“Takke düştü, kel göründü” diye güzel bir atasözümüz vardır. Bir kötülüğü veya ayıbı ne kadar gizlemeye çalışırsanız çalışın onu örten şey ortadan kalktığı zaman gerçeğin apaçık ortaya çıkacağı anlamında kullanılır. Türkiye’nin ekonomik düzeninde de olan budur. Ne zaman ki ABD, yurt dışındaki askerlerini geri çağırır gibi dolarlarına memleket adresini gösterdi, Türkiye’de işler değişti. Türkiye ekonomisini örten dolarlar seyrekleştikçe, ekonomimizdeki kellikler ortaya çıkmaya başladı.
Borçlanmaya ve borçlanarak elde edilen kaynaklarla yaratılan rant gelirlerine, üreterek değil, ithal ederek tüketmeye dayalı ekonomik büyüme sistemi, kendi zenginlerini yaratırken yeni yoksullar doğurdu. Dünya’da hiçbir ülke yoktur ki, sanayileşmeden kalkınsın. Bir taraftan ekonominizi büyütmek isteyeceksiniz, diğer taraftan yatırım sahasına süreceğiniz tasarruflarınız yok. Bu sefer, o zaman başkalarının parasıyla da büyüyebilirim diyeceksiniz, ama o başkaları dedikleriniz uluslararası arenada sizin siyaset ve ekonomideki acımasız rakipleriniz. Bugün elinizi verdiğinizde yarın gövdenizi alamayacağınız kimseler. Nitekim de öyle oluyor. 
Türkiye, kendi yağıyla kavrulmayı ve kendi ekonomik gerçekleri ile toplumsal yapısına göre adım atmayı bir türlü öğrenemedi. Menderes’le başlayan ve bugüne kadar gelen tüketim ve israf çılgınlığı, bugün geldiği noktada içinden çıkılamaz bir hal aldı. Yetmiş beş milyonluk nüfus tükettikçe, gelişmiş ülkeler ellerini ovuşturuyor ve tüketim çılgınlığımızı körüklüyor. Borçlan ve tüket anlayışı son sürat yoluna devam ediyor. 
Türkiye ekonomisine yön verenler yüksek kur ve yüksek faiz arasında sıkışmış durumda. Hangisini tercih edeceklerine bir türlü karar veremiyorlar. Adeta iki ucu boyalı değnek. Sürekli ertelenen yapısal reformlar girdabın şiddetini artırıyor. Çözümün yapısal reformlarda olduğu bilinmesine rağmen, oy kaygısıyla bir türlü yapısal istikrar programı uygulamaya konulamıyor. Ar-Ge’den vergi reformuna, kara para ekonomisinden sosyal güvenlik sistemine kadar yapılması gereken o kadar çok iş var ki. Bir türlü günü kurtarma politikalarından vazgeçilemiyor. İç ve dış siyasetteki istikrarsızlık ve güvensizlik de işin tuzu biberi oluyor.
Ülkelerin ekonomik başarıları kurumlara, ekonominin işleyişini belirleyen kurallara ve bireyleri motive eden teşviklere göre farklılık gösterir. Tüm ekonomik kurumların yaratıcısı toplumdur. Siyasetin kurumları kuşatmış olması ve siyasal kurumların toplumda gücün kimin elinde olduğu sınırlandırmasının eşit olmaması baskıları ve tehditleri de beraberinde getirmektedir.
Buna karşılık, gücü toplumun geniş kesimlerine dağıtan ve ona sınırlama getiren siyasal kurumlar katılımcı ve çoğulcudur. Siyasal güç tek bir kişinin ya da dar bir grubun eline geçeceğine geniş tabanlı bir koalisyonun elinde kalır. Türkiye’de gerek siyasette ve gerekse ekonomide yaşananlar bunun tam tersi olduğu için, güven ve istikrar içindeki bir ekonomik düzenden bahsedebilmek her geçen gün daha da zorlaşmaktadır.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.