Değerli dostlarım, merhabalar.

Sosyal yaşamımızda her şey rayında giderken, kimse kimse ile kavga etmez. Hatta gereksiz bir şekilde sesini yükseltmez. Çünkü ortada sesini yükselteceği, kavga edeceği bir olay yoktur.

Ses yükseltme, üst perdeden konuşma ve hırçınlaşma gibi kimsenin haz etmediği davranış şekilleri genellikle bir problem ile karşılaştığımızda gelir karşımıza. Hiç kimsenin haz etmediği bu davranış şekillerini uzaktan bile olsa görseniz, bir problem ile karşı karşıya kalacağınızı bilirsiniz.

Ne yazık ki 2020 yılında Türkiye’de bu söylediğim ve kimsenin haz etmediği davranışlar, sıkça karşımıza geliyor ve üzülerek söylüyorum ki gelmeye de devam edecek. Özellikle ülkenin artık kanayan yarası haline dönmüş ve giderek kronikleşen ekonomi alanındaki polemiklerde ses tonu giderek hırçınlaşmaya, demeçler ise giderek bel altı vurmaya doğru emin adımlarla ilerliyor.

Çünkü vatandaş tarafı, işveren tarafı, hatta ve hatta iddia ediyorum devlet tarafı da ekonomi alanından şikâyetçi. Vatandaş eksi faiz ile parasının gözü önünde erimesinden, işveren ürettiğini satamadığından, devlet ise beklediği vergiyi toplayamamaktan(!) şikâyetçi.

İnanmıyorsanız siyasi figürlerin demeçlerine bir bakın. Konu adalet, hukukun üstünlüğü falan değil. Her demeçte konumuz ekonomi. Siyasilerin demeçlerini ekonomi alanına yönlendirmesindeki yegâne sebep oy isteyecekleri seçmenin şu anda tek derdinin ekonomi olması.

Fakat ses yükseltme, hırçınlaşma hatta yeri geldiğinde de bel altı savurmak bizim ülkemizin ne yazık ki siyasi kültüründe var. Biraz köşeye sıkışan ya sesini yükseltir, ya hakaret eder, ya da bel altı vurur. Hiçbir şey yapamayan ise uzaktan sen göreceksin anlamında parmağını sallar.

Senelerce bunlara oy verdik. Bana bir tane çirkin polemiğe girmemiş siyasi figür gösterebilir misiniz? Ne yazık ki gösteremezsiniz dostlarım. Çünkü bizim halkımız, bunu seviyor. Siyasiler de oy ve bir sonraki seçimin planları ile halka sevdiklerini gösteriyorlar.

Halk seviyor, oylar geliyor.

Gelmesine geliyor da…

Ekonomi elden gidiyor dostlarım. Nasıl mı gidiyor? Ekonomi denilen köyde sesinizi, hatta nefesinizi bile ayarlamanız gerekiyor. Aksi halde mi? Aksi halde yabancı yatırımcıyı ve kendi yatırımcınızı bulamazsınız. Unutmayın: Türkiye tasarruf yoksunu ama lüksü seven bir ülke. Hatta bu konuyla alakalı bir de yazı yazmıştım. Merak edenler tıklayabilirler: KÖYÜN HİKÂYESİ

Sözün özünü yazalım o halde…

Dostlarım, ekonomi hiçbir zaman birbirinden ayrılmaz güven ve istikrar isimli iki kardeşin omuzları üzerinde ayakta durur.

Bu iki kardeşten birisi veya ikisi de hasta olmaya başladığında panik yapmaya gerek yok. Zira tedavi reçetesi belli.

Bu iki kardeş, her zaman uzun vadeli planlarla; gerektiği noktada sözde değil özde yapılan yapısal reformlarla tedavi olabilir. Başka bir tedavi şekli ve reçetesi, sadece geçici bir tedavidir.

İşte reçeteyi verdim. Hadi gidin kurtarın şu ekonomiyi…

Yapamazsınız. Çünkü reçeteye sahip olmanız, tedavi edebileceğiniz anlamına gelmez. Neden mi?

Çünkü bazı hastalar tedavi sürecini yakından takip etmek, ona şu an ne yapılacağını anlatan doktorlar ile çalışmak isterler. Yani dostlarım: Reçeteyi bilmek, tedavi etmeye yetmez.

Yani bir “ Al şu ilacını iç, bıktım senden “ demek var.

Bir de “ Ağrı kesicinizi getirdim, ağrılarınıza iyi gelecektir” demek var.

Bana inanmıyorsanız, atasözüne inanın:

 “ Tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır “ 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.