banner214

Bazı filmler konusuyla, kurgusuyla, iletisiyle zamanlar üstü bir nitelik taşır. Örneğin Züğürt Ağa filmi… Feodal düzenden kapitalist sisteme geçişteki insan manzaralarının kimi zaman komik kimi zaman da romantik bir kurguyla anlatıldığı bu film, bugün bile Türkiye’ye ayna tutmaya devam ediyor. Sözgelimi ağanın (Şener Şen) siyasete atılma sahnesi, din istismarını ve laikliğin önemini çarpıcı bir biçimde anlatıyor.

Ağa seçime girer ve sahibi olduğu köyün kendine oy vereceğini düşünür. Oysa köyünden ağanın partisine sadece bir oy çıkar. Herkes, hatta ağanın babası bile, oyunu şeyhin partisine vermiştir. Çünkü şeyh, bütün köylüye cennetten tapu dağıtmıştır.  Ağanın “Önce bu dünyadan bir tapu ayarlamaya bakın!” çıkışına, kâhyanın verdiği yanıt ise oldukça çarpıcıdır: “Dünya tapuları çoktan paylaşıldı ağam, bize yer kalmadı ki!”

Bu dünyadan umudunu kesenlerin öteki dünyaya bel bağlamasını oldukça insani buluyorum. Her şeyin kapışıldığı, insanın kendi varlığını inşa edemediği böyle bir düzende, öteki dünyaya güvenmekten başka çaremiz kalmıyor. Ancak bu çaresizliği bile istismar etmeye çalışan, “cennetten tapu” vadederek insanları kandıran çıkar grupları, geçmişten günümüze pusuda bekliyor.

Ortaçağ’da kilisenin belirli bir para karşılığında insanların günahlarını affetmesi ve onlara cennetten toprak vermesi, bugün farklı düzlemlerde varlığını sürdürüyor gibi. Günümüzde DAEŞ, FETÖ gibi terör örgütleri, temiz duyguları kendi kirli çıkarlarına maske yapıyor. Sadece terör örgütleri değil; kimi şirketler daha fazla ürün satabilmek; dilenciler de daha çok sadaka toplayabilmek için insanın dinî duygularını sömürüyor. Kısacası temiz duygular, geçmişten günümüze birilerinin iştahını kabartıyor.

Ülkemizde doğru bir biçimde anlatılamadığını düşündüğüm laiklik, aslında böyle çıkar grupları karşısında insanın dinini özgürce yaşaması için ortaya atılan bir kavramdır. Laiklik, çeşitli çıkar gruplarının dini istismar etmesini engellemek, yani bizzat din ve vicdan özgürlüğünü korumak için gündeme gelmiştir. Her şeyin pazarlandığı kapitalist üretim sürecinde dinin bir metaya, yani kâr aracına dönüştürülmemesi, laiklikle olanaklıdır.

Din işleriyle devlet işlerinin birbirinden ayrılması -ki bu, laikliğin sadece bir boyutudur- devlet işlerindeki olası yanlışların dine mal edilmesini önlemek içindir. Devlet işlerinde yanlışlık olabilir; fakat din, bu yanlışlarda pay sahibi değildir. Laik olmayan ülkelerde ise yöneticiler, kendi eylemlerini dinî buyruklara dayandırırlar. Bu da o yöneticiyi benimsemeyen insanların dinden soğumasına, uzaklaşmasına yol açar. Öyle ki bugün şeriat ile yönetilen ülkelerin hataları, ne yazık ki İslam’la özdeşleştiriliyor. Benzer bir biçimde din maskesine gizlenen terör örgütlerinin eylemleri, İslam’a yükleniyor. Çünkü bu tür ülkeler veya örgütler, gücünü ve yetkisini İslam’dan aldığını iddia ediyor. Aslında en çok İslam’a haksızlık ediliyor.

Bu dünyayı parselleyenler, görünen o ki bize sadece öteki dünyayı bırakmışlar. Fakat parselleri yetmiyor olmalı ki, dini istismar ederek güçlerine güç, paralarına para katmaya çalışıyorlar. Anlayacağınız ne gözleri ne karınları doyuyor. Bari cennetimizi bize bıraksınlar! Bari dinimize dokunmasınlar! Ellerini inancımızdan çeksin, samimi duygularımızı kirletmesinler. Bu ise kendiliğinden gerçekleşecek bir şey değil.

Dini ve vicdan özgürlüğünü korumanın yolu, laiklikten geçiyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner227

banner233

banner255

restbet