banner214

Cevabı olmayan bazı sorular vardır…

Cevabı kişiye göre şekillenen sorular…

‘Çok gezen mi bilir yoksa çok okuyan mı?’ sorusu da bunlardan biridir.

Aklınızda hemen bir cevap belirmiş olabilir. ‘Tabi ki çok gezen’ ya da ‘tabi ki çok okuyan’ gibi…

İki yıla yaklaşan salgın hastalık sürecinde sıkılan ve bunalan insanların cevabı tabi ki gezmek olabilir. Ama gezerken de bilmenin önemini de yabana atamayız.

Çok gezenlerin çok okuyanlardan daha fazla bilmesi fikrini savunanlar, bulundukları ortamın havasını koklamayı seven insanlardır. O ortamda yaşamayı, ortamın tadını çıkarmayı, gezdiği yerin sokaklarında kaybolmayı isterler. Çok gezenler Antep baklavasını Antep’te yerken Zeugma Müzesi’ni gezmeyi, mıhlamayı Trabzon’da tadarken Sümela Manastırı’na tırmanmayı, ciğer kebabın ve kadayıfın tadına Diyarbakır’da bakarken On Gözlü Köprü ’de kaçak çay yudumlamayı tercih ederler. Piramitleri Mısır’da, yel değirmenlerini Hollanda’da, Tac Mahal’i Hindistan’da görmekten zevk alırlar. Çöl sıcağında terleyerek, kutuplarda üşüyerek orada yaşayanların hayatlarını anlamayı tercih ederler. Yaparak yaşayarak öğrenme stiline sahiptirler.

Gezmek ve görmek oldukça eğlencelidir. Zamanın nasıl aktığını anlaşılmaz. Sevdiklerinizle yapılacak yolculuklar da bir başka olur.  Yani çok gezenlerin gördükleri, duydukları ve tattıkları onlarda unutulmaz hatıralar bırakır.

Çok okuyanların daha fazla bildiğini savunanlar ise daha gerçekçi insanlardır. İnsan ömrüne sığdırılabileceklerin sınırlı olduğunu düşünürler. Ekonomik şartlar nedeniyle her yeri görmenin mümkün olmayacağını ancak okuyarak ve araştırarak her yer hakkında bilgi sahibi olunacağını savunurlar. Antep baklavasının tadını merak etmektense baklavanın yapılma aşamalarını araştırmak daha çok zevk verir onlara. Kutuplara gitmek zahmetli, zaman alıcı ve masraflı olduğu için kutuplar hakkındaki tüm bilgileri okuyarak öğrenmeyi tercih ederler. Tabi ki gezmek, görmek için de planlamalar yaparlar. Seçici davranırlar. Seyahat öncesinde gidecekleri yer hakkında tüm bilgilere sahip olurlar. Kırk yıldır orada ikamet eden birisi kadar bilgilidirler. Genel kültürleri en üst düzeydedir. Gezdikleri yerlerin tarihini de iyi bilirler. O mistik yapıya ilgi duyarlar. Not defterleri ve fotoğraf makineleri hep yanlarındadır. Öz çekim yapmaktan çok tarihi yapılardaki motifleri fotoğraflamayı tercih ederler.

Çok gezen mi çok okuyan mı bilir? diye düşünürken geçmişte yaptığımız Nemrut Dağı gezisi aklıma geldi. O gezide ülkelerinden binlerce kilometre uzakta bulunan heykelleri ziyarete gelen Japon turist grubuna hayran kalmıştım. Ülkemizde bulunan bu tarihi yapı hakkında tüm detayları biliyorlardı. Güneşin doğuş saatinde hepsi hazır halde, sessizce doğayı izliyorlardı. Yerli turistlerin birçoğu ise gezi bittikten sonra bile gördükleri hakkında bilgi sahibi değillerdi. Ören yerinin girişinde bulunan açıklama metnini okumaya gerek duymamışlardı. Onlar için bu gezi dağa tırmanmaktan ve çekirdek çitlemekten ileri gidememişti.

Başka bir tarihte ise proje için gittiğimiz Polonya’da bizlere İstanbul’u tanıtan ve tarihi hakkında bilgi veren Polonyalı öğrenciye de hayran kalmıştım. Gezdiği şehir ve o şehrin tarihi hakkında bilgi sahibi olan o genç bana güzel bir ders vermişti. Daha sonra bu kültürün onlara okullarda eğitim yoluyla kazandırıldığını öğrendiğimde bu konuda yaşadığımız eksikliği de görmüş oldum.

‘Çok gezen mi bilir yoksa çok okuyan mı?’ sorusunun bir tek cevabı olduğunu düşünmekte zorlanıyorum. Yaşadığı şehir hakkında bile bilgi sahibi olmayan insanlar için ‘gezen bilir’ demek haksızlık olacaktır. Sokaklarında dolaştığı şehrin kültürüne, doğasına, tarihine ilgi duymayanlar için gezmek, sadece görmekten ibarettir. Ancak yaşadığı şehri dinleyerek, okuyarak ve araştırarak öğrenen birisi için sokaklar anılarla canlanacaktır.

Atalarımızdan kalma bir sözümüz vardır. ‘Yediğin içtiğin senin olsun, sen gördüklerini anlat?’ derler.

İşte o anlatılacakları biriktirebilmek için hem okumak hem de görmek gereklidir…

Son günlerde birçok kişinin gezi planları yaptığına şahit oluyorum. Yurtiçi ya da yurtdışı planlar… Sınırlar açılırsa diye başlayan cümlelerin sonu hep buruk bitiyor. Ekonomik nedenler de hayallere engel koyuyor. Yabancı paraların Türk Lirası karşısında gösterdiği değer artışı yurt dışı seyahat planlarını da engelliyor. Yani bu durumda çok gezebilmek hayal oluyor.

Çok gezmek zorlaşsa da pratik birkaç fikir ile bazı planlamalar yapılabilir. Yurt içi gezilerde önce kendi şehrimizi tanımaya ve keşfetmeye çalışarak işe başlayabiliriz. Bunun için kısa bir araştırma yapmanız bile size birçok yeni fikir verecektir. Yurtdışı planlamalarda ise tercihiniz TL karşısında daha değersiz para birimine sahip olan ülkeler olmalıdır.

Son günlerde yazılı ve görsel medyada yer alan birçok cevapsız soru ile karşılaşıyoruz. Bu yazımızda da cevaplanamayan bir soruya cevap oluşturmaya çalıştık. Umarız ki diğer sorularda kendilerine muhatap bularak, cevaplanabilir….

Unutmayalım ki,

İnsanlar:

Okuduklarının %10'unu,

İşittiklerinin %20'sini,

Gördüklerinin %30'unu,

Görüp işittiklerinin %50'sini,

Görüp, duyup, söylediklerinin %80'nini,

Yapıp söylediklerinin de %90'ını hatırlarlar…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.