Bir Ülkenin gelişmişliğini yani kalkınma düzeyini değerlendirirken ekonomik büyüme değerleri, bunun içinde de en çok bakılan parametre kişi başına düşen milli gelir olmuştur.Oysa biliyoruz ki ekonomik büyüme yoksulluk gerçeğini ortadan kaldırmamakta  ve ortaya çıkan çeşitli toplumsal sorunlara çözüm getirememektedir.
Ülkelerin kalkınma düzeylerini belirleme de kullanılan en yaygın ölçümlerden biri de Birleşmiş Milletler Kalkınma Proğramı(UNDP) tarafından kullanılan ‘İnsani Gelişmişlik Endeksi’dir.Bu Rapor 1990 yılından beri her yıl yayınlanmaktadır.Endekse göre Ülkeler 4 gruba ayrılmaktadır.Çok yüksek,Yüksek,Orta ve Düşük İnsani Gelişme şeklinde.
İnsani Gelişme Endeksi (İGE) üç temel boyutta değerlendirilmektedir;uzun ve sağlıklı bir yaşam,bilgiye erişim ve insana yakışır bir yaşam standartına erişmek.
Uzun ve sağlıklı yaşam boyutu;ortalama yaşam beklentisiyle ölçülür.
Bilgiye erişim;a-yetişkin nüfus arasında ortalama okula gitme süresiyle,25 yaş üstü bireylerin ömürleri boyunca ortalama eğitim alabildikleri süreyle,
b-Okula başlama yaşında ki çocuklar için beklenen okula devam süresi, çocuğun toplam öğrenim görme süresi beklentisi,
Yaşam standartı da, kişi başına düşen Gayri Safi Milli Gelir ile ölçülür.
İGE Ortalamaya dayalı bir ölçme yöntemidir; bu yüzden de eşitsizlikleri görünür kılmıyor.Eşitsizlikleri dikkate alan EUİGE, ilk kez 2010 yılında yayınlandı.Bir Ülke de eşitsizlik arttığında insani gelişmede ki kayıpta artıyor.Türkiyenin 2013 yılında 0,759 düzeyinde ölçülen İGE değeri, insani gelişmede ki eşitsizlik farkı düşüldüğünde ;%15,8’lik bir kayıpla 0,639’a iniyor.Türkiye 187 ülke arasında 69.sırada  ve yüksek insani gelişme gurubunda yer alıyor(!!!)
Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi(TCEE):
TCEE Cinsiyete dayalı eşitsizlikleri üç boyutta yansıtıyor;Üreme Sağlığı,Kadının güçlendirilmesi ve Ekonomik Faliyetler şeklinde sıralanıyor.
Üreme Sağlığı Anne ölüm ve Ergen Doğrganlık oranıyla ölçülüyor.
Kadının güçlendirilmesi Parlemontada ki Kadın Milletvekillerinin sayısı ve her iki cinsiyetin orta ve yükseköğrenime devam etme oranlarıyla ölçülüyor.
Ekonomik Faliyetler ise,Kadın ve Erkek olmak üzere her iki cinsiyetin iş gücüne katılımları ile değerlendiriliyor.
Türkiye,2013 endeksinde 0,360’lık TCEE değeri ile 149 ülke arasında 69.sıradadır.
Türkiye’ de Parlemontada ki sandalyelerin %14,2 de Kadın Milletvekilleri oturuyor.
Yetişkin Kadınlar arasında en az Orta Öğrenim görmüş olanların oranı%39 iken, bu oran erkeklerde %60 olarak göze çarpıyor.
Her 100.000 canlı doğumda 20 kadın hayatını kaybediyor ve Ergenler arasında doğurganlık oranı ise 1000 canlı doğum başına %30,9 olarak dikkat çekiyor.
Kadınların iş gücü piyasasına katılımı %29,4 iken, erkeklerin katılım oranı %70,8 oranında seyrediyor.
Şimdi siz biraz önce parantez içindeki üç ünlem işaretini anlamaya başlamışsınızdır. Yazının sonunda oraya geleceğim.
Kırılganlık Kavramı:
İnsani Gelişme konusunda gerçek ilerleme, yalnızca insanların eğitim alma,sağlıklı olma,makul bir yaşam standartına sahip olma ve güvende hissetme haklarını ve kritik öneme sahip seçeneklerini genişletmekle değil aynı zamanda onlara verilen bu hakların ne kadar güvende olduğunu  ve mevcut koşulların sürdürülebilir insani gelişme için yeterli olup olmadığınısorgulamakla kaydedilir.Kırılganlıkları ortaya çıkarma ve değerlendirmeden İnsani Gelişme alanında kaydedilecek ilerlemeler eksik kalmaya mahkumdur.
Kırılganlık kavramı, şoklara karşı sigorlanmayı , mülk ve gelirleri çeşitlendirmeyi de kapsayan Risk Yönetimini  kapsamaktadır.Aşırı yoksulluk ve yoksunluk içinde yaşayanlar en kırılgan grupta yer alırlar.
2,2 milyardan fazla insan çok boyutlu yoksulluk içinde hayatını sürdürüyor.Bu da Dünya nüfusunun %15’den fazlasını temsil ediyor.Dünya nüfusunun yaklaşık %80’i kapsamlı sosyal güvenlikten mahrum. Yaklaşık %12’si(842 milyon)kronik açlıktan muzdarip ve Dünyada ki tüm çalışanların yaklaşık yarısıda (1,5 milyardan daha fazla) kayıt dışı ya da istikrarsız şekilde istihdam ediliyor.
Evet böyle bir Dünyada yaşıyoruz. Gerçeğimiz tam olarak bu.Bir avuç zengin yöneten bir sınıf, diğer yandan yoksul,aç  yönetilen, sömürülen  milyarlar.
B u yazıyı yazarken önce kendime  ve çevreme uyarladım. Benim Risk Yönetimim ne durumda ve Hayatımda yaşayabileceği muhtemel kırılganlıklar karşısında nasıl bir durum sergileyeceğim.Çok yakında yaşadığımız bir örnekle başlayayım. Ben Doktorum, eşimde Hakim. Yani Türkiyenin en Prestijli ve en iyi gelir getiren iki mesleği ne sahibiz. Geçen yaz eşim ciddi bir Kalp Problemi geçirdi ve kalbinde ki damarlarına üç stent takılması gerekti.Tercih yapmamız gerekiyordu; Çin Malı 35 liralık , çabuk tıkanan stentlerden mi taktıracaktık yosa genç yaşına acıyıp bir şekilde parayı bulup son teknoloji ürünü eriyebilen ama çok pahalı kaliteli stentlerden mi taktıracaktık. Tabi ki ikincisini tercih ettik sağlık olunca akan sular duruyor değil mi ama eğer riski karşılayabilirseniz.Biz gariban iki yüksek maaşlı ne yaptı dersiniz Stentleri karşılayabilmek için Arabamızı sattık çünkü tamamlayıcı özel sağlık sigortamız yoktu.Böyle bir sigorta yaptırabilecek kaynak ayıramazmıydık. Elbette zorlasak ayırabilrdik.Ama yıllardır bize ödenen maaş daha  elimize geçmeden  bir sürü kalem altında kesintiye uğruyor.Biz bu Devletin Memuruyuz. Sosyal bir Devlette yaşıyoruz  Anayasal tanıma göre. Yani Devlet Bireylerin Sağlık Hakkının koruyucusu olmalı.Bizim arkada birikmişimiz olmadığından sınıfta kaldık. Bazen düşünüyorum.Eşimin de benimde Aile büyüklerimizden birini aniden kaybetsek, mezar parası, cenaze ve yemek masrafları deyince bayağı bir yekün tutacak masrafı karşılılamak için ne yaparız; heralde bu defada kredi çekmek zorunda kalırız.Peki diyelim ki komşumuz Suriye deki gibi bir savaşın ortasında kalsak ve bizde onlar gibi göç etmek zorunda kalsak hiç düşündünüz mü ne yapardınız. Hadi diyelim ki çok şanslısınız burdaki evinizi ,arabanızı satabildiniz ve cebinizde parayla kendinizi kurtarmak için başka bir ülkeye de göç edebildiniz yani bayağı şanslısınız.Cebinizdeki para gittiğiniz Ülkede hayatınızı idame ettirmede ne kadar süre yetecek. Ya Enternasyonel geçerliliği olan bir mesleğinizde yoksa.Biraz zor değil mi bunda da sınıfta kaldık gibi .
Akkuyu da bir Nükleer  Santral santral yapılması planlanıyor malumunuz. Diyelim ki bu santralda bir patlama meydana geldi.Ve bir sürü yaralınız var, bunların içinde doğal olarak bir çok yanık vakası da var. Hangi Hastanenizin hangi yanık ünitesi ya da yoğun bakım ünitesi bu ihtiyacı karşılayabilecek. Nükleer atıklardan temizlenmek için bir üniteniz varmı?.Bunun cevabı da Hayır değil mi? Yine Risk Yönetiminde sınıfta kaldık.
Özelleştirme adına neredeyse tüm Milli varlıklarımızı sattık savdık. Diyelimki bir savaş çıktı: A’dan Z’YE  ihtiyaçlarımızı kimden karşılayacağız. Para da yok.
Yabancı yatırımcının para transferi üzerine kurulmuş Borsamızdan bir gecede sıcak para çıkışı olursa ne yapacağız.
Bu örnekleri çoğaltabilir ve yaşamımızın her alanına uyarlayabiliriz.
Peki gerçekte neyi yansıtıyor bu İnsani Gelişmişlik Endeksi ve bunu hazırlayan UNDP ‘nin aslında başka bir amacı mı var.187 Ülke arsında 69.sırada olmamız ve Zengin Ülke grubunda kabul edilmemiz  yaşadığımız Türkiye gerçeğini yansıtıyor mu?Cevabınızı duyar gibiyim. Sonuçta Aklın yolu birdir.Hep diyorum Uyanık olmak lazım, akıllı olmak lazım.Bu Ülkeyi sevmek lazım, Oyuna gelmemek lazım.Bir olmak lazım,birlik olmak lazım, kardeşlik hukukunu güçlendirmek lazım,ortak paydada buluşmak lazım,Antiemperyalist olmak lazım.
Dostça kalmak lazım… 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.