Daha önce yayınlanmış bir yazımı sizlerle tekrar paylaşacağım.

Salgının binlerce kişiyi aramızdan aldığı, yüz binlerce kişiyi hasta edip onlardan binlercesinde kalıcı sekel bıraktığı, yoksulu daha yoksullaştırdığı, işsizliğin çığ gibi büyüdüğü bu Covid-19 salgın döneminde; hele de siyasi iktidar ve toplum tarafından adeta yok sayıldığı ve yayılmasına engel çıkarılmadığı bu günlerde, bir başka gözle okunabilir gibi geliyor bana.

Hadi bir göz atalım:

“Duyguların hayatımızdaki önemi yadsınamaz. O kadar ki düşüncelerimizi, yargılarımızı, kararlarımızı ve davranışları, ama doğrudan ama örtük bir şekilde duygularımızın etkilediğini savlamak abartı olmaz.

Çaresizlik, bir durum adı olduğu gibi yol açtığı birçok olumsuz duygu da bu isimle anılır. Hemen herkes yaşamının bir diliminde çaresizliği derinlemesine yaşamıştır. Ve ondan bahsedildiğinde, geçmişte hissettikleri o anda sökün etmekte gecikmemiştir.

Bir sabah hastanemdeki işime giderken acil servisin duvarına çökmüş orta yaşlarda, hayatın yıpranmışlığı yüzündeki derin çizgilerden okunan bir adam dikkatimi çekti. Yanaklarından süzülen gözyaşlarını görmesem bu sessiz ama derinden gelen ağlamayı görmeyecektim ve çektiği büyük acının tüm bedenine sinip onu un ufak edip küçülttüğünü de… Bir şey sormama gerek yoktu; ölümün karşısında duyduğu çaresizliği yaşadığı her halinden belliydi: sevdiğini çekip almıştı elinden.

İkinci ağızdan duymuştum olayı. 90’lı yılların sonunda yaşanan ekonomik kriz çok kimseyi işsiz bırakmıştı. Evine ekmek götüremeyenlerin sayısı çığ gibi büyümüştü. Kırsal ile gevşeyen bağ, kışlık erzak hazırlamaya sekte vurarak işsizlerin durumunu daha da zorlaştırıyordu. Kadın marketten gıda alışverişini yapıyor. Evine geldiğinden kapıyı açmak için elindeki poşetleri yere bırakıyor. O anda arkasından bir erkek sesi “ arkana dönme, sadece poşetleri alıp gideceğim” diye sesleniyor: yalvaran, titrek, utangaç ve acı dolu…

Kendi açlığa katlanabilir ama ya evdeki çocuklarının?!.

İşsizliğin, yoksulluğun, açlığın çaresizliği…

Gazeteler yazmıştı: Okullar açılmış, çocuklar sevinçle sınıfları doldurmuşlardı. Akşam ellerinde ihtiyaç listeleriyle evlerine dönmüşlerdi. Baba işsizdi. Borç bini aşmıştı ve yarı aç yarı tok yaşıyorlardı. Çocuk listeyi verdi babasına; okul çantası, defter, kalem…

Acısı o kadar ağırdı ki katlanamadı. Ertesi sabah cansız bedenini buldular. Yaşamına son vermişti baba, çaresiz…

Bunları yazarken gördüğüm, duyduğum, okuduğum anda hissettiğim derin acıyı tekrar yaşadım: yoksulluk, yoksunluk, açlık, ölüm karşındaki çaresizliğin…

Ergin Yıldızoğlu aktarmış: Yatırım bankası Credit Suiss’in yayımladığı Global Servet Raporu (2013), dünyanın toplam servetinin, dünyanın yetişkin nüfusu arasındaki dağılımına bakıyor. Bu rapora göre dünya yetişkin nüfusunun yüzde 8.4’ü (393 milyon kişi) dünya toplam servetinin yüzde83.3’üne sahip görülüyor.  Diğer bir deyişle yüzde 92’ye servetin yüzde 17’si kalıyor.

İnsanlarda, bunları yakın zamanda değiştiremeyecek olmanın çaresizliği; yaşadıkları acıları daha da derinleştiriyor.”

Covid-19’dan en çok etkilenen; hastalanan, sakat kalan, ölen, işini kaybeden, daha da yoksullaşan yoksulların olduğu gerçeği, ne yazık ki kadim insanlık tarihinin, henüz değiştirmeye gücümüzün yetmediği hakikati…

Çaresizliğe bir nebze çare, Covid-19 için bir yandan artık hepimizin bildiği kişisel önlemleri alırken;diğer yandan toplumsal tedbirler için de, işsizliği, yoksulluğu da kapsayacak şekilde, çabalarımızı sürdürmek gerekiyor, düşüncesindeyim…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.