Durkheim, intiharın toplumsal nedenlerini ele almadan önce, toplumsal olmayan nedenleri üzerinde durur ve bunların intiharla olan ilişkilerini belirlemeye çalışır.

Psiko-organik ve fizik çevre gibi toplumsal olmayan nedenlerle intihar oranlarını istatistiksel olarak karşılaştırır. Ona göre, akıl hastalığı, sarhoşluk ve ırk gibi

psiko-organik özelliklerle intihar arasında zorunlu bir ilişki yoktur. Akıl hastalığı oranı kadınlarda daha yüksektir, oysa intihar oranı erkeklerde yüksektir. Yine, Yahudilerde delilik oranı yüksek olduğu halde, intihar oranı düşüktür. Almanya’nın bazı bölgelerinde, diğerlerine oranla alkol tüketimi fazla olmasına rağmen, buralarda intihar oranının az olması ve Germen ırkına bağlı toplumların her birinde intihar oranlarının farklı olması sarhoşluk ve ırk gibi değişkenlerle intihar arasında bir ilişki olmadığını gösterir. İklim ve kosmik etmenlerle intihar arasında zorunlu bir ilişkinin olmadığını da, belirli bir toplumda çağdan çağa intihar oranının değişmesini göstererek belirtir. Bazı mevsimlerde intihar oranının artması ya da gündüzleri intihar oranının geceye göre daha fazla olması, o zamanlarda toplumsal hayatın daha yoğun bir biçim almasındandır. Durkheim, toplumsal olmayan etmenlerle intihar arsında zorunlu bir ilişki olmadığını belirtmekle beraber, bu etmenlerin dolaylı etkilerini de yadsımamaktadır.

    Teknolojinin hızla gelişmesi ile birlikte insanlar birbiri ile aktif ve samimi iletişimini iyice kaybetti. İnsanlar aynı masada birçok kişi ile yalnız oturuyor. Önce ekonomik zorluklar ve makineleşme ile insanlar yaptığı ürüne yabancılaştı. Sonra insanlar birbirine yabancılaştı. Ürüne ve eşyaya yabancılaşan, sonrasında diğer insanlara yabancılaşan birey en son kendine yabancılaşıyor. Topluma ve kendine yabancılaşan insanların artması ile birlikte toplumda anomi dediğimiz normsuzluk, kuralsızlık hakim oluyor. İşte son günlerde artan benzer intiharların en temel nedeni budur: Anomi. 

     Anomi kavramı, kısaca sosyal düzenin işlememesi, bozulması durumunda ortaya çıkan bir normsuzluk ve kuralsızlık durumunu ifade etmek için kullanılır. Anomi kavramı, kişisel ve zihinsel bir duruma; yani psikolojik bir duruma değil  sosyolojik bir duruma ilişkindir. Bireysel çıkarlar ve ortak kültürel bilinç arasında yaşanan gerilimden kaynaklanır.  Normsuzluk ve kuralsızlık anlamına gelen anomi kavramını kullanan ilk isim Fransız Sosyolog Durkheim’dır. ‘’İntihar’’ adlı eserinde Durkheim, anomiyi şöyle tanımlar: ‘‘Bir davranışta bulunması gerektiğinde hangi normu ölçüt alacaklarını bilemez duruma gelen bireylerin toplumla bütünleşmelerini engelleyen düzensizlik durumu.’’

     Sanayileşmenin gelişmesiyle beraber arzular çoğalır ve tam da geleneksel kuralların otoritesini kaybettiği bir anda, bu arzuların sunduğu zengin ödül insanları kışkırtır ve onları daha çok açgözlü ve denetime karşı daha çok tahammülsüz kılar. Tutkuların dizginsiz kalması, tam da daha fazla disipline ihtiyaç duydukları anda düzensizlik, yani anomi durumunu iyice yoğunlaştırır. Durkheim’a göre sosyolojik olarak intiharlar üç şekilde gerçekleşir. Anomi bunlardan ilkidir. İkinci intihar şekli ise bencil intiharlardır. Bireyin toplumsal çevresi ile bütünleşememesi sonucu oluşan intihardır. Bir anlamda bireyin toplumsal bağının zayıflaması ya da kopması, intihar eğilimini artırmaktadır. Bir de bunun tam tersi olan intihar şekli vardır. Kişinin toplumla bağının çok güçlü olmasından kaynaklanır. Burada birey, grup kuralları ve normları gereği intihar etmektedir. Durheim’a göre, sadakat kavramına büyük önem veren askerler arasında, intihar oranları, sivillere göre daha yüksektir. Yine Japon ailelerin aralarındaki bağlar son derece sıkıdır ve Japonya’da intihar oranı halâ diğer toplumlardan daha fazladır. Japonlar arasındaki hara kiri geleneği bu intihar şeklinin bir başka örneğini oluşturmaktadır.

     Özetle; intihara oranlarının artmasına ruhsal nedenler katkı sağlasa da intiharların nedeninin toplumsal olduğu inkar edilemez bir gerçektir. Ancak intihara sürükleyen bu toplumsal güdüler toplumdan topluma, dönemden döneme değişiklik gösterebilir.

     Son olarak bu ara gündemde olan bir saçmalığa değinmek istiyorum: Manevi Danışmanlık. Psikoloji Bilimi yıllardır belli temellendirmelere dayanan bir bilimdir. Deney, gözlem ve birçok istatistiksel araştırma yöntemi ile kanıtlanabilirdir. Psikolojik Danışma yapacak olan meslek grupları bellidir. Manevi danışmanlık hiçbir altyapısı olmayan, maalesef yine bizim ülkemizde uydurulmuş bir saçmalıktır.

     İntiharları manevi danışmanlık ile çözemezsiniz mesela. Toplumun ve bireyin ruh sağlığını dini telkinler ile düzeltemezsiniz. Psikolojik sorunları dua ile çözemezsiniz. Değişimi uydurduğunuz yalandan hikayeler ile sağlayamazsınız. Uydurulmuş bir din anlayışı ile toplumu susturabilirsiniz ancak intiharlarını engelleyemezsiniz.

‘‘ Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe,

Allah da onların durumunu değiştirmez.’’

                                                      (Ra’d-11)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.