banner165

Üniversite öğrenimi bir zamanlar liseyi bitiren her gencin özlemiydi. Olanakları ölçüsünde her anne baba da çocuğunun bir üniversiteyi bitirip mesleğe atılmasını isterdi. Taşrada yaşayanların çocuğunu büyük kentlerdeki üniversitelerden birinde okutması, öyle kolay bir iş değildi. Yalnızca aldığı öğrenci kredisiyle geçinen çok sayıda arkadaşımı anımsıyorum. Ben de üniversite öğrenimimi aldığım öğrenci kredisiyle tamamlayanlardan biriyim.

Üniversite benim için tam anlamıyla bir bilgilenme ve aynı zamanda sosyalleşme ortamıydı. Bölümümüzden aldığımız dersler, üniversite öğreniminin görülen, bilinen yanıydı. Oysa görünmeyen yanları daha da öğreticiydi. Büyük kentlerin sinemaları, tiyatroları, sergi salonları, dolmuş ve otobüsleri, kafeleri, meyhaneleri, kiralık evleri, iş yerleri; yaşamın tüm zıtlıklarıyla sergilendiği sokaklar, kenar semtler vs. hepsi öğrenme ortamlarıydı.

Demek ki üniversite öğrenimini bu bütünlük içinde ele almak gerekiyor.

Konuya bu açıdan bakınca, kimileri üniversitelerin eski dille münevver, yeni dille aydın insanlar yetiştirdiğini iddia ederler. Oysa bu görüş doğru değildir. Bunun yerine üniversite tanımını, “üniversiteler, topluma yetişmiş insan gücü sağlar” biçiminde yapmak doğru olur. Çünkü üniversitelerden yalnızca aydın çıkmaz; toplumu yağmur duasına yönlendiren, cehalete övgüler düzen, üniversiteleri “fuhuş yuvası” olarak gören ve aldığı akademik unvanları askeri rütbe gibi değerlendiren ve yanında çalışanları hizmetkârları olarak gören zavallı akademisyenler de çıkar.

Bu noktada üniversite-bilgi ilişkisine de değinmek gerekiyor. Üniversiteleri bitirip çok sayıda bilgi biriktirmiş olmak da her zaman bir hüner değildir. Bilgi az çok herkeste olması gereken bir şeydir. Kimse ötekinin ne bildiğini bilemez. Önemli olan, çok şey biliyor olmak değil, bilginin nerede, nasıl ve hangi amaçla kullanılacağına karar vermektir. Bilmek, bildiklerinden dolayı böbürlenmeyi değil, mütevazı olmayı gerektirir. Bunun adı kendini bilmektir; erdemliliktir.

Yukarıda da değinildiği gibi, bilgilenme ve deneyim kazanma ortamları her zaman üniversiteler değildir. Bizzat yaşamın kendisi de öğreticidir. Maksim Gorki’nin  “Benim Üniversitelerim” adlı otobiyografik romanı, yaşamın öğreticiliğini sergileyen güzel bir eserdir.

“Benim Üniversitelerim” Maksim Gorki’nin yaşam öyküsünü anlattığı üç romanın sonuncusudur. Bir arkadaşının önerisiyle Kazan Üniversitesine girip üniversite öğrenimi görmek isteyen yazar, üniversiteye giremeyince hayat üniversitesinin acımasız tedrisinden geçmek zorunda kalır. Hayat üniversitesinde verdiği ayakta kalma savaşımının birikimi, onun dünyaca tanınan bir yazar olmasını hazırlar.

Yalnızca Maksim Gorki değil, bizde de Orhan Kemal, Yaşar Kemal gibi hayat üniversitesini bitirmiş çok sayıda yazar vardır. Bizim Kargıpınarlı Mehmet Doğan’ı (Uzun Mehmet) herkesin tanımasını isterim. İlkokul mezunu, seksenlerinde birikimli, bilge bir insan… Halk ozanı, öykücü… Çoğu üniversite mensubunun, ondan öğreneceği çok şey olduğunu biliyorum.

Buraya kadar anlattıklarımdan üniversitenin bir anlam ifade etmediği sonucu çıkarılmamalıdır. Tersine üniversiteler, araştırmalarıyla, buluşlarıyla, çok saygın üyelerinin ortaya koyduğu eserleriyle bir toplumun gidişini etkileyen kurumlardır. Adı, kötü demeçleriyle basına yansıyan şarlatanlar zaten üniversiteyi temsil edemezler.

Ne yazık ki benim üniversitelerimde zaman zaman böyle şarlatanlar söz sahibi olabiliyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner185