banner321

Olağanüstü gelişmeler yaşanmazsa en geç bir yıl içinde sandığa gidecek seçmen ve geleceğin Cumhurbaşkanını seçecek…

Erdoğan dışında bir ismin düşünülmesi ihtimali bile olmadığına göre Cumhur ittifakının adayı da, o adayın seçilmesi halinde nasıl bir yönetim sergileyeceği üç aşağı beş yukarı belli…

Dolayısıyla izleyeceğimiz yarışa yönelik aday tartışmalarında tüm dikkatler birbirinden hayli farklı görüşlere, dünyalara sahip 6 siyasi partinin oluşturduğu Millet İttifakı’na yoğunlaşmış bulunuyor…

Peki, Millet İttifakı adayı nasıl belirlenecek?

Öncelikle yöntemle ilgili önemli bir iki hususa dikkat çekmekte yarar var:

Kamuoyu araştırmalarında ya da geçmişte aldıkları oy oranlarına bakılmaksızın 6 siyasi parti lideri eşit ağırlığa sahip biçimde olası adaylarla ilgili görüşlerini, rezervlerini dile getirecek ve ittifakın adayı ortak mutabakat ile belirlenecek…

 Bir başka ifadeyle ittifakın omurgasını oluşturan en büyük oy desteğine sahip CHP ve parti adına Kemal Kılıçdaroğlu ile anketlerde yüzde 1 oya ulaşmadığı görülen Demokrat Parti genel başkanı Gültekin Uysal aday saptanırken eşit pozisyonda konuşlanacak…

Diğer önemli husus açıklanan mutabakat zaptında çarpıcı biçimde ifade edilmiş:

Buna göre aday ismi konusunda 6 partinin tüm organları yetkilerini genel başkanlarına bırakma durumundalar…

Bu ayrıntı neden önemli:

Herhangi bir ilin belediye başkanı veya Milletvekili sıralamasında oldukça önemli rol oynayan hatta bazen lidere rağmen farklı tercihlerde bulunduğuna tanık olduğumuz (2019 yerel seçimleri öncesi BŞ belediye başkan adayları belirlenirken tanık olduk) CHP gibi bir parti, Millet İttifakı’ nın belirleyeceği Cumhurbaşkanı adayıyla ilgili tüm yetkiyi Genel Başkan kılıçdaroğlu’na bırakmış bulunuyor…

Gelelim Erdoğan karşısında yarışacak olası adaylarla ilgili tartışmalara…

Millet İttifakı her ne kadar farklı görüşlere sahip 6 siyasi partiden oluşuyorsa da, tüm kamuoyu anketlerinde Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanma olasılığı olan 4 isim öne çıkıyor:

İyi Parti lideri Meral Akşener, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve aynı partinin İstanbul BŞ Belediye başkanı Ekrem İmamoğlu ile Ankara BŞ Belediye Başkanı Mansur Yavaş…

Akşener, Cumhurbaşkanı değil ülkenin parlamenter sisteme dönüşünün ardından Başbakan olmak istediğini açıklayarak hem CHP ve lideri Kılıçdaroğlu’nun elini rahatlattı hem de önümüzdeki süreçle ilgili olası gelişmelerle ilgili yol haritasına ışık tutmuş oldu…

Yeni Cumhurbaşkanı Millet İttifakının gösterdiği aday olacaksa ve Meclis çoğunluğunu elde edip HDP (kapanması halinde aynı çizgide hareket edecek bir başka siyasi oluşum) desteğiyle Parlamenter sisteme dönüş sağlanacaksa en fazla 2 yılla sınırlanacak ve sonrasında sembolik konuma gelecek Cumhurbaşkanlığı için siyasi hedefleri olan Akşener neden aday olmak istesin?

2-3 yıl sabreder ve parlamenter sisteme dönmüş Türkiye’ de, merkez sağ kulvarı temsil etmeye aday partisini iktidara taşıma amacıyla tüm enerjisini yürütmenin başındaki güçlü Başbakan seçilmeye hasreder…

Akşener’ in çekilmesiyle geriye Kılıçdaroğlu, İmamoğlu ve Yavaş kalıyor…

Bu isimlerle ilgili öngörü ve değerlendirmelerime gelince;

Çok öne çıksa da, son günlerdeki söylemleriyle adaylığı çok fazla istediğini hissettirse de, son dönemeçte Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı aday olmayacağı düşüncesini taşıyorum…

Neden mi?

Altılı masanın mimarı ve birlikteliğini sağlayan en önemli aktörün aday olması halinde masayı bir arada tutan, bugüne kadar ortaya çıkan pek çok sorunu, doku uyuşmazlığını, özveriyle ve kişisel çabalarıyla alt eden bir liderin karar verme sürecinde aklıselim ile hareket etme beklemek hayal olmamalı…

Ülkenin kaderini belirleyecek tarihi seçim ikliminde masanın dağılma riski bir yana en küçük sendeleme olasılığını bile göze alma lüksü yok ve yüklendiği tarihi sorumluluğun farkındadır Kılıçdaroğlu…

Bu durumda hayli karmaşık sanılan ve iki cephenin de soluğunu keserek katıldığı ‘Millet İttifakı adayının kim olacağı tartışmalarının iki isme indirgenmesi sürpriz olmaz…

Yavaş mı? İmamoğlu’ mu?

Sorularına yanıt teşkil edecek tercihlerde nelerin rol oynayacağını irdelemek için ikilinin özelliklerinden ziyade kamuoyu beklentilerine yoğunlaşmak gerekiyor…

Örneğin, Erdoğan’ın her şeyin tek karar verici ‘ben merkezli’ siyaset yapma ve daha da ötesinde ülkeyi yönetme tarzına, geniş kesimlerde yükselen tepkiye karşı, Yavaş’ ın kişiselliği bir yana itip kurumsallığı öne çıkaran mütevazı tavrı, Ankara Büyükşehir Belediyesini yönetme tarzıyla beklentilerin üzerinde popülariteye sahip olması…

Üstlendiği görevi yerine getirme, buyurgan olmayan, halkın verdiği emaneti üstlenme, şeffaf ve hesap verebilir yönetim tarzı, bagajında farklı ağırlıklar taşıyan hizipsel gruplar dışında oldukça yüksek bir seçmen desteğini ortaya koyması…

Halk, ensesinde boza pişiren kendi eliyle başa getirdiği seçilmişlere öylesine tepkili ki, Yavaş’ ın aslında doğal olanı hatırlattığı “Bilbordlarda ne benim fotoğrafımı ne de adımı göremezsiniz, sadece büyükşehir belediyesi yazar. Çünkü o reklamı kendi kesemden yapmıyorum.”  Sözleri bile kamuoyu desteğini olabildiğince yukarılara taşıyor…

İmamoğlu’na gelince…

Gençliği, dinamizmi, hırsıyla her kesimden destek gören İmamoğlu, Karadeniz gezisinde sergilediği tavrı ve dostane eleştirilere verdiği yanıtlarla prestij kaybı yaşadı…

Gezi otobüsüne aldığı isimlerden çok o otobüste verilen fotoğrafın çağrıştırdığı “gelen gidecek olanı aratır mı?” sorularının yarattığı kaygı giderilmediği gibi, hatanın telafisi yönünde de eleştirilere karşı söylediği küçümseme kokan “vız gelir, tırıs gider” dışında herhangi bir emare yok…

Akşener’ in aday olmama gerekçelerini sıralarken dile getirdiğim; “iki yıl içinde parlamenter sisteme geçilecek ve mevcut Cumhurbaşkanlığı sembolik hale gelecekse ülkeyi yönetmeye talip biri neden kendisini bu kısa döneme angaje etsin?” soruları aslında İmamoğlu için de geçerli…

Karadeniz gezisindeki yol kazası bir süre sonra unutulur, İmamoğlu talihsiz süreçten gerekli dersleri çıkarır ve parlamenter sisteme dönecek Türkiye’ de güçlü bir siyasi aktör olarak öne çıkar…

Ahmet Türk’ ün aşağıda yer verdiğim eleştirel bakışı, gerekli dersleri çıkaracak İmamoğlu’ nun gelecekte çıkacağı yolculuğun önünde yer alan ve çoğu kendisinden kaynaklı handikapların aşılmasına da büyük katkı yapar diye düşünüyorum…

Ahmet Türk; “Ekrem İmamoğlu iyidir hoştur, lakin başkan seçildikten sonra gittiği Diyarbakır'da bölge halkına seslendiği konuşmalarıyla son Rize konuşması arasında dağlar kadar fark var. Bu tür çift dil kullanmanın hangisi doğru?"

Derken aslında duayen siyasetçi olarak deneyimsiz İmamoğlu’nun kafa karışıklığını özetliyor aslında…

Ahmet Türk İmamoğlu ve Yavaş’ ın olası adaylıklarını değerlendirirken iki husus dikkat çekiyor:

“Ekrem İmamoğlu iyidir hoştur, lakin başkan seçildikten sonra gittiği Diyarbakır'da bölge halkına seslendiği konuşmalarıyla son Rize konuşması arasında dağlar kadar fark var. Bu tür çift dil kullanmanın hangisi doğru?"

"Mansur Yavaş'ın aday olması halinde Kürtlerin ona oy vereceklerini sanmıyorum"

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner291

banner323