Yaşadığımız küresel kriz ve corona virüsü salgınının bütün kesimleri olumsuz etkilediği bellidir. Ne var ki emeğiyle geçinenler, bu durumdan daha çok etkilenmekte, evine ekmek götürmekte zorlanmakta, açıkça söylemek gerekirse açlık yaşamaktadır. Böyle zor dönemlerde oylarımızı vererek seçtiğimiz politikacıların halkın yararına neler yaptığını sorgulamak gerekmez mi?

Genel olarak dünyanın her yerinde politikacılara sempatiyle bakılmaz. Bunun çok çeşitli nedenleri olabilir. Her partinin temsil ettiği çıkar grupları, doğal olarak ötekini kendi çıkar penceresinden bakarak değerlendirir. Bu durumda bir çıkar grubu ötekine göre ister istemez iyi ya da kötü olarak değerlendirilecektir. Gelişmekte olan ülkelerde bu karşıtlık, çoğu zaman istenmeyen noktalara kadar tırmandırılır. Bir partinin lideri ötekine küfür sayılabilecek sözlerle saldırmaktan çekinmez. Üstelik halkın bu tür küfür sözlerden hoşlandığını sanarak, küfür dilini politikasının malzemesi haline getirir.

Uzun zamandır ülkemizde kötü dil kullanımının en belirgin örneklerine tanık olunmaktadır. Birine sataşarak, birini kötüleyerek, ötekinin değerlerine saldırarak sürekli gündem karartılmaya çalışıldığını artık bilmeyen yok. Böyle ucuz politik manevralar, politikacıların güvenilirliğini yitirmesine ve dolayısıyla halkın gözünden düşmesine neden olmaktadır. Oysa halk, seçtiği politikacıları yarasına merhem olsun diye; başka bir deyişle halkın çıkarları dile getirilsin diye seçmiştir.

Politikacıların önemli bir görevi de, aldatarak değil, gerçekleri olması gerektiği gibi paylaşarak halkı yatıştırmaktır. Merhum Prof. Dr. Erdal İnönü sanırım 1997’de Mersin Üniversitesini ziyarete geldiğinde; başbakan yardımcısı olarak Madımak olaylarında kendisinin bir görev ihmali olup olmadığı, bu konuda halkın kendisine olan tepkisinin nedenleri sorulduğunda pek alışık olmadığım bir yanıt vermişti: “Ben görevimi yaptım. Bir görev ihmali olmadı. Ancak şunu bilmenizi isterim: Halk elbette yöneticilere tepki gösterecektir. Yönetenler ve bütün politikacılar halkın tepkilerini yumuşatmak için var.”

Aylardır yaşadığımız corona virüsü salgını karşısında halkın umarsızlığını, yönetenlerin şaşkınlığını gördükçe merhum Erdal İnönü’nün bu sözleri geliyor aklıma. Yönetenler ve politikacılar böyle zor günlerde de yapay gündemlerle oyalanıp halkın yanında olmayacaklarsa daha ne zaman olacaklar? Yönetenler, tepkilerinden dolayı yurttaşlarımızı tutuklayacağına hoşgörü sınırlarını geniş tutamazlar mı?

Yurttaşlarımız birçoğu, yöneticilerin ve tüm politikacıların sorunları yeterince göğüsleyememesi yüzünden tepkisini ülkesine yönlendirmekte, ülkesine küserek başka ülkelere gitmeyi bir kurtuluş yolu olarak görmektedir. İnsanın doğup büyüdüğü, yüce bir değer saydığı vatanında huzur bulamaması, üzerinde enine boyuna düşünülmesi gereken bir durumdur. Unutulmaması gerekir ki açlık, her kötülüğün anasıdır.

Ekonomik kriz ve corona virüsü salgını nedeniyle umarsızlık içinde kıvranan halk, seçtiği politikacılardan çözüm yolları göstermesini beklemektedir. Bugün değilse ne zaman halkın yanında olacakları merak edilmektedir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Haydar Bingölbalı 1 ay önce

Sorunun kaynağını ve teşhisi göremedim.orta yoldan yürümek buna derler.Suya sabuna dokunmadan paklanmaz.