banner165

‘‘Bir ormanda yol ikiye ayrıldı ve ben gittim en az geçilmişinden; farkı yaratan bu oldu.’’

Pandemiden dolayı nikah törenlerindeki 30 kişilik sınıra evlenen çift dahil mi?

Evleneceğimiz, sevdiğimiz kişiyi biz mi seçiyoruz yoksa çocukluk şemalarımız mı? Hep aynı tip kişilerden hoşlanıyoruz, sanki? Hep dönüp dolaşıp hep aynı hataları yapıyoruz, neden? Hep benzer insanlar mı hayatımıza çıkıyor, yoksa biz o benzer insanları mı hayattan çekip çıkarıyoruz? Çocukluk şemalarımız hayatımızda ne kadar rol oynuyor? Bütün bunları fark ettiğimiz zaman bu kısır döngüden kurtulabilir miyiz?

Şemalar duygu, düşünce, davranışı içeren en temel zihinsel yapılardır. Şemalar bebeklikten başlayarak gelişir ve yaşam boyu sürerler. Terk edilme, istismar, mükemmeliyetçi aile, eleştirilme, aşırı korunma, kötüye kullanılma, başarısızlık vb. yaşam örüntüleri şemalarımızı oluşturur. Şemaların en önemli işlevi çevremizde olup biten olaylara karşı (şemalarımıza göre) uygun davranışları göstermemizi sağlamasıdır.  Aynı zamanda şemalarımız filtre görevi görürler. Dışarıdan aldığımız her yeni bilgiyi mevcut şemalarımızın süzgecinden geçirerek anlarız.

Şemalar her şeye dair geliştirilebilir. Bu yüzden sayılarla belirlenemeyecek kadar çok olabilirler: anne şeması, baba şeması, arkadaş şeması, insan şeması, araba şeması, başarı şeması, dostluk şeması vb. Geliştirilen bu şemalar, daha sonra karşılaştığımız durumları anlamada ve yorumlamamızda bize rehberlik eder. Temel zihinsel yapılarımız olan şemalar temel inanç olarak da kabul edilebilir. Bütün davranışlarımızın, tutumlarımızın, inançlarımızın gerisinde 'temel bir inanç' yatar. Ve insanlar farkında olmadan bu temel inanca göre hareket eder.  Örneğin istenmeyen biri olduğunu düşünen bir çocuk: Bu çocuk bunu bilmiyor ama o istenmeyen birinin duygusunu, davranış ve inançlarını benimsedi. Temel inanç ne: İstenmeyen biriyim. O halde istenmeyen biri nasıl davranırsa, nasıl bir hayat yaşıyorsa farkında olmadan o hayatı yaşamaya devam ediyor. Bu inanç öylesine güçlü oluyor ki adeta kaderi olmaya başlıyor. Kısır döngü! Örneğin, ben sağ eli kullanıyorsam sağ eli kullanmakla ilgili becerilerim de artıyor. Çünkü sinir ağlarımda sağ eli kullanırken aktif olan sinir ağları her kullandığımda ya da her bunu kullanacağımı düşündüğüm anda bile aktif oluyor. Bu inanca dair sinir ağlarım her seferinde daha da güçleniyor. Ağlar düşünün, her seferinde yeni ağlar atılıyor. Milyarlarca. Kişi de kendi tutumu ve inancı ile ilgili davranışta bulunduğunda, onu yaşadığında her seferinde milyarlarca nöron tekrardan ateşleniyor, aktifleşiyor ve yeni yeni şeyler ortaya çıkıyor ve güçleniyor. Güçlendikçe o inanç artıyor, o inanca uygun davranışlar artıyor ve patinaj çekiyor. Mesela ilişkisinde hata yapıyor, ayrılıyor. Aynı hatayı bir daha yapıyor, sürekli. Döngü! Çıkamıyor o döngüden. Farkında değil, hep aynı insanları seçiyor, aynı hataları yapıyor.  Çünkü onu öğrendi. Onu gördü. İki kere iki nasıl dört ediyorsa, bu inançlar da o kadar değişmez bir şey haline geliyor. 

Bazı insanlar var bize gelen. Diyor ki; “Hocam ben her şeyin farkındayım ama çıkamıyorum bu döngüden.” Evet çok iyi. Farkındalık iyi bir başlangıç: Farkında olmak, yüzleşmek, kabullenmek… Sonra hayal etmekle devam ediyor. Farkındalıktan sonra hayal etmek lazım. Nasılsın, nasıl olmak istiyorsun? Çünkü nasıl ki bir inanca dair bir davranışta sinir ağlarında nöronlar ateşleniyorsa, hayal ederken de ateşleniyor.  1970’lerde yapılan bir deneyde bilim insanları bir maymunla çalışma yapıyor; maymuna fıstık verildiğinde maymunun hangi bölgesinin aktif olduğunu görmek adına deney yapıyorlar. Kablolar yolu ile ekranda bunu görüyorlar, takip ediyorlar. Araştırmanın amacı bu fakat araştırma tesadüfen farklı bir yöne kayıyor. Araştırmacı, maymun onu izlerken farkında olmadan fıstık yediğinde sonradan maymunun onu izlediğini fark ediyor. Ve maymun onu izlerken biraz önce maymunun fıstık yerken oluşan beyin hareketliliğinin aynısı bilim insanını izlediği anda da ortaya çıkıyor. Sonra çalışmanın seyri çok farklı bir yöne gidiyor. Bunun üzerine onlarca daha farklı çalışma yapılarak şu sonuca varılıyor: Bir insanın bir şeyi hayal etmesi ile bir insanın bunu yapması arasında beyinde oluşan hareketlilikle ilgili bir fark yok. O yüzden terapilerde öncelikle hayal etmenin önemini vurguluyoruz. Nasıl biri olmak istiyorsun? Yeni sen nasıl biri olacak? Her şeyi ile düşün: yolda yürürken, yemek yerken, çalışırken, her anda, soyut somut her konuda nasıl biri olmak istiyorsun? Farkına vardığın yanlış inançların düzeldiğinde kim olacaksın?  Zihninde hayal ettiğinde yeni hikâyeler, yeni yollar oluşacak. Sen hep en çok kullanılanından gittin bu yolların. Farklı bir şey yapıp, yeni yolu ilk önce düşünerek aktif hale getirmek gerekiyor. Çünkü o aktifleştikçe eskisi sönmeye başlayacak. Sonra, insan kendine dair düşünme biçimi değiştirdikçe; insanlarla olan ilişkisini, olaylara bakış acısını, hayatı değerlendirme biçimini değiştiriyor.

Değişim çok zor değil; bir insanı tanımakla, bir insanı sevmekle başlıyor her şey. 

Bir insanı: Kendini!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner186

banner189

banner185

banner188