Seçimler geride kaldı. Herkes söyleyeceğini söyledi. Şimdi de koalisyon arayışları var. Yani partiler arasında bir uzlaşı arayışı…

Uzlaşı, bir toplumun olmazsa olmazıdır zaten. Toplumun bireyleri, bir uzlaşıyla bir arada durur; bir uzlaşıyla bir ulusu oluştururlar. Küçük anlaşmazlıklar, günübirlik çekişmeler bu uzlaşı içinde eriyip gider. Ancak bu uzlaşıyla, bir toplumun binyıllara ulaşan tarihinden söz edilir.

Bütün bu uzlaşıyı sağlayan; konuştuğumuz, yazdığımı, türkü söylediğimiz dildir aslında. Bir dildeki masallar, efsaneler, şiirler, türküler, ninniler, ağıtlar, manilerin vb. toplumsal uzlaşının sağlanmasında önemli bir işlevi vardır. Aslında kendinize ait masal, efsane, destan, türkü, fıkra ve dili biriktirdiğiniz başkaca sözlü-yazılı kaynaklarınız yoksa eğer, bir toplum olmanız zor olabilir.

Dil ve toplumsal uzlaşı arasındaki ilişki, yalnızca Karacaoğlan şiir ve türkülerinde somutlaştırılabilir. Bu ozanımızın türkülerini birbirine düşman olan iki insan bile severek dinleyebilir. Düşman taraflardan her biri aşklarını bu türküler üzerinden dile getirebilirler. Sonuçta aynı dili konuşmak bile, aynı dilde uzlaşıldığını gösterir.

Belki de bu uzlaşı kaygısıyla olacak, eski gazete yazılarında fıkralara sıkça yer verilirdi. Bu fıkralar özellikleri gereği, en uzlaşmaz insanları bile gülümsetmeyi başarabilirdi. Bu tür fıkralara özellikle ramazan ayında rastlanırdı. Bu kez ben de bu yolu seçtim. Almancadan çevirdiğim bir kısa öykü ve bir de fıkrayı, uzlaşı kültürümüze katkı olsun diye siz okuyucularımla paylaşmak istedim.

KÖLE VE ASLAN

Christoph von Schmid

Sahibinden kaçan zavallı bir köle, tekrar yakalanıp ölüm cezasına çarptırılarak surlarla çevrili büyük ve geniş bir alana götürüldükten sonra üzerine korkunç bir aslan salıverilmiş. Onları binlerce insan seyrediyormuş o anda.

Aslan, hiddetle zavallı adama hücum etmişken ansızın duruvermiş ve kuyruğunu sallayarak neşeli bir biçimde çevresinde zıplamaya başlamış. Ardından da adamın ellerini yalamış. Bunun üzerine şaşkına dönen halk, köleye bu olayın nasıl bu noktaya geldiğini sormuş.

Köle, “Sahibimden kaçınca, bozkırda bir mağaraya saklandım. Bir ara içeriye bir aslan girdi ve diken batmış pençesini gösterdi. Pençesindeki dikeni çıkardım. İşte aslan, o zamandan başlayarak bana yabani hayvan eti getirdi. Sonra mağarada ikimiz de huzur içinde yaşadık. Son avda birbirimizden ayrıldık ve yakalandık. Bu iyi hayvan, şimdi de beni burada tekrar bulduğuna seviniyor.” demiş.

Bütün halk, bu iyi hayvanın iyilik bilmesine hayran kalmış ve  “Çok yaşa hayırsever insan! Çok yaşa iyilikbilir aslan!” diye bağırmış. Köle serbest bırakılmış ve bolca hediyeler verilmiş kendisine. Aslan da o günden sonra daima terbiyeli bir köpek gibi kimseye bir zararı dokunmaksızın eski köleye eşlik etmiş.

EŞEK ANIRTISI VE KORKU

Heinrich Steinhöwel

Bir gün eşeğin biri yolda bir aslana rastlamış ve aslana “Birlikte yukarılara dağların zirvesine çıkalım. Sana hayvanların benden nasıl korktuğunu göstereyim.” diye bir öneride bulunmuş. Aslan, eşeğin bu önerisine gülerek “Tamam, haydi gidelim!” demiş. Dağın başına çıktıklarında, eşek o sıtma görmemiş sesiyle eşekçe anırmaya başlamış. Tilkiler ve tavşanlar eşeğin sesini duyunca her biri bir yana kaçmış. Eşek, “İşte görüyorsun benden nasıl korktuklarını!” demiş aslana. Bunun üzerine aslan “Bu beni şaşırtmadı. Eşek olduğunu bilmeseydim, sesin az kalsın beni de korkutacaktı.” diye karşılık vermiş.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.