banner214

Her zaman siyah beyaz fotoğraflara bakarak hatırladığımız ve önemini her geçen yıl daha fazla kanıksadığımız Cumhuriyet,

Atatürk’ün doğduğu yıl olan 1881 de Türk milletine müjdelenmişti aslında. Kişi ve birey kavramının bırakın ne demek olduğunu varlığından bile haberdar olunmadığı yitik bir dönemde, yaralı bir ulusun tek liderinin eliyle kavuşulacak bir armağan gibiydi Cumhuriyet. 

Atatürk’ün nutukta bahsettiği üzere,

İsmet Paşa'dan sonra, rahmetli Abdurrahman Şeref Bey'in konuşmasında şu sözler yer alıyordu:

"Hükümet şekillerinin teker teker sayılmasına gerek yoktur. Hakimiyet, kayıtsız şartsız milletindir. Kime sorarsanız sorunuz, bu Cumhuriyet'tir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad, bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin."

Kimlere hoş gelmediği bilinmez ama bizler için hoş gelmişti Cumhuriyet.

Fransız İhtilali'nin tüm dünyaya yaydığı, hürriyet, özgürlük, milliyetçilik fikirleri zamanla Osmanlı İmparatorluğu'na da ulaşmıştı. İlk defa Şinasi'de filizlenen bu fikirler, Ziya Paşa, Ali Suavı, Namık Kemal gibi Genç Osmanlılar da özgürlük, hürriyet, milli egemenlik ve parlamento kavramlarının oluşmasına sebep oluyor . Ancak, bu kişilerin; parlamentosu, anayasası ve padişahı olan bir Meşrut'i sistemi istemeleri, siyasi fikirlerin rahatlıkla yayılma ortamına sahip olduğu Makedonya da büyüyen ve yetişen Mustafa kemal’in Cumhuriyet fikriyle uyuşmuyordu.

1881 yılında selanik’te Ahmet subaşı mahallesinde doğan Mustafa Kemal’de ilk siyasi fikirler, 1899'da girdiği İstanbul'daki Harp Okulu'nda özellikle ikinci yılında başladı.

Sorgulayan, fikir üreten, okuyan araştıran genç Mustafa bir dönem fikirlerinin yaygınlaştırmak için kendi el yazısıyla gazete bile çıkarıyor, j.j rousseyi okuyor ve bu cumhuriyetçi Fransız düşünürün cumhuriyetçilik fikrini siyasal rejim olarak benimsiyordu.  Toplum sözleşmesi kavramının türk ve islam geleneği ile bağdaşabilir olması gibi bir öngörüsü belki de yıllar sonra yeni Türkiye Cumhuriyeti devletinin yönetim biçimini oluşturacak bir destek olarak görünebilirdi.

Gençlik yıllarında balkanlarda yaşanan sorunların ayyuka çıkması, Berlin antlaşması ile elimizden çıkan Bulgaristan, Bosna-Hersek ve Girit ten sonra geri kalan yerlerin ise tehdit altında olması Mustafa Kemal’de milliyetçilik duygularının gelişmesine neden oluyordu. Öyle ki genç mustafanın yaşadığı ve gözlemlediği bu olaylar yıllar sonra ne mutlu türküm diyene sözünün içini oluşturan küçük kıvılcımlar ileride gerçekleşecek büyük cumhuriyet ateşinin başlangıcını oluşturuyordu.

Onun milliyetçilik duygularının güçlenmesinde sadece içerisinde bulunduğu dönemin siyasi hareketleri değil, okuduğu şiirlerin, yazıların, kitaplarında şüphesiz ki etkisi vardı. Henüz okul yıllarında sıra arkadaşı Ali Fuat Paşa ya Namık Kemal’in şu dizelerini okuyordu.

“Felek her türlü esbab-ı cefasın toplasın gelsin,

Dönersem kahpeyim millet yolunda azimetten”

Nitekim dönmedi de.. 

Kim bilir Yıllar sonra Cumhuriyetin doğum belgesi niteliğinde ki Amasya genelgesine ekleyeceği şu maddenin alt yapısı belki de o günlerde yazılıyordu.

Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.

Mustafa Kemal, II. Meşrutiyet'in ilanından önce, Selanik'teki pembe boyalı büyük evlerinin bir odasında, kendisi gibi komitacılık yapan arkadaşları ile toplantılar yapıyor, yenilikçi, modern kişi hak ve özgürlüklerinden taviz vermeyen bakış açısını sohbetlerinde dile getirdiği fikirleriyle ifade ediyordu.

Mustafa Kemal’in Cumhuriyet fikrine yaklaşımını şu örnekle de anlayabiliriz. Mustafa Kemal'in İstanbul'da iken hanım arkadaşı olan Madam Corinne'e Sofya'dan yazdığı 1913 tarihli bir mektubunda şöyle diyordu;

"Benim ihtiraslarım, hem de pek büyük ihtiraslarım var. Fakat, ben bu ihtiraslarımın gerçekleşmesini vatanıma büyük faydaları dokunacak, yeterlikle yapabileceğim bir görevin canlı iç rahatlığını verecek büyük fikri başarmakta arıyorum. Bütün hayatımın prensibi bu olmuştur. Onu çok genç yaşta edindim ve son nefesime kadar ona bağlı kalacağım.

19 Mayıs 1919 yılında Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Samsuna çıkmasıyla, peşinden Amasya tamimi, Erzurum, Sivas kongresi, Abdurrahman Şeref Bey’in Nutukta bahsedildiği üzere, bu bir doğumdur sözündeki doğumu müjdeleme niteliğindeydi.

Cumhuriyetin İlan Edilmesi ve Cumhuriyetin Nitelikleri

Cumhuriyet’in kurucusu Atatürk, Milletin medeni milletler seviyesine gelmeden yaşayamayacağına kani bulunuyor Asırların taassubu içinde yaşayan medeniyete düşman bütün kötü geleneklere saplanmış kitleleri çok kısa zamanda gömülü bulundukları çukurdan çıkarmanın gerekli olduğuna inanıyordu.

Padişah Vahdettin Şubat 1922’de Avrupa’ya giderken kendisiyle görüşen Yusuf Kemal Tengirşenk’ten Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Cumhuriyetçi olup olmadığını öğrenmeye çalışıyor,

Sadrazam Ali Rıza Paşa’da Eski Sadrazam Ahmet İzzet Paşa ile millicilerin girişimlerini değerlendirirken “Cumhuriyet yapacaklar, Cumhuriyet!” diye yakınıyordu.

Tüm bu çatlak seslere rağmen,

Mustafa Kemal Paşa’nın Ekim başından itibaren Cumhuriyeti ilan edeceğine dair haberler dolaşmaya başlıyordu.

Mustafa Kemal ,Hakimiyeti Milliye, Yenigün ve Öğüt gazeteleri muhabirlerine 6 Aralık 1922

tarihinde verdiği demeçte; Halk Partisini kurma kararını ve dokuz maddelik parti programını açıklayarak duyuruyordu.

Cumhuriyetin ilan edilmesinin ardından Mecliste yapılan oylamaya 158 kişi katılıyor ve

tamamının oyu ile Gazi Mustafa Kemal Cumhurbaşkanı seçiliyordu.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner198

banner227

banner233

banner255

banner231