Basında yer alan “buharlaşmış yatırım” haberleri şaşırtıyor. Milyarlarca lira harcanarak yapıldığı ileri sürülen köprüler, geçitler yerlerinde bulunamıyor. Bazı işlerin ederinin 5 misline yapıldığını gene basından öğreniyoruz. Kızılay’ın bağış gelirlerini, yasaya aykırı olarak bir vakfa aktardığı, bir kamu kurumunda üç kuruşluk bir sarf malzemesinin 33 kuruşa alındığı ve buna benzer pek çok dudak uçuklatan haber basınımızda her gün yer alıyor.

Kamu ihalelerinin ihale kanununa uymayan biçimde belirli şirketlere verildiği bilgisini de basından öğreniyoruz. Ardından birkaç şirketimizin dünyada kamu ihalelerini an çok alan şirketler sıralamasının başında geldiği duyuruluyor bize.

Din adına türlü saçmalıkları ileri sürenler Diyanetin resmi görevlileri.

Türkiye krize balıklama dalarken korunması gereken bütçe disiplininin korunmadığını da basından öğreniyoruz.

Basın bunları nereden öğreniyor? Başta Sayıştay olmak üzere türlü denetim kurullarının yayımladığı raporlardan. Ancak bu raporlar gazetelere haber olmaktan başka bir işe yaramıyor. Sorumlular sanki hiçbir şey yapmamış gibi sorumsuz sayılıyor.

2014 yılında bütçe görüşmelerinde; 2012 yılının kesin hesap tasarısının görüşmelerinde,  tasarıyla birlikte komisyona getirilen Sayıştay raporunun son satırında şunlar yazılıydı: “Bilgi ve belge verilmediği için görüş bildirilememiştir"

2012 yılı bütçesinin kesin hesabı, denetlenmeden meclisten geçti. Dönemin hükümeti, harcamalarının Sayıştayca denetlenmesini; bilgi ve belge vermeyerek önlemişti.

Kısa bilgi verelim: Bütçeler, birer yıllık yapılır. Bütçe kanunlaştıktan sonra geçen bir yıl içinde yapılan harcamalar, işler ve tüm kamu kurumları Sayıştayca denetlenir. Sayıştay harcamaların yasaya uygun olup olmadığının yanında doğru yerlere, doğru tutarlar harcanmış mı? Denetler. Bu, yönetimde saydamlığın gereğidir. Bir yıl öncesi bütçesinin kesin hesap kanun tasarısı görüşülürken meclis, Sayıştay raporlarından ne olup bittiğini öğrenir. Son karar meclisindir.

Sayıştay belediyeleri de aynı ilkeler doğrultusunda denetler. Raporları çok önemli belgelerdir. Sayıştayın kuruluşu ve yapısı göz önüne alındığında denetim raporlarının güvenilirliği tartışılmazdır.

2010 yılının sonuna doğru yapılan referandumla Anayasamızın 26 maddesi değiştirildi. Değişiklikler arasında en önemlisi Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısını değiştiren hükümlerdi. Kurul Adalet Bakanına doğrudan bağlanarak yargı bağımsızlığı ve hakim teminatı ortadan kaldırıldı. Lafı uzatmadan özetlersek, günümüze kadar geçen sürede, yargı devleti denetleyemeyecek biçimde yapılandırıldı.

Yapılan bir başka değişiklik de Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimi/atanması konusundaydı. Üyelerin çoğunun iktidar denetiminde seçilmesini sağlayan düzenlemeyle Anayasa Mahkemesi de iktidarın etkisi altına sokuldu. (Yetmez ama evetçilerin nelere evet dediklerini ibretle görelim)

İktidar zaman içinde uygulamalarını denetleyecek tüm düzeneği bağımsız denetim yapamayacak hale getirmişti.

Yargı bağımsızlığının ortadan kalkması, devlet kurumlarını denetleyen, devlet çalışmalarına araştırmalarıyla yön veren tüm kurumların bağımsızlığını yok etti.

Denetimden kurtulmak, yönetimin saydamlığını ortadan kaldırdı, değerlendirmeler ve belirlemeler iktidarın yönlendirdiği gibi yapıldı. Örneğin, enflasyon hesaplamaları ve açıklanan sonuçlar güvenilirliğini yitirdi. Bilgiler halktan gizlendi Gıdada kanser yapıcıların araştıran bir bilim adamı bulgularını açıkladığı için “sır vermekle” suçlandı. Hakkında dava açıldı.

Lafı uzatmayalım. Tüm anlattıklarımızdan denetimsizliğin ülkemizin geleceğini belirsizleştirdiği, yurttaşın gelecekten umudunu yitirmesine yol açtığı açıkça anlaşılmalı.

Ekonomimiz darda. Ne kadar iyi veya kötü durumdayız? Bilmiyoruz. İktidarın çizdiği pembe tablo yanında basından izlediğimiz kara tablo var. Gerçek nedir?

Devletin en önemli görevlerinden biri yurttaşını doğru ve gerçek bilgiyle donatmaktır.

Başımız gelenlerin, umutsuzluğun, belirsizliğin, kaynakların çarçur edilişinin, enflasyonun, enflasyonla mücadele edilmeyişinin, teren kazalarının, iş cinayetlerinin, sellerin, betonlaşmanın…  -Sayın sayabildiğinizi kadar- nedeni devleti yöneten kurumların denetlenemeyişidir.

Denetimin başı yargıdır. Yargı kendini de denetleyecek düzenekleri kurar.

 Yargının bağımsız, hakimin vereceği kararlardan aleyhine kişisel sonuçlar çıkmayacağına ( yani görevden el çektirme veya başka yere tayin edilme) inandığı ortam; tüm denetim kurumlarını bağımsızlaştırır. Yeminli çalışanlarını güvenceye alır.

Denetim kurumlarının iktidarın, siyasetin etkisinden arındırılmış, bağımsız olmaları, denetim yapan çalışanları güvence altına alınmaları şarttır. Ancak bu yolla devlet devam eder. Bu yolla devlet yurttaşını huzur ve güven içinde yaşatır. Bu yolla kaynaklar doğru ve yerinde kullanılır. Ancak bu yolla adalet sağlanır!

Bilgi: Demokrasinin üç erkin ayrılığıyla yaşayacağı savunulur. Yargı bur erklerden biridir. 3. Erk dediğimizde yargıyla birlikte, devletin tüm kurumlarını denetleyen denetim kurulları da akla gelmelidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.