Hekim mesleğinin gündem ve sorunlarından uzaklaşmış, birlik ve dayanışma kavramını meslektaşları dışında sınıf, örgüt veya etnik yapılarda arayan ve yaşayan; üstelik kendisini ‘’çağdaş’’, ‘’demokrat’’, ‘’iyi hekim’’ olarak nitelendirenler ile bu ülkenin gerçek gündemini ve hekimlerin gerçek kaygılarına neden olan sorunlara karşı güç birlikteliği ile kimseyi ötekileştirmeden çözüm arayanların yarıştığı bir seçimin arifesindeyiz. Bugün ki Tabip odası zihniyeti, düşüncesi, tavrı, söylemleri ve tekçi yapısı ile biz hekimleri temsil etmemektedir.

Cumhuriyetimizin birliği, ülkemizin bağımsızlığı, sınırlarımızın güvenliği, vatanın bütünlüğü durumunda ‘’iyi hekimlik’’ yapılabileceğine inanıyoruz. Ülkemizin bütünlüğünü tehdit eden koşullarda ‘’iyi hekimlik’’ yapmanın mümkün olmadığını biliyoruz. Ne yazık ki mevcut TTB yönetimi ülkemizin içinde bulunduğu durumu, Dünya ve Türkiye konjonktüründe iyi değerlendirememektedir. Atatürk’ün antiemperyalist hekimlerinden bugün emperyalist güçlerin ayrıştırma politikasının bilerek ya da bilmeyerek aktörü gibi davranan, mikro milliyetçi tutum ve söylemlerde bulunan bir hekim örgütüne dönüşmüş olmasını kaygı ile izliyoruz. Dar ideolojik anlayış ile Tabip odaları politize edilmiştir.

Milli bekamız için zorunlu olan Afrin harekâtı, meşru bir müdafaadır. Türk Tabipleri Birliği’nin böylesi önemli bir süreçte Antiemperyalist bir tutum göstererek ve milli bir duruş sergileyerek Devletinin yanında olması gerekirken ‘’Savaş Halk Sağlığı sorunudur’’ diyerek açıklama yapmasını kafa karışıklığı olarak görmemizin dışında çok iyi niyetli de bulmuyoruz. Bu açıklamadan önce TTB keşke PYD’ e seslenseydi ve Türkiye sınırına gerçekleştirilen 700’den fazla saldırı sonucunda 24 sivil ve masum vatandaşımızın ölümüne neden olan teröristlere durun deseydi.

Afrin harekâtı çıkışından çok öncede Türk Tabipleri Birliği’nin birçok yanlış söylemleri ve duruşuna şahit olduk. 65. Büyük kongresi de aldığı kararlardan 4. Madde hekim camiasında çok tepkiyle karşılanmış ve bu kararın alınması sonrası Tabip odalarından çok sayıda hekimin istifasına neden olmuştu.

Ne diyordu bu madde isterseniz olduğu gibi aktarayım;

Nobel Barış Ödülü sahibi, insan hakları savunucusu Adolfo Perez Esquirel  ve Amerikalı ünlü filozof ve dilbilimci Noam Chomsky’nin de aralarında olduğu, dünya çapında tanınan çok sayıda kişinin çağrısı ile ilan edilmiş olan 1 Kasım Dünya Kobani günü kapsamında, pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de IŞID vahşetine karşı direnmeye çalışan Kobani halkıyla dayanışma duygularının paylaşıldığı yürüyüşlerin yapılmakta olduğu; Büyük Kongremiz ile aynı güne denk gelen bu yürüyüşlerden Ankara’da yapılana Türk Tabipleri Birliği Büyük Kongresini temsilen katılmaya ilişkin önerge oy çokluğu ile kabul ediliyor.

Kapitalist sistemin güya sosyalist ortağı YPG terör örgütünü direnişçi diye tanımlayan ve çıkardığı isyana destek kararı alan meslek örgütü biz Türk hekimlerini hiçbir şekilde temsil etmemektedir.

Yine Türk Tabipleri Birliği merkez konseyi üyesi Dr. Fatih Sürenkök sözde emek ve demokrasi güçleri ile birlikte 15 Aralık 2015 günü yaptığı basın açıklamasında (Bu basın açıklamasında toplanan kalabalık Kürdistan faşizme mezar olacak sloganları attığı için polis müdahale etmiştir); Cizre, Silopi, Şırnak ve Ağrı’da halkın sağlığa erişiminin Devlet tarafından engellendiğini iddia etmiştir. Kürt vatandaşlarımız hastaneye gidemediği için yaşamını yitirmiştir, Özel harekât timleri istediği insanı acil servise almakta istemediğini almamaktadır gibi gerçeği yansıtmayan beyanatlarda bulunduğu gibi bu söylemleri ile biz hekimleri ciddi anlamda rahatsız etmiştir.

Bir diğer kabul edilemez açıklama İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Selçuk Erez den gelmiştir; ‘’Kürt halkının temsilcisi Apo’ dur, barışa inanıyorsak bir an önce masaya oturmalıyız şeklindeki ifadeleri kabul edilemezdir ve biz tabipleri temsil etmemektedir.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyesi Dr. Şehmuz Gökalp ile birlikte Diyarbakır Tabip odası başkanı ve üyeleri, Şanlıurfa Tabip Odası üyesi doktorlarından oluşan bir heyetle, 16-23 Ocak 2015 tarihleri arasında, Kobani’de savaş koşullarında verilen sağlık hizmetleri açısından gözlem ve izlenimlerde bulunmak, sağlık erişimi ve sağlık organizasyonu, medikal-sarf malzemesi ve personel ihtiyacını belirlemek ve durum tespiti yapmak için Kobani’yi ziyaret etti. Bu ziyaret sonucu yapılan basın açıklamasında Kobani kantonu başkanı Enver Müslim’e ve PYD eş başkanı Asya Abdullah’a teşekkür ediliyor. Ve deniliyor ki Kobani halkı bugün kendi onuru ve insanlık onuru için çarpışmaktadır. ‘’Bildiğiniz gibi onur, insanlığın ortak paydasıdır’’ ve Kobani’de sağlık hizmeti sunan değerli sağlıkçıları tekrardan selamlıyor ve bu zaferin birazda iyi hekimliğin zaferi olduğunu biliyoruz açıklaması yapılıyor.  Amerika’nın bölgesel çıkarlarına hizmet eden ciddi askeri mühimmat ve eğitimle desteklediği, benim karasal gücüm dediği PYD ve YPG’ in kontrolü altındaki Kobani’ ye TTB neden bu kadar hassasiyet gösteriyor anlamış değiliz. Türkiye Kobani konusunda Uluslararası toplumla birlikte hareket etmiş ve Ankara o süreçte Kobani Halkına insani yardıma kesintisiz devam etmiştir. İsterseniz buradan TTB’nin iki yüzlü tutumuna örnek olacak bir başka detayla devam edelim. PYD-YPG, ABD Suriye’nin Haseke ve Rakka vilayetlerinde Tel Abyad bölgesi de dahil olmak üzere ele geçirdiği bölgelerde muhalif Arap ve Türkmenlere yönelik tehcir politikası uygulayarak, demografik mühendislik çabasına girmiştir. Köy yakma, ürün ve mallara el koyma, yargısız infaz ve toplu cezalandırma gibi savaş suçu olarak kabul edilecek eylemleriyle, bölgenin demografik yapısını değiştirerek bölgeyi kendisi için yönetilebilir kılmak istemiştir. YPG’nin bu adımları Uluslararası Af Örgütü ve Suriye İnsan Hakları Ağı gibi muteber örgütler tarafından uydu görüntüleri de kullanılarak raporlaştırılmış ve ABD’nin YPG’ in işlediği savaş suçlarını görmezden gelme eğilimine yönelik ciddi eleştiriler dile getirilmiştir.

Türk Silahlı kuvvetlerinin Afrin operasyonunu eleştiren Türk Tabipleri Birliği Diyarbakır’da PKK terör örgütü tarafından şehit edilen Dr. Abdullah Biroğlu’nun ölümü ile ilgili PKK’yı kınayan tek açıklama yapmamıştır.

Ulus kavramı ile sorunu olduğu belli olan TTB’nin bir diğer akıl karışıklığı Ana dilde eğitimdir. Ana dilde eğitimi savunan ve Hekimlerin tayin olduğu illerde kullanılan yerel dilleri öğrenmeleri için kurslar düzenlenmesinin önünün açılması gerektiğini söyleyen TTB bununla da kalmamış meydanlara çıkarak Ana dilde eğitimi savunmuştur. 8 Şubat 2015 Pazar günü Kadıköy’de gerçekleştirilen ‘’Bilimsel, Laik, Ana dilde Eğitim’’ mitinginde TTB adına 2. Başkan Prof. Dr. Raşit Tükel’in de katıldığı hekimler TTB-İstanbul Tabip Odasının ‘’Laik, Bilimsel, Demokratik, Ana dilde Eğitim’’ pankartı arkasında yürüyüşe katılmışlardır. Laik, demokratik, bilimsel eğitim hepimizin arzuladığı ve olması gereken eğitim şeklidir ancak Ana dilde eğitim dediğinizde Türk milletini ayrıştırıcı bir dil kullanmış olursunuz. Anayasamızın 3. Maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Anadili Türkçedir ve bu madde değiştirilemez değiştirilmesi dahi teklif edilemez maddelerinden biridir. Bizim kabul ettiğimiz Atatürk milliyetçiliği 1924 Anayasası’nın 88. Maddesinde ve Atatürk ilkelerinde de belirtilmiş olan dil ve ırk ayırımı gözetmeksizin, Ulus tanımını dil, kültür ve siyasi birliktelik değerlerine dayandıran milliyetperverlik anlayışıdır. Bizlerin Türk Milletine olan bağlılığını ırkçılık hatta faşistlik olarak değerlendiren TTB mevcut yönetimi aslında kendisi mikro milliyetçilik yapmaktadır ve ülkesinin asli değerlerine zıt düşmektedir. Türk Tabipleri Birliği’nin başındaki Türk ismini büyük bir gurur ve onurla taşımaya devam edeceğiz ve kaldırılmasını da asla kabul etmeyeceğiz.

Türk Tabipleri Birliği 6023 sayılı yasa ile kurulmuş kamu kurumu niteliğinde meslek örgütüdür öncelikli görevleri; Hekimlik mesleğinin çıkarlarını her platformda dile getirmek, mesleğin üyelerinin maddi, manevi haklarını korumak, meslek disiplinini sağlamak, Tıp eğitiminin her alanında söz söylemek ve Halkın sağlığını korumak, kollamak, herkesin kolay ulaşabileceği kaliteli ve uygun maliyetli sağlık hizmeti için çalışmaktır. Biz Hekimlerin bir an önce çözülmesi gereken öncelikli sorunlarımız vardır. Can güvenliğinden yoksun henüz sağlıkta şiddet yasası olmayan, yıpranma payı ve fiili hizmet zammından yoksun, sağlıklı, verimli çalışma koşullarını yitirmiş, aşırı yük altında, tükenmişlik sendromunu yoğun yaşayan, performans kaygısı yüzünden özlük haklarından yeterince yararlanamayan, yanlış sağlık politikaları altında ezilen hekimlerin düşürüldükleri durumdan kurtulabilmeleri için mücadele edilmelidir. İç ya da dış siyaset Hekim örgütünün ilgi alanı olmamalıdır. TTB’nin marjinal tutum ve söylemleri itibar kaybına neden olmaktadır. Bu kadar değerli bir mesleğin itibarsız bir konuma düşürülmesinde Türk Tabipler Birliğinin yanlış duruşunun da katkısı vardır. Bir an önce akıl karışıklıklarından kurtularak asıl misyonuna geri dönmelidir.

Dr. Ruhsar Uçar

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Huseyin Ogrenci 2 yıl önce

Biz hekimler uyarıyoruz:

Savaş, doğada ve insanda tahribat yapan, toplumsal yaşamı tehdit eden, insan eliyle yaratılan bir halk sağlığı sorunudur.

Her çatışma, her savaş; fiziksel, ruhsal, sosyal ve çevresel sağlık açısından onarılmaz sorunlara yol açarak büyük bir insani dramı da beraberinde getirir.

Yaşatmaya ant içmiş bir mesleğin mensupları olarak, yaşamı savunmanın, barış iklimine sahip çıkmanın birincil görevimiz olduğunu aklımızdan çıkarmıyoruz.

Savaşla baş etmenin yolu, adil, demokratik, eşitlikçi, özgür ve barışçıl bir yaşam kurmak ve bunu sürekli kılmaktır.

Savaşa hayır, barış hemen şimdi!
Bildiri tam olarak bu, ne eksik ne fazla

Avatar
Huseyin Ogrenci 2 yıl önce

Ayrıca grubunuzu Mersin Time isimli bir diğer yerel gazeteden de takip ediyorum, kendilerinin sunduğu destek takdire şayan.Oldukça laik, cumhuriyetçi çevreler oldukları aşikar