banner165

İnsan derin bir boşluğa doğar, evrimin bir laneti olarak kısa bir süre sonra farkına vardığı içinde en az onun kadar derin bir boşluğu barındırarak…

Bu lanet onu hayatı boyunca takip eder.

Yaşamı boyunca tek derdi onu doldurmaktır…

Dertlerin büyük bir çoğunluğu onu doldurma çabasından başka bir şey değildir aslında…

Daha doğduğundan itibaren ailesi, yakın çevresi git gide içinde yaşadığı toplumun her katmanı, her kurumu bu boşluğu doldurmaya başlar: değerler, gelenekler, kurallar, sosyal, ekonomik ve kültürel şeylerle.

Bir çoğu içinde inceden inceye yaşadığı huzursuzluğu hissetse de bunlarla yetinir; sürüde olmanın konforuyla yaşar gider. Zaman zaman artan iç sızısını da sürü dışındakilere öfkelenerek dindirmeye, başaramasa da hissedilmez hale getirmeye çalışır.

Evrimin laneti; gelişen beynin ürettiği arttıkça karmaşıklaşan zihinsel kapasitesinin faaliyetleri olan bu lanet…

Tabiatın bir parçası ama ondan farklı olduğunun, ben ve tabiat ikileminin yarattığı…

Varlığının farkında olmasıyla insanın ‘Big Bang’inin devreye girip içinde büyük bir boşluk oluşturduğu lanet…

Niye doğdum? Varlığımın bir amacı var mı? Hayatın bir anlamı var mı? sorularıyla beslenen,

Ve yaşam boyu içini doldurmak için çaba gösterilen lanet…

İnsanın yüz binlerce senedir gelişiminin, değişiminin, dönüşümünün motorudur da aynı zamanda bu boşluk.

İnsanların yöneten ve yönetilen ayrışmasından sonra boşluk yöneticiler tarafından, kendi çıkarları çerçevesinde doldurulmaya başlandı binlerce senedir.

İnsanların büyük bir çoğunluğu minnetle bunu kabul etti.

Zygmunt Bauman insanların kişisel sorumluluk alıp karar verme yükünden kurtulmak için karar yetkisini yöneticilere gönüllü olarak verdiklerinden söz eder. İşte bu yük boşluğu doldurma yüküdür.

Bazı insanlara ne yaparsanız yapın o boşluk dolmaz. O bir yana içine doldurulmuş bazı şeyleri de kabul etmez ve dışarı atar. Boşluk daha da büyür…

Sıkıntı da büyür…

Gerilim dayanılmaz olur…

O insanlar boşluklarını kendileri doldurmaya başlarlar; Einstein’in kızına yazdığı mektupta evrensel enerji olarak tanımladığı sevgiyle, bilimle, felsefeyle, sanatla ve de isyanla…

İnsanlığın itici motoru olurlar ama aynı zamanda sistemi de tehdit edenleri…

Yönetenler büyük tehdittir bu insanlar için ama daha büyük tehdit yöneticilere biat etmiş büyük kalabalıklardır.

O büyük kalabalıklar kendi elleriyle teslime eder,

Kendi elleriyle linç ederler.

Asılırken, yakılırken o büyük kalabalıklar sevinç çığlıkları atarlar.

O boşluk öyle bir boşluktur ki farkında olanın artık başka bir çıkar yolu yoktur: canı pahasına, zindanlarda çürüme pahasına, sevdiklerinin çekebilecekleri acı pahasına devam etmek zorundadır.

Lanet bir paradoksu davet eder: Yöneticilere, mevcut sisteme rağmen, her türlü bedeli ödeyerek boşluğunu kendi dolduranlar, kalabalıklara iyilik ederlerken kalabalıklar tarafından kötülük görürler…

Bu lanet kalkacak:

Ya insanlığın yok olmasıyla,

Ya da kalabalıkların kendi boşluklarını kendileri dolduranların yanına geçmesiyle…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner189

banner185

banner188