Sevgili dostlar, tekrardan merhaba. Ailemle beraber hafta sonu Türkiye’nin kalbi olarak adlandırdığımız İstanbul’daydık. Size eşsiz (!) İstanbul deneyimlerimi yazacak kadar ünlü bir yazar olmadığım ve sizin de bu tip bir yazıyı okumayacak kadar akıllı olduğunuzu bildiğim için; ne yazık ki bu tip bir yazı kaleme almadım. Fakat size Türkiye’nin neden düzelmeyeceğini anlatabilirim. Hazırsanız başlayabiliriz.
Uzun süredir yaşamayı bıraktığım İstanbul, bildiğiniz gibi. İnanın değişen tek bir şey yok; İstanbul, aynı bıraktığımız İstanbul. Eşimle, bu seyahatimizde bir değişiklik yapalım araba yerine metro kullanalım istedik.  Zaten ne olduysa da orada oldu. Ama hata bende. Ah be kardeşim, gül gibi Ferrari kapının önünde yatırılır mı be? 
Seyahat ettiğimiz metro, durağa geldiğinde kapıya doğru yöneldim. Normal şartlarda, araç içindekilerin inmesi, sonrasında ise araç boşaldığında yeni bineceklerin binmesi gerekiyordu. Ne oldu neye gülüyorsunuz? Gülmenizden anladığım kadarıyla siz de az sonra bahsedeceğim konunun ya suç ortağı ya da mağdurusunuz demektir. Dilerim mağdursunuzdur ve beni eğitimsiz bir kitle takip etmiyor; okumuyordur.
Daha araçtan inmeden üzerime üzerime bir kalabalık geldi ki sormayın. Görüntüyü tahmin edebiliyorsunuzdur. Yaşlı amcalar, teyzelerden tutun pırıl pırıl bakışlarıyla bu ülkenin teminatı saydığımız gençlerden oluşan bu topluluktan gerçekten korktum. “Biz bir inelim” dememe kalmadı, bir abla yanıma yanaşıp “İstanbul’a ilk gelişiniz mi? “Diye sordu. Zaten benim için film de orada koptu.
Hayır ne ilk gelişimdi ne de son gelişim olacaktı. Ben sadece İstanbul’dan uzak kaldığım 5-6 senede, ülkede bir değişiklik olduğunu; ülkedeki gelişimin de en iyi olarak Türkiye’nin mozaiği olarak saydığımız İstanbul’dan gözlemlenebileceğini düşünmüştüm. Gel gör ki, gerçek yüzüme sert bir tokat gibi vurdu. Yani dostlar, aslına bakarsanız gerçekten düşündüğüm gibi oldu ve gerçeği gördüm.
Biz eğer bir değişiklik yapmaz isek; eğitim kelimesini sadece okul bitirmek olarak anlamlandıran ve hayatlarını aldıkları notlara göre şekillendiren, mezun oldukları okullarla övünen, hiçbir noktasını bilmediği mesleklere gönül veren (!) insanlarla dolup taşacağız. 
Eğer bu şekilde yaşamaya ve hayatımıza kaldığımız yerden devam edersek eğitim dediğim şey; inanın ülkenin her noktasında karşımıza tüm gerçekliği ile çıkmaya devam edecek. Liyakatsiz atamalar, hukuksuzluklar, adam kayırmalar, işe göre adam yerine adama göre iş bulmalar… Liste uzayıp gidecek. Sonuçta olan bu ülkeye olacak. 
Az önce bahsettiğim inenleri beklemek gibi çok basit bir davranışı bile yapamayan, yapmak istemeyen, durumu işine göre kullanan bir nesil yaşıyor şu an güzel ülkemizde. Sorsanız çoğu üniversite mezunu. Güzel kardeşim, sen daha modern dünyaya entegre olduğunu gösterecek olan en ufak bir hareketi sergilerken zorlanıyorsun. Anlamadım, yabancı diliniz İngilizce miydi, bir daha söyler misiniz? 
Sözün özünü yazalım, yazıyı da kapatalım. 
Mert Yılmaz, Sadi Uzunoğlu, Atilla Yeşilada, Asaf Savaş Akat ve adını zikredemediğim sevgili hocalarım. Size bir iyi bir de kötü haberim var. Önce kötü haber ile başlayayım. Kötü haber şu, bu ülke sürekli yerinde sayacak ki zaten bu haberi siz benden önce biliyordunuz. Çünkü ceteris paribus ortamı devam ediyor. Yani, sürekli aynı şeyleri deniyor, aynı sonucu alıyoruz. Bu şekilde devam edersek de almaya da devam edeceğiz. Fakat iyi haber ise şu: sizler ülkeyi gezerek düzenlediğiniz konferans, eğitim ve seminerlere; ben de bu köşeden sizlere elimden geldiğince, karınca kararınca destek vermeye devam edeceğim. Sonuçta hepimiz ekmeğimizin (!) peşindeyiz.
Neyse, sözün özü bu sefer biraz uzun oldu. Kusura bakmayın.
Geçenlerde o meşhur eğitim durumumuzu, 3 senede bir ortaya koyan 15 yaş grubu evlatlarımıza yapılan PISA testinin sonuçları açıklandı. Test sonuçları için “Hala kötü ama gelişme var” diyen arkadaşlar veya sadece “gelişme var “diyen arkadaşlar, lütfen yazıyı bir kere daha okuyun. Zaten okuyunca Türkiye’nin neden hemen hemen her anlamda yerinde saydığını anlayacaksınız…
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.