banner214

Birçok kişi tarafından Atatürk’ün çok sağlıklı ve sağlam bir bünyeye sahip olduğu söylenmiştir. Ancak o, mesleğinin de bir cilvesi olarak savaşlarda birçok kez yaralanmış ve ayrıca böbreklerinden sık sık rahatsızlanmıştır. Trablusgarp Muharebesi sırasında gözlerinden dolayı sıkıntı yaşamış ve sağ koluna kurşun isabet etmiştir. Anafartalar’da göğsüne şarapnel parçası saplanmış, Sakarya Muharebesi’nde attan düşüp kaburga kemiğini kırmıştır. Bu geçici rahatsızlıklarının dışında böbreklerinden de çok sıkıntı çekmiş, bu rahatsızlığı tüm yaşamı boyunca sürmüştür. Bunun dışında Askeri İdadi ’de, Anafartalar’da ve Samsun’a gezisi sırasında sıtmaya yakalanmıştır. 1923’te koroner spazm geçirmiş, 1927’de Nutuk’unu hazırladığı sırada çok sigara içmekten ileri gelen bir anjin olduğu düşünülen rahatsızlık geçirmiş, 1937’de de siroza yakalanmış ve 10 Kasım 1938’de Dolmabahçe Sarayı’nda ölmüştür.

Atatürk’ün ölümü, Türkiye’de ve dünyada büyük bir yankı uyandırmış, kendisine Ankara’da, 21 Kasım 1938’de bir cenaze töreni yapılmasına karar verilmiştir.

Bu arada, Atatürk’ün naaşının nereye defnedileceği konusu da gündeme gelmiş; ancak başlangıçta kesin bir karar verilememiş ve öncelikle Atatürk’ün bu konuda bir vasiyetinin olup olmadığı araştırılmıştır. Daha sonra, mezarının Çankaya Köşkü yanında, Ankara Kalesi’nin ortasında meclis eski binasının bahçesinde ya da orman çiftliğinde inşa edilmesine yönelik olarak birtakım düşünceler geliştirilmiştir.

Aynı zamanda hükümet, 13 Kasım 1938 günü ‚Atatürk’ün cenazesinin kendisine layık bir Anıtkabir yapılıncaya kadar Etnografya Müzesinde kalacağı kararını‛ kamuoyuna açıklamıştır.

Mezar ve ölüyü gömme biçimleri, her toplumda kendine özgü bir mimari anlayışı yansıtan mezar yapılarını doğurmuştur. Nitekim insanlık tarihinde hükümdarlar, komutanlar, devlet ya da din adamları gibi egemen sınıfın temsilcileri için anıtsal mezarlar yapıldı. İnsanlık tarihinin en bilinen ve en anıtsal mezarları Eski Mısır’da yapılan piramitlerdir.

Devlet büyükleri için özel bir mezar yapısı inşa edilmesi gibi siyasi bir geleneğin uzantısı olarak Atatürk için özel anıtsal bir kabir yapılması kararında dikkat çekici unsur, Atatürk için bir kabir değil, ‚Anıt-Kabir‛ yapılacağının duyurulmasıdır. Atatürk’ün ölümünden üç gün sonra hükümet, Atatürk için Anıtkabir yaptırma kararını açıklamıştı. Türk basını ise, Atatürk’ün öldüğü günden itibaren kabir yeri konusunu tartışmaya ve yazmaya başladı. 10 Kasım 1938 tarihli Kurun Gazetesinde, Atatürk’ün nereye gömüleceğinin henüz belli olmadığı, bu kararı Büyük Millet Meclisi’nin vereceği belirtilerek kamuoyunda önerilen kabir yerlerini şu şekilde aktarmaktadır:

Umumi arzu bu konuda muhteliftir. Mezarının Çankaya Köşkünün yanında, Ankara Kalesinin ortasında, eski Meclis Binası bahçesinde, Atatürk parkında yahut Orman Çiftliğinden birinde yapılması muhtemeldir. Benzer şekilde Tan Gazetesi de muhtemel kabir yerlerini; Çankaya Köşkü yanı, Ankara Kalesi’nin ortası, Meclis Eski Binasının Bahçesinde ya da Orman Çiftliği olarak sıralamaktadır.15 Kasım 1938 tarihli Akşam gazetesi ise, Atatürk için yapılacak Anıtkabir’in, Etnografya Müzesi’nin bulunduğu sırtta yapılmasına karar verildiğini açıkladı. Bu aceleci ve erken haber, doğru değildi.

Kabir yeri konusunda bir başka öneri ise, Yozgat Milletvekili Sırrı İçöz’den geldi. 14 Kasım 1938'de, Atatürk'ün cenaze programı için yapılacak harcamalara ilişkin kanunun Meclis Genel Kurulu görüşmelerinde söz alan Sırrı İçöz, kabir yeri olarak Ankara Kalesini şu sözlerle önerdi:

Atatürk’ün mübarek cesedi muvakkaten, kati surette kabri taayyün edinceye kadar, müzede kalacaktır. Halk Atatürk’ü sağlığında başında taşıdı ve onun maneviyatında da daima başında görmek istiyor. Hem de mübarek kabirlerinin Ankara’nın hiçbir noktasından aşağıda yapılmasına razı değiliz. Kalenin ortasında yüksek bir yere yapılacak makamı mahsusasına defnedilsin ve uzaktan en evvel görenler ona tazim ile eğilsin. İcap ederse bütün malımızı, mülkümüzü de bu uğurda feda edebiliriz. Bütün arzumuz budur. Demiştir.

RASATTEPE

Uzmanların önerdiği yerlerde incelemeler yapan Anıtkabir Parti Grubu Komisyonunun üyelerinden Trabzon Milletvekili Mithat Aydın’ın önerdiği ‚Ankara şehrinden Gazi Orman Çiftliğine giden yolun sol tarafında Askeri rasadatı havaiye binasının bulunduğu 906 rakımlı büyük ve geniş tepeyi de‛ gezip incelediler.Uzmanların raporlarının incelenmesi için kurulan komisyon, tüm bu inceleme gezilerinin sonunda CHP Parti Grubu Başkanlığına sunulmak üzere bir rapor hazırladı. Komisyonun çalışmaları ile bilgiler verildikten sonra raporda, 11 milletvekilinin Anıtkabir için en uygun yer olarak Rasattepe’yi düşündükleri ifade edildi.

Rasattepe’nin Ankara’nın her noktasına karşı geniş bir görüş hâkimiyeti taşıdığı, şehrin her semtinden görüldüğünü ve Tepenin geniş ve arazinin her türlü tesisata uygun olduğunu belirttiler.

Rasattepe, Anıtkabir inşa edildikten sonra ‚Anıttepe‛ olarak anılmaya başlandı.

Anıtkabir inşa edilmeden önce Rasattepe’de Yapılan kazı çalışmaları, Anıtkabir bölgesinin Frig döneminde büyük bir nekropol alanı içinde olduğunu gösterdi. Afife Batur, (1998:75) nekropol alanı olan Rasattepe’nin Anıtkabir yeri olarak seçilmesinin tarihsel süreklilik çizgisi içinde anlamlı olduğunu ifade etmektedir.

ANITKABİR PROJE

Yapılacak Anıtkabir için, Başbakanlık müsteşarının başkanlığında özel bir komisyon kurulmuş, komisyonun 17 Ocak 1939 tarihindeki son toplantısından, Anıtkabir için Rasattepe kararı ile birlikte bir de proje yarışması fikri çıkmıştır.

İLK ÜÇTEKİ MİMARLAR

 Yarışma sonucunda seçilen üç eser arasından 7 Mayıs 1942 tarihinde hükümet, Prof. Dr. Emin Onat ve Doç. Dr. Orhan Arda’ya ait projenin uygulanması yönünde karar aldığını açıklamıştır. Bu seçimin gerçekleşmesinde en önemli faktörün, Türk mimarlara ait eserin, anıta esas teşkil eden “Milli Konu”yu daha başarılı ifade etmiş olmasından kaynaklandığı yönündedir.

Bölgedeki kamulaştırma çalışmalarından sonra Anıtkabir inşaatı 2. Dünya Savaşı’nın gölgesinde, 9 Ekim 1944 tarihinde yapılan temel atma töreni ile başlamış, 1953 yılında tamamlanmıştır.

Onat ve Arda’nın projelerinde üçüncü düzeltme esas alınarak başlanan Anıtkabir’in inşası, 9 yıllık bir süre içinde dört aşamalı olarak Anıt Bloku ve Barış Parkı olarak iki kısımda yapılmıştır. Anıt Bloku, Aslanlı Yol, Tören Alanı ve Mozole bölümlerinden oluşmakta; Barış Parkı’nda ise Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden ve yabancı ülkelerden getirilen fidanlarla 104 ayrı türden yaklaşık 48.500 adet süs ağacı ve süs bitkisi bulunmaktadır.

Anıtkabir’e hiç gitmediyseniz ve bir gün gitmeyi düşünüyorsanız o gün 10 Kasım günü olsun. Çünkü O gün orada sadece bir yapının ihtişamına değil, bir ulusun, liderinin ardından tuttuğu yasın, umudun, özlemin gün geçtikçe daha canlı, daha diri, daha güçlü olduğuna da şahitlik etmiş olacaksınız.

Ruhu şad olsun.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner198

banner227

banner233

banner255

banner231