Olağanüstü durumlar, bir olayı değerlendirmemizde, sorunu anlamamızda bize normal durumlardan daha çok yardımcı olur.
Kanser olan hastalar sağlıklı iken erteledikleri yaşamlarının ve sevdiklerinin kıymetini daha iyi anlarlar. Deprem, sel  felaketini yaşayanlar, yangınlarda mal ve mülklerini yitirenler, geçmişte dert ettikleri kişisel sorunların,kaygıların ne kadar anlamsız olduğunu görürler.
Olağanüstü durumların insanları derinden sarsan yıkıcı ve olumsuz etkilerinin yanı sıra, gerçekten de öğretici ve olumlu katkıları da vardır.
Bu gibi durumlarda, insanlar birlikte yaşadıklarını, başkalarına karşı sorumlu olduklarını, toplum hayatının yalnızca gündelik hayatın koşturmasından, hırs, üzüntü ve çıkarlardan ibaret olmadığını, ortak insani değerler ve dayanışmayla da yürüdüğünü fark ederler ya da yeniden hatırlarlar.
17 Ağustos 1999’da meydana gelen Depremin neden olduğu acılar ve dayanışma örneği buna örnektir. Soma da yaşanan Maden faciası ve 301 canımızı kaybettikten sonra Ülkemizin tüm insanlarının tuttuğu yas hepimizin ortak paydasıydı. Suriyeli göçmen misafirlerimizin ülkelerin de yaşadığı en önemli olağanüstü durumlardan biri olan savaş, yaşamlarını altüst etmişti. Yokluk, mal, can ve ırzlarına yönelen tehdit ve yaşadıkları  kayıplar bizlere barış ortamının ne kadar değerli olduğunu tekrar hatırlattı.
İnsanların başka insanlarla dayanışmaya girip bunu bir ödev gibi kabul edebilmeleri için, kolektif bir kimlik ve aidiyet duygusu gereklidir. Bu gereklilik özel hayatımız ve ilişkilerimiz bakımından değil, siyasal bir topluluğun barış içinde yaşaması ve bunu sürdürebilmesi için gereklidir.
Çıkar farklılıkları ve görüş ayrılıklarından kaynaklanan yarışma,tartışma,rekabet ve çatışmalar toplumsal hayatın kaçınılmaz gerçekleridir.Ancak Batılı gelişmiş demokrasinin oturduğu toplumlarda, siyasal alanda yaşanan çatışmalar ve uzlaşmalar kurumsal bir biçimde düzenlenmiştir.Bu toplumlarda siyasal aktörler,sınırlı ve önceden belirlenmiş eylem alanı içinde faaliyette bulunurlar.Ancak bu durumun bize kendilerine verilen rolü oynamak dışında herhangi bir işlevleri olmadığını düşündürtmemelidir.Tam tersine bu durum bize  Devlet ,Sivil Toplum Örgütleri ve Bireylerin ödev ve sorumluluklarının ortak paydada yani insani gelişmişliği daha üst seviyeye taşıma gayretinin sonsuz olduğunu göstermektedir.
Siyasal aktörlerin bir görevi de eylemleri ve söylemleriyle ve bıraktıklarıyla demokratik geleneklerin yerleşmesine ve Devlet geleneğinin sürdürülmesine de katkıda bulunmaktır.
Toplumsal harcın güçlü kılınması ve üzerine dayanıklı, çağdaş, demokratik devlet ve toplum yapısı inşa edilmesinde siyasal aktörlerin toparlayıcı, birleştirici rol oynamaları;
Asla ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı, kin, öfke ve nefret söylemini artırıcı bir dil kullanmamaları gerekmektedir.
Ortak değerlerin yüceltilmesi, Eğitim, İstihdam, Ekonomik gelişmişlik, yatırımlar, Sosyal ve Kültürel alanda ilerleme,İnsani Gelişmişlik Endeksinin Yükseltilmesi, bu arada toplumu oluşturan farklı kültürel yapıların korunması ve kendilerini ifade etmelerinin sağlanması ‘Toplumsal Birlik Yasası ‘ın etrafında oluşturulması hedeflenmelidir.
Sadece Olağanüstü durumlarda hatırladığımız birlik olma, aynı kaderi paylaşma duygularını, olağan durumlarda da aklımızdan hiç çıkarmamalıyız.’Hukukun Üstünlüğü ‘nü tek iktidar olarak kabul etmeliyiz.
Ortak paydalarda buluşabilmeliyiz, aykırı düşünceleri daha çok dinlemeliyiz ve Empati kurabilmeliyiz.
‘Yönetilebilir Demokrasi’ i hedeflemeliyiz. Çatışma ortamında , dengeler bozulduğunda ,zemin kaydığında,söylemler sertleştiğinde ,kutuplaşmalar belirginleştiğinde ancak Kaos ortamı oluşur ve orada Demokrasiden söz edilemez.
Demokrasinin işlemediği toplumlarda iktidarlar Hukuk düzleminde değil ancak Anarşi , Çatışma ortamında yaşam bulur.Ve Tarih bize iyi bir Öğretmendir ki hiçbir çatışma sonsuza kadar sürmemiştir.
Toplumsal Sözleşmemizin Sevgi üzerin kurulacağı günler dileğiyle… 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.