Öğlenin sıcağı, caddeler sokaklar tıklım tıklım. İnsanlar, arabalar hep bir koşuşturmanın içinde. İşyerleri arı kovanı gibi, kimi girerken kimi çıkıyor. Bu ne kalabalık, bu ne hayhuy…

Atatürk Caddesi’nin Ulu Camii’ye bakan köşesine dikilip yoğun koşuşturmayı izlerken,  yıllar öncesine gitmekten kendimi alamadım.

1960’lı yıllar. Şimdi iş hanlarının yükseldiği Atatürk Caddesi’nde sağlı sollu genellikle tek katlı yapılar egemen. Kunduracısı, tenekecisi, saracı, çadırcısı hep yan yana.

Kasaplar Çarşısı’nın Güney cephesinin orta kapısında, o dönem Halil Pekavcı’nın işlettiği çay ocağında çalışıyorum. Çay ocağının karşısında kumarbazlığıyla ünlü Ayrancı Hacıbeleş. Öğleye kadar satıp tükettiği yağlı ayranlardan kazandığı parayı götürüp kumara yatırdığı söylenirdi.  

O günlerde öğle saatlerinde Mersin sokaklarında insan görmek pek olası değil. Tek tük rastlananlarında ya acil işleri vardır ya da yollarını şaşırmışlardır. İşyerlerinin kapısını saat 12.00-15.00 arasında kimse çalmazdı; fırsattan yararlanan sahipleri de Mersinlilerin büyük bir bölümü gibi öğle uykusuna yatardı.

Çarşı esnafı olsun olmasın herkes birbirini tanırdı. Yerleşik Mersinliler, edim soylu sözcükleri (yapaciz, edeciz, alaciz, vereciz) inceltip uzatarak telaffuz eder; yabancılar giyim kuşamından olmasa bile şivelerinden tanınırdı.

Hey gidi günler hey, kentte ne o dinginlik kaldı ne de o ağdalı şiveyle konuşan insanlar…

Belleğimi yokladığımda, Avukat Şinasi Develi ve Arabağa Kahvesi’nin sahiplerinden Mustafa Uçar’ı özlem duyduğum Mersin şivesini konuşan örnekler olarak anımsıyorum.

Söz Şinasi Develi’ye gelmişken burada biraz durmak gerekir.

Nedenine gelince, Şinasi Develi Mersin’in yaşayan tarihidir.

Arşiv, belgeleme ve yazma alışkanlığı pek olmayan toplumumuzda Şinasi Develi bir ilki başlatarak Mersin’in uzunca bir zaman dilimini kayıt altına almıştır. Tamamen kendi çabasıyla oluşturup Ticaret ve Sanayi Odası’nın katkılarıyla basılan “Dünden Bugüne Mersin” kitabı, kente yönelik bazı bilgilerin sağlamasında başvuru kaynağıdır.

Baro Başkanlığı, Büyükşehir Belediye Başkanvekilliği vb. görevlerde kente uzun yıllar hizmet eden Şinasi Develi, teknolojik ve sosyal değişimlere karşın başta giyim tarzı olmak üzere geçmişin izlerini taşıyan bazı özellikleri özenle korumaktadır.

Bana göre, Şinasi Develi’nin yazmadıkları da en az yazdıkları kadar önemli.

Çünkü Sayın Develi ve benzeri özellikleri taşıyan insanların anılarının kayıt altına alınması bir anlamda Mersin’in geçmişini geleceğe aktarma işlevi görecektir.

Ben, başlangıç olarak Şinasi Develi’nin kendisinden dinlediğim zihnimde yer eden bir anısını aktararak yazıyı noktalıyorum:

“Aga, başta giyim kuşam olmak üzere şimdi her şey çok değişti.Eskiden nerde böyle çeşit çeşit ürünler!.. Elbiselik kumaş dışarıdan gelirdi. Giyeceklerimizin çoğu Rasim Dokur bezinden dikilirdi. Hiç unutmuyorum, ilk gençlik yıllarımızda külhanbeyliğe özeniyoruz. Rasim Dokur Bezini çivitle maviye boyatıp pantol gömlek diktirip giydik. Hava atmak için gittiğimiz Tarsus’ta güzel bir dayak yemiştik…”

Ah güzel Mersin, ah…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.