banner214

“Yarın Son Gündür” filminde Kara Çocuk (Yılmaz Güney) ve Mavi Çocuk (Fatma Girik), zengin bir karı kocayla bir oyun oynar. “Bilen Kazanır” isimli bir bilgi yarışmasıdır bu oyun.

Kara Çocuk ve Mavi Çocuk; klasik müzik, turizm ve tiyatroyla ilgili çeşitli sorular sorarlar başlangıçta… Zengin karı koca, bu genel kültür sorularını hemencecik biliverir. Çok kolay gelir bu sorular onlara. Kara Çocuk bakar ki her soruyu biliyor bu karı koca, bu gidişle oyunu kazanmak zor, elindeki en güçlü kozu oynar. Onlara “Ekmek kaç gramdır ve fiyatı ne kadardır?” diye bir soru sorar. Zengin karı koca şaşkın şaşkın birbirinin yüzüne bakar bu soruyu duyunca. Kültür ve sanat sorularında oldukça başarılı olan bu karı koca, ekmeğin fiyatını bilemez. Zeytinin kilosunun kaça olduğunu da bilemezler daha sonra. Sonuçta yarışmayı kaybederler.

O karı kocanın ekmeğin fiyatını bilmemesi doğal karşılanabilir… Ekmek, belki de üzerinde düşünülecek bir şey değildir o karı koca için. Karınlarını doyurdukları, alelade bir şeydir sadece. Çok da önemli değildir. Ama yoksullar için öyle mi? Yoksullar için ekmek, hayatın temel amacıdır, merkezindedir.

Bütün yaşam, bir ekmek kavgasıdır yoksullar için. Bir işe girmek demek, eli ekmek tutmak demektir. Eve ekmek götürebilmek için sabahtan akşama kadar çalışır dururlar. Aslanın ağzındaki ekmeği kazanabilmek için zorlu koşullara katlanırlar. Öyle ekmek elden su gölden yaşayamazlar yani.

Bu nedenle kutsaldır ekmek. Yerde ekmek görseler öpüp alınlarına koyarlar. Yemin edecekleri zaman “Ekmek çarpsın ki…”  derler.

Durum böyleyken Kara Çocuk ve Mavi Çocuk, bu bilgi yarışmasını yoksul bir karı kocayla yapsaydı sonuç nasıl olurdu diye düşünmeden edemedim. Klasik müzik, turizm, tiyatro sorularını bilebilir miydi yoksul karı koca? Emin değilim. Fakat yoksul karı kocanın ekmeğin gramını ve fiyatını doğru bileceğinden adım gibi eminim. Hayatlarını sadece ekmeğini kazanmak için harcayan insanların ekmeğin fiyatını bilmemesi mümkün değildir çünkü.

Peki, hayatlarını sadece ekmeğini kazanmak için harcayan bu insanların klasik müzikle, tiyatroyla, sinemayla ilgilenmesi mümkün mü? Asgari ücretli birini hayal edelim. Bizim asgari ücretlimiz her ay eşiyle ve çocuklarıyla sinemaya gidebilir mi? Kültüre, sanata zaman ayırabilir mi? Haydi diyelim ki zamanını ayırdı, parasını ayırabilir mi aldığı asgari ücret karnını doyurmaya bile doğru düzgün yetmezken? Cevap belli: Asgari ücretli kültüre ve sanata ne zaman ayırabilir ne de para!

“Eve ekmek götüremiyoruz. Kuru ekmeğe muhtaç olduk.” seslerinin yükseldiği, askıda ekmek kampanyalarının başlatıldığı günlerden geçiyoruz. Ne yazık ki kimsenin kültürle, sanatla ilgilenecek hâli yok.

Böyle koşullardan geçerken ben de çıkıp “askıda sanat kampanyası” başlatacak değilim. Fakat temel bir çelişkiye dikkat çekmek istiyorum. Neden hiç kimse yoksulların sanatla ilgilenemiyor, hobilerini gerçekleştiremiyor oluşunu yadırgamıyor? Bu, normal bir şey mi? Asgari ücretliler, yoksullar, böyle kuru bir yaşama mı layık? Sanatla, kültürle ilgilenmek sadece zenginlerin mi hakkı?

İnsanların ekmeğe ihtiyacı var. Ancak insanların ekmeğin yanında kültüre, sanata, gezip eğlenmeye, stres atmaya da ihtiyacı var. Bu yazıyı, bir temizlik işçisi arkadaşımın bana içini dökerken sorduğu bir soruyla bitirmek istiyorum. Bütün mesele bu soruda gizli sanki: “Ya hocam, bizim yaşamaya hakkımız yok mu ya?”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner198