Bir dönemin en çok kullanılan, vazgeçilmez sloganı idi: “Geçmişe sünger çekilemez.”

Açıklamalar da devamında gelirdi;

Her yapılanın hesabı sorulacaktır!

Gerçekler er ya da geç ortaya çıkarılacaktır!

Bir yanıyla da “Değişmeyen tek şey değişmektir.” Gerçeğini tekrar tekrar ifade ediyoruz.

Açıklığa kavuşturalım:

Toplum yaşamına karşı yapılan her olumsuz tutum, eylem, söylem, işleyiş bir gün mutlaka sorgulanacaktır, kaçınılmazdır, olması gerekendir.

Geçici birliktelikler, anlaşmalar, kısa süreli yol arkadaşlıkları gerçeği yok edemez, yok sayamaz.

Özeleştiri mekanizması gerçek anlamda, yüreklice, inandırıcı biçimde işletilecektir.

“Ya hep ya hiç” kişisel yaşama da toplumsal işleyişe de uygun değildir ve uygulanması da mümkün değildir.

Bu durumda;

Suriye sınırımızdaki hal, aklın ve bilimin gereği olarak, Suriye Hükümeti ile doğrudan görüşmekle çözülür.

1)      İdlib, Suriye’nin toprağıdır! Suriye Hükümeti, bu vatan toprağını teröristlerden temizlemeye çalışmaktadır, Orada bulunan TSK, Suriye güçleriyle birlikte teröristlere karşı mücadele etmelidir. Oysa on binlerle ifade edilen teröristler Türkiye’den aldıkları destekle hareket etmektedirler. Bu durum o kadar açıktır ki, Rusya, Türkiye’nin bu tutumundan vazgeçmesi gerektiğini açıkça seslendirmektedir.

2)      Ülkemizdeki 4 milyon (Resmi rakamlara göre) Suriyeliye, sınırda bekleyen yaklaşık 2 milyon Suriyeliyi daha katmak, doğru da değildir. Çözüm de!

3)      Tehditler, temenniler, olması arzu edilenler asla ve asla geçerli değildir.

4)      Ülkemiz insanı işsiz. İşsiz sayıları her geçen gün artıyor. İşsizlik, beraberinde huzursuzluğu da getiriyor, doğal olarak. “Dualar” da etkisiz eleman olmaya devam ediyor ve edecektir! (Yurdum insanını şimdi de dualarla oyalama politikalarına yöneldik ya…)

5)      Hem “Suriye’nin toprağında gözümüz yok.” Diyeceğiz ve hem de Suriye topraklarında, Suriye Hükümeti’nden habersiz işler yapacağız… Hiçbir kurala, yasaya, ilkeye, uymaz! Uymuyor! İşleri daha da karıştırıyor.

6)      İçinde bulunduğumuz koşullar karmaşık ve zorlu. Çözüme giderken, en geniş birlikteliği yaratmaya çalışmalıyız. Sünger çekmeyeceğiz. Bir süreliğine (Günü gelinceye kadar-Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı gibi) kapalı tutmayı yeğlemeliyiz.

7)      Sadece sorunları, sebep olanları sıralayarak, ah-vah ederek, kızarak, birleşebileceğimiz güçleri gözardı ederek ve hatta iterek, karmaşıklığı arttırmaktan başka bir şey yapmamış oluruz ve çözümden uzaklaşırız.

İsveçliler kullanıyor ama artık biz de kullanalım:

Atatürk gibi düşünelim!

Çözüme odaklanalım ve çöze çöze ilerleyelim.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.