından sadece biridir. Türkiye’nin demografik yapısının bozulması da bir diğer amaçtır).

Hatırlayınız, 2009 senesinde Suriye sınırındaki mayınlı arazi temizlenmesi karşılığında 49 yıllığına İsrail’li bir şirkete kiralık verilmeyecek miydi? Pekâlâ, daha ortada hiçbir şey yokken hükümet tarafından siparişi verilen 1,5 milyon çadıra ne demeli? Bunlar çok önceden yapılan ve kamuoyu tarafından öğrenilen Suriyeliler için yapılan hazırlıklar. Daha kim bilir önceden bilemediğimiz ne hazırlıklar yapıldı!

Yani Suriyelilerin bu kadar büyük bir nüfusla ülkemize geleceği hükümet tarafından biliniyordu.
 

Suriyelilerin Türkiye’ye göç ettirilmesi uzun yıllara dayanan projenin bir parçasıdır. Projenin bütünü Büyük Ortadoğu Projesi’dir ve hükümet kanadından defalarca söylendiği üzere Türkiye bunun eş başkanı olmuştur!

Maalesef Türkiye bu projenin gönüllü uygulayıcısı olmuş, ülkesine milyonlarca Suriyeli dolmasına bile-isteye göz yummuş ve müsaade etmiştir.

Yetmez gibi buradakileri ve gelecek olanları teşvik etmek için maddi yardım, ikâmet izni, iş yeri açma izni ve sağlık hizmetleri de dâhil olmak üzere pek çok avantajlar tanımıştır.

Türkler, hastane ve ilaca para öderken Suriyeliler için bu sağlık hizmetleri ücretsizdir. Türk üniversite öğrencilerine geri ödemeleri şartıyla aylık 470 TL verilirken, Suriyeli öğrencilere aylık 1200 TL karşılıksız, geri ödenmemek üzere veriliyor.
 

Yine yetmemiş olacak ki Suriyeliler hiçbir sınava girmeden ellerini kollarını sallayarak istedikleri üniversitede okuyabilmektedir.

Suriyelilere verilen haklar Türk vatandaşlarına verilmemektedir.
 

Üstüne ikramiye olarak (!) bir de bunlara vatandaşlık verilmeye başlanmıştır!

Hükümet ve devlet yetkililerimiz Suriyelilere misafir ya da sığınmacı demeyi tercih ediyorlar. Mülteci demekten hoşlanmıyorlar. Pekâlâ, sığınmacı ve mülteci aynı anlamda değil mi? Yine mi algılara hitap ediyorsunuz?
 

Bu gelenlere Türk milleti namına kimse misafir statüsü veremez.

Ülkemizin sahibi yani Türkiye Cumhuriyeti’nin ev sahibi Türk halkıdır.

Bu nasıl misafirliktir ki ev sahibi bu misafirlerden yaka silkmekte ve onları evinde istememektedir!

Bu ipsiz-sapsız, vatan nedir, vatana nasıl sahip çıkılır sorusundan habersiz işsiz-güçsüz serseri takımı ülkemizde nargile içer, sahillerde tatil yaparken boy gösterir, sorumsuzca gününü gün ederken bizim fidan gibi Mehmet’lerimiz orada şehit düşüyor. Bunu hangi vicdan kabul eder?

Neden eli silah tutan bu güruh memleketlerine gitmez ya da gönderilmez de bizim kınalı kuzularımız orada toprağa düşer?

Açıklanmaya muhtaç bir husus da eğer bu kişiler her bayramda rahat rahat, sorunsuz, tehlikesiz bir şekilde Suriye’ye tatil için gidebiliyorlarsa neden temelli gönderilmedikleridir!

Tüm bu soruların cevabı niyet’tir. Çünkü hükümet ve devlet yetkilileri bunların ülkemizde kalmasını istiyorlar. İçişleri bakanının son demeçlerinden biri her şeyi açıklamıyor mu? Bakan, “Suriyeliler bize rahmet ve bereket getirdi. Onlar yüz akımızdır. Keşke Türkiye’de doğan tüm Suriyeli bebekleri vatandaş yapabilsek” demiş.

Fazla söze gerek var mı?

Suriyelilerin Türkiye’ye göç ettirilmesi emperyalist bir plandır. Yöneticilerimiz de bu konuya tam destek vermişlerdir. Yunanistan sadece 50 bin Suriyeli ülkesinde diye kıyameti koparıyor. Bu sebeple AB, Yunanistan’a sesini kessin diye 600 milyon Avro vermedi mi? Yunanistan’daki Suriyeli sayısı bizdeki oranının %1’i kadardır!

Macaristan, Ekim 2016’da Avrupa Birliği’nin 2 yıllık bir periyotta ülkeye sadece 1294 mülteci yerleştirilmesi planını referandum yaparak reddetti. Evet, yanlış yazmadım, siz de yanlış okumadınız; sadece 1294. Bizdeki Suriyeli sayısı ise gerçek rakamlarla en az 5 milyon. Lütfen karşılaştırma yapar mısınız?!

Birkaç rakam daha vereyim: Tüm Avrupa’da Suriyeli göçmen/mülteci sayısı sadece 1 milyon. Bizim beşte birimiz. Tüm bu işleri tezgâhlayan ABD’de kaç kişi dersiniz? Sadece 21 bin!
 

Bu Suriyelilerin ülkemize kabulü ve Avrupa’ya yollanmaması için AB Türkiye’ye 3 milyar Avro sözü verdi ve sadece 1,5 milyarı geldi. Ne kadar onur kırıcı değil mi? Konu paranın gelmesi/gelmemesi değil.

Demografik yapımızın, kültürümüzün, asayişimizin, huzurumuzun bozulmasını para konusu yapmak. Bu uğurda para talep etmek. Hem de Suriyelilere bugüne kadar harcadığımız para 40 milyar dolarken. Evet, 40 milyar dolar! Hazin!

Şu an nüfusumuzun %5’inden fazlası Suriyeli farkında mıyız? Yıllar geçtikçe, doğum oranlarına da bakılınca 10 yıl, 20 yıl sonra sayıları kaç olur sizce? O günler geldiğinde etnik bir Suriyeli-Arap partisi kurarak Meclis’e girmeleri çok mu uzak ihtimal? Bu kadar mı milliyetimizi yok sayar olduk? Nerede kaldı Türk milleti olabilmek?

Demografik yapımız bozuldu, bu üreme hızlarına göre her geçen gün çok daha dramatik şekilde nüfus yapımız bozulacak haberimiz var mı?
 

Hangi aklı başında ülke nüfus yapısının bu şekilde bozulmasına müsaade eder ve göz yumar? Ve hangi gerekçeyle?
 

Suriyelilerin bırakınız ülkelerine yollanmasını Türkiye’de kalmaları en yetkili ağızlar vasıtasıyla istenir ve teşvik edilirken, üreme hızlarına bakıldığında kamuoyunda tartışılan şu soru haklı olmuyor mu?

Aynen naklediyorum:

“Acaba bir Türk, Kürt, Arap federasyonu kurmak için mi Türkiye’nin nüfus yapısı bilerek ve planlı bir şekilde bozuluyor?”

Tüm bu saptamalardan sonra çözümün nasıl sağlanacağını da söylemeliyim:

Çözüm, basit ve tektir. Suriye ile temas kurmak ve işbirliği yapmak. Çözüm konusunda sayfalarca yazıya, saatlerce konuşmaya hiç gerek yok. Suriye ile ilişkiler yeniden tesis edilir ise birlikte bu konu çok kısa sürede çözülür.

Yazıyı tamamlarken şunu da ilave etmeliyim. Sakın kimse bu Suriyeliler konusunda bana insan hakları savunuculuğu, kardeşlik, demokrasi havariliği, mazlumluk edebiyatı yaparak tiyatro oynamasın. Gerçekleri tarihsel olarak dayandığı tabanı da irdeleyerek yukarıda yazdım.

Zorda kalanlara kucak açmak, yardım etmek başka bir şeydir, emperyalist planlarla bağrımıza saplanan hançere ve iyi niyetimizi suistimal eden sözde misafirlere karşı çıkmak başka şey!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.