banner165

Cuma namazına bu adın verilmesinin sebebi, birçok hayırların bugünde toplanmış olmasından dolayıdır. Cuma, cami, cemaat kelimelerinin hepsi aynı kökten gelir. Çünkü Müslümanlar bu namazı kılmak üzere bir araya gelirler. Zira Cuma namazı tek başına münferiden kılınmaz, cemaatle toplu olarak kılınması gereken bir namazdır.

Cuma namazının farziyeti kitap, sünnet ve icma-ı ümmet ile sabittir. Ayette; “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için ezan okunduğu zaman alışverişi bırakıp hemen Allah’ın zikrine (Cuma namazına ve hutbeye) koşun.” buyurulur. Bu sebeple Cuma namazı vaktinde, dünya işleriyle ve cumaya gitmeye mani olacak herhangi bir şey ile uğraşmak, alış-veriş yapmak Cuma namazı üzerine farz olan herkese haramdır. Ancak emniyet gibi zarûri işlerle uğraşanlar, Cuma namazını kılamamış ise öğle namazını kılarlar. (İhya ve Elmalı)

Hadiste; “Köle, kadın, çocuk ve hasta hariç, Cuma namazı kılmak her Müslüman’a farzdır.” (Ebu Davut) buyurulur. Cuma namazının kadınlara farz kılınmamış olması onlar hakkında bir mahrumiyet değil, bir muafiyettir. Günümüzde kadınların Cuma namazına                            gelmeleri, yapılan vaazları, okunan hutbeleri dinlemeleri ve Cuma namazını da kılmaları daha isabetlidir. Peygamber Efendimiz; “Camiye gitmek istediklerinde kadınlarınıza engel olmayınız” (Müslim, Mesâcid) buyururken, Cumayı terk edenler hakkında; ‘Herhangi bir cemaat ya Cuma namazını terk etmekten sakınsınlar yahut da Allahü Teâlâ onların kalplerini mühürler de gafillerden olurlar.” (Müslim, Cuma, 12), “Özürsüz üç cumayı terk eden kimsenin kalbini Allah mühürler” (Ahmet b. Hanbel,  Sünen) buyurmuştur.

Cuma namazı, hicret sırasında Medine’ye iki kilometre uzaklıktaki Salim b. Avf oğullarına ait Ranûna vadisinde farz kılınmış ve peygamberimiz ilk Cuma namazını burada kılmış ve kıldırmıştır. Cuma namazı Müslümanların birliğini ve hürriyetini gösterir. Bu yönüyle cuma namazının İslamiyette ayrı bir yeri ve önemi vardır. Hatta Cuma gününün müslümanların bayram günü olduğunu dair bir çok rivayet bulunmaktadır. Hz. Peygamber’e (sav) Cuma gününe niçin bu adın verildiği sorulduğu zaman şöyle cevap vermiştir; “Şüphesiz güneşin doğduğu en hayırlı gün, Cuma günüdür. Âdem o günde yaratıldı. Cennete o gün girdi, yeryüzüne o gün indirildi. Tövbesi o gün kabul oldu ve o gün de öldü. Kıyamet o gün kopacak. Allah katında bu gün “Yevmü’l-Mezid”dir. Halen göklerde melekler ona “Yevmü’l-Mezid” derler. Cuma günü, cennet halkının Allah’a nazar edeceği (bakacağı) gündür” (Müslim, Cum’a, 18).

Sahabeden Ka’b (ra) diyor ki, Allahu Teala mekanlar içinde Mekke’yi, aylar içinde Ramazan’ı, günler içinde Cuma’yı, geceler içinde de Kadir gecesini diğerlerinden üstün ve şerefli kılmıştır. Cuma günü olunca mescide ne kadar erken gelinirse sevabı da o kadar çok olur. Bir rivayette; “Cuma günü olunca melekler ellerinde gümüş sahifeler ve altın kalemler olduğu halde mescitlerin kapısında oturur. Ve sıra ile ilk gelenleri kaydederler.” denilmiştir. (İbn Mardûye).

Hadislerde: “Kim ki, Cuma günü elbisesini temizler, yıkanır ve erkenden camiye gidip imama yakın oturur ve imamı dinlerse, bu onun için, iki Cuma arasındaki günahlarına, hatta üç gün de ziyadesiyle kefaret olur.” “Cuma gününde makbul bir saat (an) vardır ki, duasını bu saate denk getiren Müslüman kula Allah dilediğini verir.” buyurulur. Cuma günündeki bu makbul saat (vakit) belli değildir. Güneş doğarken olabilir, kuşluk vakti olabilir, ezan vakti olabilir, hutbeye başlarken, namaz kılarken, ikindi vakti güneş batarken olabilir. Bu vaktin ne zaman olduğu bildirilmemiştir ki, insanlar Cuma gününün her anını ibadetle, duayla, Rabbiyle rabıta halinde geçirsinler. Camilere daha fazla rağbet etsinler. 

Peygamberimiz (sav); “Namaz için oturup bekleyen namazdadır (Namaz kılıyormuş gibi sevap alır)” buyuruyor. Namaza, özellikle Cuma namazına erken gelmenin, ilk safta namaz kılmanın sevabı daha çoktur. Tabi ilk safta namaz kılmak için hem geç gelip, hem de cemaati rahatsız ederek ön saflarda kendisine yer açılmasını istenilmesini Peygamberimiz yasaklamıştır.  Hadiste: “Sakın kimseyi yerinden kaldırıp sonra kendiniz oturmayın, yalnız sıklaşın ve genişletin (yer açın deyin) “ buyurmuştur.

Özellikle hutbe okunurken, ne dini ne de dünyevi hiçbir şey konuşulmaz. Huzurla, sükûnetle hutbe dinlenir. Hatta Peygamber Efendimizin adı geçse, sessizce salâvat getirilir. Hatibin minbere çıkışından itibaren cumanın farzı kılınıncaya kadar konuşmak, konuşana sus demek, Kur’an okumak, tespih çekmek, verilen selamı almak, yemek ve içmek gibi hutbeyi dinlemeye engel olan şeyler mekruhtur. Hutbe okunurken namaz kılmak da mekruhtur. Hadiste: “İmam hutbe okurken birisi arkadaşına sus veya konuşma dese lagv etmiş olur (yani kendisi konuşmuş olur). Hutbe okunurken lagv edenin Cuması (Cuma namazının fazileti) yoktur.” buyurulur.

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulunun konuyla ilgili fetvası şöyledir;

Hanefi ve Şâfiîler, zaruret olmadıkça hutbe esnasında konuşmayı mekruh; Hanbelî ve Mâlikîler haram kabul etmişlerdir (Kâsânî, Bedâiu’s-sanâî, II, 198; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, I, 429-430). Diğer taraftan yine Resûlullah’ın (s.a.s.) uygulamasını göz önüne alan İslam âlimleri hutbede müminlere dua etmenin mendup veya rükün olduğunu söylemişlerdir (Kâsânî, Bedâiu’s-sanâî, II, 196). Buna göre, hutbenin dinlenmesi, bu esnada başka işlerle uğraşılmaması, konuşulmaması gerekir. Ancak, Hz. Peygamberin (s.a.s.) ismi anıldığında sessizce salavat okunması, hatibin duasına ‘âmin’ denmesi, konuşma olarak değerlendirilmediğinden, bunların yapılmasında bir sakınca yoktur (Bkz. Kâsânî, Bedâiu’s-sanâi’, I, 264; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 35).

ZUHR-İ AHİR ( Son Öğle Namazı)

Bir yerleşim yerinde birden fazla camide Cuma namazı kılınıp kılınamayacağı konusunda İslam âlimlerinin farklı görüşleri vardır. Çünkü Peygamber Efendimiz zamanında tek bir camide Cuma namazı kılınıyor. Peygamber Efendimiz burada, ashabına yeni nazil olan ayetleri açıklıyor. Dini hükümleri bildiriyor. İdari işleri görüşüyordu. Daha sonraki dönemlerde, Peygamber Efendimizin vefatından sonra şehirler büyüdü, nüfus kalabalıklaştı. İnsanlar tek bir camiye sığmaz oldular. Dolayısıyla bir yerde birden fazla camide, Cuma namazı kılınması zarureti ortaya çıktı. Bu hususta ise Müçtehitler arasında farklı içtihatlar ortaya çıktı.

Şafiye göre; “İhtiyaç yoksa sadece bir camide kılınabilir” diyor ve bir yerde birden fazla Cuma namazı kılındığı takdirde, namaza ilk başlayanların namazı sahih olur. Sonraki başlayanların namazı sahih olmaz diyor. Ama konu içtihadi olduğu için İmam Şafi daha hayatta iken Bağdat’ta çeşitli camilerde Cuma namazının kılındığını gördüğü halde buna karşı çıkmamıştır.

İmamı Malik; Cuma kılınan en eski camidekilerin namazını sahih görmüştür. İşte bu görüşte olanlar, cumanın sahih olmaması ihtimaline karşı, ihtiyaten vaktin farzını kılmak maksadıyla “Zuhr-i ahir (son öğle namazı)” adıyla dört rekât namaz kılınmasını gerekli görmüşlerdir.

Hanefi Mezhebinde kabul edilen görüşe göre ise; Bir yerleşim yerinde birden fazla yerde kılınan Cuma namazı sahihtir. Çünkü tüm cemaati bir camide toplama imkânı kalmamıştır. Zaruret vardır. İbn Rüşt; “Birden çok yerde Cuma namazı kılmaya engel, sağlam bir delil bulunmamaktadır. Aksi halde böyle önemli bir hususta Rasulullah’ın susmaması, açıklama yapması gerekirdi.” der ve “Biz sana, kendilerine indirileni insanlara açıklaman için bu Kur’an-ı indirdik.” (Nahl  44) ayeti okur.

Hanefiler,  zuhri-i ahir hususunda; “Cumadan sonra zuhr-i ahir kılmak ihtiyat değildir. Asıl ihtiyat, iki delilden hangisi kuvvetli ise onunla amel etmektir. Bu meselede en kuvvetli delil birden fazla camide Cuma namazı kılmanın caiz olmasıdır” demişlerdir.

Tüm bunlara rağmen zuhr-i ahir kılmaya herhangi bir engel yoktur. Dileyen dört rekât zuhr-i ahir ile iki rekât “vakit sünneti” kılabilir. Zuhr-i ahir kılarken dört rekat farz namaz gibi kılınabileceği gibi, sünnetlerde olduğu gibi, dört rekatın hepsinde Fatiha suresinden sonra zamm-ı süre okunması daha iyidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner185