Sabah haberlerini izliyoruz.

                Kavala’nın önce beraat edip aynı gün tahliye olurken yeniden gözaltına alındığını öğreniyoruz.

                O’nu bekleyenler, eşinin gece yarısı eve dönüşü, CHP kanadından gelenler vb. konu edilerek olayın duygusal boyutu en ince ayrıntısına kadar ele alındı.

1)      İnsan, duygusal bir varlıktır. Elbette olayın duygusal boyutu olacaktır.

2)      Günümüz koşullarında, böylesine bir olayın siyasi boyutu ele alınmadan değerlendirilebilmesi mümkün değildir.

3)      Milyonlara hitap ederken, doğru ve ikna edici tutum aslolandır. (Yalanlar er ya da geç ortaya çıkmaktadır. Kaybeden her zaman ve ne yazık ki millet olmaktadır. “Zaman” geçmekte ve ilk inanılanı değiştirmek bir hayli zor olmaktadır.)

Sabah haberleri önemlidir elbette.

Ulusal Kanal’a geçtik.

Kavala’nın;

Ergenekon sürecindeki tutumu ve açıklamaları,

Terör örgütü elebaşı Öcalan’ın en güvendiği 3. Kişi olduğu,

Açılım sürecindeki tutumları,

FETÖ ile ilişkileri çok ve çeşitli yayınlardan aktarılınca “Ya Ulusal Kanal olmasaydı?” diye düşündüm…

Tıpkı Koronavirüs’ün, Çin halkının yediği yarasalardan geçtiği yalanı gibi (Her toplumun kültürü farklıdır değil mi? Domuz eti yiyenler olduğu ve bumbar yediğimiz için yadırgandığımız gibi…)

Ya da Çin Hükümeti’nin aldığı tedbirleri görmezden gelerek, dünyaya salınan bir yok etme projesi gibi dallandırılıp budaklandırılması gibi

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin, Birleşmiş Milletlerin kabul ettiği ve muhatap aldığı Libya Hükümeti’yle yaptığı antlaşmanın geçersizliği üzerine bina inşa etmeye çalışmak gibi

Türkiye, İran, Rusya ile sürdürülmekte olan Astana sürecinin bitmesi için ya da en azından zedelenmesi için ellerini ovuşturarak bekleyenler olduğu gibi…

Her birey, sorumluluklarının bilincinde olarak davranmak zorundadır. Keyfiliğe bırakılamayacak kadar ciddi ve sıkıntılı günlerdeyiz.

Basın-Yayın kuruluşlarının; halkı aydınlatmak, doğru bilgilendirmek, görev ve sorumluluk gereklerini bilinçle yerine getirmek zorunlulukları vardır.

Batarsak da birlikteyiz, düzlüğe çıkarsak da

Tercih bizimdir ve çözüm de ellerimizdedir.

Elbette her yazılı, görsel ve işitsel basın farklı pencerelerden bakabilir, yazabilir, değerlendirebilir. Ancak bu; yaşananı çarpıtmayı, yalanlamayı ve hatta uydurmayı haklı kılmaz.

Doğru oturalım ve

Doğru yazalım,

Doğru konuşalım,

Doğru çözelim.

Kime göre doğru mu?

Türk Milleti’ne!
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.