Zaman zaman “Tarih, tekrardan mı ibaret olacak hep?” diye sorarız,

                Zaman zaman da “Daha nasıl anlatalım?” diye dertleniriz,

                Bazen de kurtuluş yolu olarak, “Anlayacağı dilden” konuşmaktan söz ederiz,

                Şikâyet ettiğimiz de çok olur, “Hâlâ farkında değil misiniz?” diye…

                Birileri sormuştu geçtiğimiz günlerde; Ne oldu bize? Birileri genlerimizle mi oynadı ya da oynuyor? Diye.

                Sabırlı olduğumuz tartışmasız bir gerçek!

                Olağanüstü durumlar yaratmaktan sakındığımız da.

                Günübirlik yaşamayı mı tercih eder olduk diye düşünülmüyor da değil.

                Gelelim sadede;

                Her birimiz hak ettiğimiz insanca yaşamayı istiyoruz,

                Kendimizi, ailemizi, yakınlarımızı korumada öncüyüz,

                Milliyetçilik damarımız da oldukça kabarık, ancak;

                “Ben yanmazsam, sen yanmazsan, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa “diye soran, dünyaca kabul edilmiş ve hepimizin “Hayran” olduğu Nazım Hikmet şairimizin söylediklerini ya duymayız, ya işimize geldiği zamanlar kullanırız ya da bilmez görünürüz.

                “Yaşamak ne güzel şey” satırları bizde “Yaşa da nasıl yaşarsan yaşa” anlamını mı uyandırıyor yoksa? Oysa ne diyor usta şair;

Yaşamak ne güzel şey

Anlayarak, bir usta, kitap gibi

Bir sevda şarkısı gibi

Bir çocuk gibi şaşarak yaşamak...

Yaşamak birer birer ve hep beraber

İpekli bir kumaş dokur gibi

Hep bir ağızdan sevinçli sevinçli bir destan okur gibi

Sömürgenler tarafından güçleri çok iyi bilindiği, fark edildiği ve içlerine korkular saldığı için özellikle de kadınlar üzerinden “uyutma” politikaları “zehirlemeye” doğru yol almakta.

“Kadın” olduğu için her yaptığı doğrudur diyemeyiz. “Kadınlar buluşması” diyerek bölücülerle kol kola girilmez. Doğum günleri kutlanmaz. Tiyatrolara gidilmez.

Yapılan işin niteliği asıl ve geçerli olandır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde kadın başbakanlar da oldu.

Ne yaptılar peki bu memlekete?

Evet, kadın demek “Güç” demektir. Kararlılık demektir. İrade koyan ve yapan demektir.

Tarihimizden bilmekteyiz ki kadın; erkekle birliktedir, yan yanadır, yönetendir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi de toplumun bir yarısıdır.

Ne yapmalı?

Siyasi bir örgütlenmede yerimizi almalıyız.

Uyutma, zaman çalma, ilgi dağıtma amaçlı dizilerden kurtulmalıyız.

Kabul günlerini; okumaya, tartışmaya, fikir üretmeye-uygulamaya dönüştürmeliyiz.

“Kadının rengi mordur.” Diyenlere karşı kırmızı-beyaz olmalıyız ve bunu duyurmalıyız.

Tüm mor zehirlenmelere karşı tek yumruk olabiliriz.

Haydi!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.