Emek sömürüsünün geçmişi tarihin derinliklerine kadar uzanır. İnsan soyunun düzenli üretime geçmesiyle birlikte başlayan sömürü, tarihin akışı içerisinde değişik biçimde hep devam etmiştir. Emekçi, kimi zaman kadırgalarda kırbaç altında inleyen kürekçi, kimi zaman arenada aslanların önüne atılan yem, kimi zaman da tarlada çiftçi kimliğindedir; yani, birileri kan ter içinde üretmiş, ölmüş öldürmüş, birileri de ense yapıp yaratılan değerleri hovardaca tüketmiştir.
Bugün dünya kültür mirasları arasında yer alan Mısır Piramitleri, Nemrut Harabeleri, çok övünülen Osmanlı eserleri vb. değerler, isimleri anılmayan milyonlarca emekçinin teri ve kanı ile vücut bulmuştur.
Gelin görün ki, değişen devir sürecinde farklı biçimlerde devam eden emek sömürüsü özünde bir değişikliğe uğramamıştır.
Sömürü, sağlıklı bir işçi sınıfına sahip olmayan ülkemizde biraz daha yoğundur. Beden emekçikleri ve beyaz yakalı olarak tanımlanan memurlar, haklarını alacak yaptırım gücünden yoksun bir şekilde, iktidarların lütfedeceği haklarla yetinmek zorundadırlar.
Yeni Dünya Düzeni’nin dayatması olarak işbirlikçi iktidarlarca hayata geçirilen yasalar emekçilerin çalışma koşullarını daha da güçleştirmiştir.
Emperyalistler, eskiden sömürmek istedikleri ülkelere asker çıkarıp yer altı ve üstü zenginlikleri talan ederlerdi; çok pahalı olup külfet isteyen bu yöntemden geride bıraktığımız yüzyılın içinde vazgeçip yeni sistemler geliştirdiler. 
Son yıllarda ülkemizde çeşitli isimler altında çıkarılan yasalara bu pencereden bakarsak gerçeği daha iyi kavrarız.
Bugün ülkemizde sermayenin önü alabildiğince açılırken, emeğin hareketine büyük kısıtlamalar getirilmekte olup, sendikalı işçi sayısı gün geçtikçe düşmektedir. Fırsat buldukça yinelerim, beğenilmeyen 1970’li yıllarda emekçiler bugünden daha çok örgütlüydü. 
Bağıtlanan sözleşmelerde iş güvencesi ücretten daha önde tutulurdu. 
Örneğin, sözleşme maddelerinde,” Bir işçi kendi isteği  olmadan kesinlikle işten çıkarılamaz, buna uymayan işveren ….. tazminat ödemekle yükümlüdür.” maddelerine sıkça rastlanırdı.
Ya şimdi?
Emekçilerin bin bir güçlükle elde ettiği o kazanılmış haklar, yerini esnek çalışma, sözleşmeli personel yasasına terk etti. İşin garip tarafı bütün bu uygulamalar, özgürlükler genişletiliyor kılıfıyla topluma hazmettirildi.
Açlık sınırının milyara dayandığı günümüzde, memur maaşlarının ise ortalama 1200 lira düzeyinde seyrederken, emekçiye reva görülen asgari ücret ise varsılların çerez parası bile değildir. 
İşsiz sayımızın 20 milyona dayandığı da başka bir gerçek.
Özetle, yüz yıllar önce zincire vurulan emekçiler, günümüzde elleri kolları serbest olsalar da, açlığa mahkûm edilmiş durumdalar.
İşin en acı tarafı da, başta ezilenlerin büyük bir çoğunluğu olmak üzere bu yakıcı gerçek inatla görmezden geliniyor.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.