Son iki haftada gündemde şunlar vardı; üzerine tartışılan asgari ücrete yapılacak zamlar belli oldu, Meclis Başkanı Binali Yıldırım’ın makamından istifa etmeden İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne adaylığı konuşuldu. Yeni vergiler ve zamlar açıklandı, yine damlarda sopalarla Noel Baba ve geyiklerini bekleyen öfkeli yurttaşlar vardı, zalim Esed zulmünden kaçıp, Taksim’de ÖSO bayraklarıyla yılbaşını çılgınlar gibi kutlayan bir kısım mazlum Suriyeli kardeşlerimizi gördük.
 Ama halkta en çok yankı uyandıran şey; alışverişte kullanılacak poşetlerin 25 kuruş ile artık ücrete tabi tutulmasıydı. Uzun süredir ülkede bir konunun her yerde bu kadar tartışıldığını gördüm. Poşetin artık paralı olması; aile içinde, sokakta, işte, sosyal medyada, yazılı ve görsel medyada her yerde kendine yer buldu. Ağustos ayında doların zirveleri görmesi bile bu kadar hayatın her yerine sirayet etmemişti. Dövizin yükselmesine, “Benim dövizim yok, benim için sorun değil” deyip bu konuyu kendine dert etmeyen ve konu hakkında diyecek bir sözü olmadığını söyleyen insanlar vardı. Ama poşet meselesi üzerine neredeyse, herkes bir şeyler söyledi. 
Tartışma da; neredeyse her mahallede, her sokakta bulunan, ülke genelinde yirmi bine yakın şubesi bulunan 3 harfli, üç tane market zincirinin poşetleri üzerinden döndü. Çünkü bu marketlerde bulunan, kalitesi her zaman sorgulanan ama ucuz ürünler yüzünden unutulan mahalle bakkalları tartışmaya dahil bile edilmedi. Poşetin paralı olması farklı şekillerde dikkat çekici tepkilere sebep oldu, eşekle markete girip alışveriş yapmak gibi. Bu tepkilerin sonunda çevremde gördüğüm kadarıyla küçük bakkallara yönelim olayın sevindirici tarafı.
Hükümet yetkilileri, poşeti paralı hale getirmekle, daha az kullanılmasını ve akabinde doğanın poşetten kaynaklı yaşadığı tahribatı en aza indirgemeyi amaçladıklarını söylediler. Poşetin doğaya verdiği zararı önlemek için hükümetin daha çevreci ve halkın cebinden paranın çıkmayacağı yöntemlerde var, doğada kaybolan poşetler, kağıt poşetler gibi. Hükümetin poşetin paralı olması yerine alternatif daha çevreci yöntemleri neden hayata geçirmediği tartışılmalıdır.
 Doğrusu hükümetin şu ana kadar ki fiillerinde, çevre sınavından sınıfta kaldığını, bünyelerindeki aklıselim insanlarda itiraf etmekte. Mersin’de nükleer santralde ısrarları, tarım ve orman alanlarının son yıllarda had safhada imara açılması, sahillerin betonlaştırılması bunlar hükümetin doğa karnesindeki kırıkları. Hükümet, şu ana kadar doğanın ve halkın çıkarından çok, nükleer santral ve üç harfli olan HES, JES, TES enerji üretiminin yanında oldu. Poşet konusunda hükümet, aldığı kararı gözden geçirip, büyük şirketler ve üç harfli marketlerin değil, doğanın ve zor günlerden geçen halkın yanında olmalıdır.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.