banner165
banner176

Eğitim öğretim hayatımız boyunca, bize anlatılan trigonometri, matematik, fizik, kimya, geometri gibi derslerden dolayı, hepimiz ya da birçoğumuz ‘’iyi ama tüm bunlar ileride bizim ne işimize yarayacak’’ düşüncesine kapılmışızdır. Uzun yıllar boyunca geçerliliğini koruyan bu trajikomik replik günümüzün öğrencileri arasında da geçerliliğini yitirmiş değil.

Bugün yaşadığımız zamana bakarsak, yukarıda bahsedilen cümlenin her zaman akıllarda küçük bir espri konusu olarak kalmasını tercih edebiliriz fakat gelgelelim, insanoğlunun yaşadığı tsunami, deprem, salgın gibi felaketler bizlere bilimin, kısacası tüm bunlar ne işimize yarayacak sorusunun cevabının ne kadar önemli olduğunu anlatmaktadır.

Son yaşadığımız İzmir depremiyle gördük ki, matematiği, geometriyi, statiği bilmeyen ya da bilmek istemeyen kişilerin ihmalkarlığından dolayı birçok insan hayata veda etti. Gerekli teknik çalışmaların yapılmaması, zemin özelliklerinin göz ardı edilmesi, çok katlı binaların çekiçleme nedeniyle birbirini etkilemesi kısacası bilime uzak yaklaşımlarda bulunulması tablonun bu denli kötü olmasına neden oldu. Şu bir gerçektir ki ülkemiz Alp-Himalaya deprem kuşağında yer alan ve nüfusunun %95 nin bu tehlikeye maruz kalabilme ihtimalinin olduğu bir deprem ülkesidir. Yapısal kurallara uymayan tasarımların birer mezar haline geldiği ülkemizde niteliksiz işçilikler ve malzemeler üzücü durumlara sebebiyet vermektedir.

Her coğrafi bölgeye göre farklı yapısal sistemlerin uygulanması gerektiği düşüncesi, yaşadığımız her deprem felaketinden sonra gündeme gelmiştir. Örneğin 2002 Afyon depreminden sonra kerpiç yapıların tümünün yıkıldığı görülmüş, 1999 Marmara depreminden sonra yapı sektöründe değişimin acilen gerçekleşmesi gerektiği vurgulanmıştır. Belki de çözüm, her bölgeye göre farklı taşıyıcı sistemlerin uygulanacağı yapılar inşa etmektir.

Kaderciliğe değil bilime güvenirsek ve bilimin gerekliliklerini yerine getirirsek, doğayla mücadele edebilme şansımız vardır. Aslında doğa ile mücadele etmek yerine doğa ile uyumlu hale gelme cümlesi daha doğrudur. Çünkü insan da doğanın bir parçasıdır ve insanın kendi parçasıyla mücadele etme düşüncesi yerinde olmayabilir.

Kendi şehrimizden, mimariyi değil ama iç mimariyi ilgilendiren trajik bir olaya örnek verecek olursak, Anamur ilçesinde üzerine gardırop devrilmesi sonucu hayatını kaybeden altı yaşındaki Efsun, bizlere sadece mimarinin değil iç mimari biliminin de ne denli önemli olduğunu üzücü bir biçimde göstermiştir. Deprem anında ya da bu tip kaza anlarında iç mekan donatılarının duvara sabitlenmiş olması, olası her türlü hasarı minimize eder. Fakat bu ve bunun gibi önlemlerin çeşitliliği için yeni yapılarda ya da tadilat onarım işlerinde iç mimarların onayı mutlaka alınmalıdır.

Pandemi döneminde birçoğumuz televizyonlarda daha önce hiç görmediğimiz kadar bilim insanı gördük ve alınması gereken önlemleri, salgının yayılım sürecini adeta ezberledik. Son olarak hepimizin göğsünü kabartan Türk bilim insanı Uğur Şahin’in aşı konusundaki açıklamaları içimize su serpti ve yine bilime sığındık. 

Tüm bunlar bana Atatürk’ün ‘’Eğer bir gün sözlerim bilimle ters düşerse, bilimi seçiniz’’ cümlesini hatırlattı. Bu müthiş öngörü bugün bizlere ışık tutmaya devam ediyor.

Bu yüzden şunu unutmamak gerekir ki, matematik, geometri, fizik, kimya gibi yeryüzü biliminin temel taşlarını oluşturan bu olgularla karşılaştığımızda, zamanında bizim de sıkça sorduğumuz ve şimdi bile öğrenciler arasında güncelliğini koruyan ‘’bunlar ne işimize yarayacak’’ sorusunun cevabı;

Daha güvenli, daha insancıl daha medeni ve en önemlisi daha sağlıklı bir dünyada yaşamamızı sağlayacaktır olabilir.

Sağlıklı günler dilerim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.