Eylül Yağlıkara henüz sekiz yaşında Polatlı da, Leyla Aydemir o daha küçük dört yaşında Ağrı da, Özgecan Aslan Üniversite öğrencisi Mersin de. Gün geçmiyor el kadar bebelerimiz, çocuklarımız, yavrularımız, körpecik evlatlarımızı adlarının şiddetle, cinsel istismar ile asla yan yana gelmemesi gereken olaylarla toplumsal belleğimizde yer aldılar. İçimiz yanıyor, insan taraflarımız acıyor, yüzümüz kızarıyor, kendi aramızda konuşmaktan dahi çekiniyoruz, dilimiz varmıyor, utanıyoruz. Eskiden olsa yolda görüp ay sen ne şeker şeymişsin diye içimizin ısındığı çocukları şapur şupur öper, saçlarını okşarken şimdilerde durup düşünüyoruz, acaba yanlış anlaşılır mıyım, acaba çocuğu korkutur muyum, annesini babasını tedirgin eder miyim, ne tepki verirler, sapık olarak değerlendirilir miyim geldiğimiz hale bakın. Türkiye’nin doğusu batısı, güneyi kuzeyi, Kürdü Türkü, Laz’ı Çerkez’i, zengini fakiri, eğitimlisi eğitimsizi fark etmeden birçok aile bu derin acıyı yaşamaya mahkûm edildi.

Son 10 yılda çocuk istismarı %700 arttı. Adliyelerde her 4 istismar davasından 1’i çocuklarla ilgili.

Dünya’da 4 yılda çocuklara yönelik taciz veya şiddet uygulamaları %90 arttı. Tecavüzlerin %5’i ortaya çıkarken, %95’i gizli kaldı.

Her ay Adli Tıp kurumuna 650 çocuk cinsel istismar vakası olarak geliyor. Açılan toplam istismar davası sayısı 40 bin 266. Bunların içinden karar çıkan dava sayısının 24 bin 825 iken, mahkûmiyet kararının verildiği ise 13 bin 968 kişi.

İstismarcıların %66’nın akraba, komşu gibi çocuğun tanıdığı kişiler olduğu, istismarcıların %9’nun ise çocukla aynı evde yaşadığı tespit edilmiş.

Çocuklarımız hiçbir yerde güvende değil; spor kulüplerinin alt yapılarında, eğitim kurumlarında, aile içinde, dini örgütlenmelerde, yatılı okullarda, cezaevlerinde, sosyal alanlarda.

Giderek muhafazakâr bir topluma dönüşmemize rağmen cinsel şiddet vakalarında artış görülmesi bir çelişki olarak değerlendirilse de öyle değil. Kapalı toplumlarda kadın sadece biyolojik bir haz nesnesi ve doğurganlığı simgeler. Bizim toplumda erkeklere kız çocuğunu ne zaman kadın olarak kabul ettiklerini sorarsanız eminim çok büyük çoğunluğu size adet görmeye başladıklarında diye cevap vereceklerdir. Oysa adet görme sadece biyolojik bir değişimdir. Cinsel olgunlaşmanın ruhsal ve bilişsel süreci vardır. Muhafazakâr toplumda kadına biçilen rol istihdam alanından, eğitimden çıkarak eve kapanmak ve doğurmaktır. Erişkin ve özgür iradesiyle hareket eden kadının karşısında ezilip büzülen, iktidarını kaybettiğini düşünen erkek hegoman zihniyeti kadının bir adım gitmesine tahammül edemiyor.

Cinsiyet rollerinin bu şekilde tanımlandığı toplumlarda, erkek ve erkeklik yücedir, güçtür, denetim ve otorite ile eştir. Çocuklar, kadınlar güçsüzdür, boyun eğicidir, korkmaları ve karşı koymamaları bu tip erkeklerin birinci hedefidir. Muktedir olan erkek herkese her ortamda şiddet uygulamayı hak görür ve bunun içinde cinsel şiddet dâhildir. Özellikle son zamanlarda dini kurumlarda cinsel saldırı vakalarında artış görülmesi de tam da bu kapalı toplum modelinin erkek cinsiyet tanımını yüceltmesi ile ilintilidir. Bu ortamlarda otorite sorgulanmaz, boyun eğiş ve itaat Tanrı sallaştırılır, meşrudur, inancın gereğidir. Ve güçsüz, zayıf olanın üstünde egemenlik kurma biçimidir onun iradesini teslim almak, kişiliğini, onurunu zayıflatmak. Savaş dönemlerinde kadınların köleleştirilmesi ve kadına yönelik seri tecavüz vakalarının bizzat askerler tarafından uygulanışı tam da bu mantıkla örtüşen bir egemenlik anlayışının yansımasıdır.

Yetişkin yaşlarda ki kadınlarla yapılan çalışmalarda pek çok kadının çocukluk yaşlarında cinsel istismarın bir şekline maruz kaldığını ve bu durumu kimseyle paylaşmadığını gösteriyor. Yine kadınların ve çocukların uğradıkları istismarı gün yüzüne çıkarmaları, bunu anlatabilmeleri sonrasında hak arama mücadelesinde yaşadıkları zorluklar bu vakaların birçoğunun örtülü kalmasına neden oluyor. İstismara uğrayan çocuklar çoğu zaman yaşadıklarını ifade etmekte zorluk çekiyorlar. Ya da suçluluk, korku ve utanma duygusu, şantaj, tehdit çocuğun olayları anlatamamasında etken oluyor.

Peki, sorunun çözümü için ne yapılmalı? Cinsel istismar ve şiddet olaylarının görülmesini azaltmak hatta mümkünse tamamen sıfırlamak için neler yapılmalı?

Bir kısım çocuklar tecavüze uğradığında suçluya hadım cezası verilsin ya da şeriat kanunları uygulanarak kısas yapılsın ve idam edilsin derken uygun gördüğümüz cezanın içeriğinin de şiddete dayandığının farkında mısınız? Sex işçileri öldürüldüğünde transların, hayvanların, göçmenlerin, engellilerin, kadınların, sokakta yaşayan evsizlerin yani toplumun dezavantajlı gruplarının herhangi bir şiddet eylemine maruz kaldıklarında bu şiddet dinamiklerinin birbirinden farklı olmadığını biliyor musunuz? Toplumda son yıllarda şiddet olgusunun artma nedenlerini analiz edebiliyor muyuz? Sanırım bir sorunu çözmek istiyorsak önce durum tespiti yapılmalı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.