Kaç zamandır çeşitli kitabevlerini kitap fuarlarını gezdiğimde karşılaştığım manzara pek değişmiyor. Bir yanda dünya klasikleri, bir yanda bilinen Türk yazarları ve bir yanda da çocuk kitapları… Başkaca kitaplar da yok değil, ama yeterince eleştirisi yapılıp tanıtılmadığı için gereken ilgiyi gördüğünden pek emin değilim.

Kitaplar Aydınlanma Çağının (18. yüzyıl) vazgeçilmezleri arasındaydı. Bunun nedeni, kitapların bilgiye erişmenin yani aydınlanmanın en etkili araçları olmasıydı. Bilgiyi kitaplardan öğrenmek de okuryazar olmayı gerektiriyordu. Modern ve kültürlü bir insan okuyup yazabilmeliydi. Dahası döneminin edebiyatçılarını ve eserlerini okumalıydı. Çünkü Aydınlanma döneminde bir edebiyat eserini okumak da bireyin aydınlanmasına önemli katkılar sağlıyordu.

 Bizde de Tanzimat’tan başlayarak bilgiye ulaşmak için kitaplara daha çok ilgi duyulur oldu. Roman çevirileri ve uyarlamalar yapıldı. Telif eserler verildi. Gazeteler önemli iletişim ve bilgilenme araçları oldu. Çağını anlama çabaları, okuryazar sayısının azlığına karşın Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar sürüp gitti.

Cumhuriyet bir aydınlanma devrimi olduğu için, bizde de çok geçmeden okuma yazma seferberliği başlatıldı. Milli Eğitim yeniden biçimlendirildi. Kitapların aydınlığının köylere ulaştırılması için Köy Enstitüleri kuruldu. Dünya klasiklerinin Türkçeye çevrilmesi sağlandı. Edebiyatçılarımız şiir, öykü ve roman yazımında başarılı örnekler verdiler. Kısaca aydınlanmaya giden yolda sanat ve edebiyat insanlarımız, dünyanın tanıdığı eserler yaratmakta gecikmediler.

Durum böyleyken, 18. yüzyıldan ve hatta 20. yüzyılın başlarından buyana dünyada ve ülkemizde çok hızlı gelişmeler yaşandı. Bilişim Devrimi insanlığın önüne yepyeni olanaklar koydu. Radyolar, televizyonlar, internetle gerçekleşen yeni iletişim ağları, bilgiye kitaplardan çok daha hızlı erişebilmenin önünü açtı. İşlenecek konuyu görselleştirmek, artık herkesin kolayca başarabileceği bir etkinlik oldu.

Görselliğin bu denli öne çıkmasının edebiyatı etkilemediği söylenemez. Oturup filmleri, dizi filmleri, belgeselleri, çeşitli güncel olayları izlemek varken; kalın kalın kitapları okumanın yorucu bir iş olacağı açıktır. Yalnızca cep telefonlarının sunduğu görsel olanaklar bile insanları uzun süre oyalayabilmektedir.

Aslında edebiyatın bu dönüşümlerden kaynaklanan sancıları yaşadığı biliniyordu. Kısa öykü, Birinci Dünya Savaşı yıllarında romanların ya da uzun öykülerin yanında bir seçenek olarak ortaya çıkmıştı. Savaş yıllarındaki zaman darlığı, kısa öykülerin doğmasına neden olmuştu. Şimdilerde de bir ya da birkaç tümcelik minimal öykülerden söz edilmektedir.

Bütün bunlardan dolayı kitapçılarda ve kitap fuarlarında bizi en az bir Victor Hugo, bir Balzac, bir Tolstoy, bir Dostoyevski, bir Nazım Hikmet, Bir Orhan Kemal ya da bir Yaşar Kemal kadar etkileyecek; aynı zamanda döneminin sorunlarına ışık tutacak şair ve yazarlar aranmaktadır. Böyle yazarlar ortaya çıkamayacaksa eğer, bu edebiyatın can çekiştiğinin resmidir.

Uzun sözün kısası, 21. yüzyılı anlayan yazarlar aranıyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.