banner214

                  Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yoksul Anadolu ve Trakya halkının evlatlarının kanı ve canı pahasına, Mustafa Kemal Atatürk ve birkaç Osmanlı aydının öncülüğünde, emperyalist işgalci güçlere karşı verilen ulusal kurtuluş savaşının hemen ardından kurulmuştur.

                Osmanlı’da sanayi gelişmemiş olduğundan ticaret burjuvazisi dışında bir burjuva sınıfı da yoktu. Ticaret burjuvazisi de özellikle Ege Bölgesi’nin üzümü, tütünü, pamuğu, zeytin, zeytinyağı ve incir ticareti sayesinde burjuvazi olmuştu.

                Türkiye’de burjuva sınıfını esas olarak yaratan Devletin kendisidir. Burjuvazi ve tekelci devlet kapitalizmi devlet eliyle yaratılmıştır. Zira özel sektörün birikmiş ne sermayesi vardı ne de deneyimi. Devlet desteği olmadan da Türk burjuvazi asla var olamazdı. Devlet tekelci devlet kapitalizmini ve ulusal burjuvaziyi yaratabilmek için ekonomik alanda önemli girişimlerde bulundu.

                Sümerbank, Etibank, İş Bankası, Türk Hava Kurumu ve benzeri kurumlar kurularak önemli yatırımlara girişti ve bunda da başarılı oldu.

                Toplumda sosyal yapı da halen orta çağın feodal yapısı durumundaydı. Ekonomik yapı feodal sistem olunca kültürel yapıda aynen feodal kültürün özelliklerini taşıyordu. Avrupa ülkelerinde artan sermaye birikim kapitalizmi ortaya çıkarırken, yaratılan burjuva sınıfı, toplumda etkin olabilmek için, feodal beylerin karşısında demokrasiyi, kilisenin karşısında da laikliği savunmak zorundaydı. Avrupa’da demokrasi ve laiklik tepeden değil, tabandan yukarı doğru geliştiği için, toplum tarafından daha çok sahip çıkıldı ve benimsendi.

                Demokrasi ve laiklik, kapitalist ekonomik sistemin yarattığı anlayışlardır. Zira kapitalizm burjuva sınıfını yaratırken işçi sınıfının da ortaya çıkmasına neden oldu. Emek sermaye, toplumdaki sosyal sınıfların aralarındaki çelişkiler demokrasinin ortaya çıkmasını sağladı.

                Ülkemizde sermaye birikimin yeteri kadar olmaması kapitalizmin gelişmesini engellediği gibi haliyle burjuva sınıfının ve işçi sınıfının gelişmesini de engellemiş oldu. Bu nedenle de demokrasi, çağdaş yenilikler ve laiklik bizde tepeden, devlet eliyle getirilmeye çalışıldı. Tepeden indirilen bu yenilikler, orta çağ kültürünün etkisi altında olan toplum tarafından kolayca benimsenemedi. Toplumun kararlılıkla ve uzun süreli bir eğitimden geçirilmesi gerekiyordu, bu da gereği gibi yapılamadı.

                Bu sırada cumhuriyet devrimleri ile alaşağı edilen orta çağ kalıntısı Osmanlı taraftarları boş durmadı. Fırsat buldukça tıpkı kaplumbağa gibi birkaç adım ilerlediler, devrimlere saldırdılar. Tehlikeyi görünce de kafalarını içeri çekip fırsat kollamaya başladılar. Fırsat buldukça da saldırılarına devam ettiler.

                1945 yılında ikinci paylaşım savaşı sona erince uluslar arası kapitalizm, yani emperyalizm sermaye ihracına girişmek zorundaydı. İşte bu sırada tamamı ile gelişemeyen ulusal burjuvazimiz ve tekelci devlet kapitalizmi emperyalizmle iş birliğine soyundu.

Özellikler 14 Mayıs 1950 Genel Milletvekili seçiminden sonra kurulan siyasi iktidar, emperyalist ülkelerle yaptığı ikili anlaşmalar yolu ile ekonomiyi, devlet yönetimini ve ulusal güvenliği emperyalizmin yönlendireceği şekilde tasarımlamaya başladı. Zamanla çağdaş devrimlerin geliştirilmesi engellendi. Hele aydınlama devriminin önü dinsel eğitime ağırlık verilmesi, askeri darbelerin getirdiği baskı yöntemleri ile kesildi.

Toplum dini konularla eğitildi. Yüzlerce İmam Hatip Lisesi, onlarca ilahiyat fakültesi, on binlerce resmi ve gayri resmi kuran kursları açılarak din eğitimi adı altında toplumda aydınlanmanın önü kesildi.

Bu gün yalınız otuz beş bin cami yaptırma derneği faaliyet halindedir.

Bunda siyasi partilerin birçoğunun da oy almak için aydınlanma ve demokrasiden verdiği tavizler vardır.

Durum o kadar ileriye götürüldü ki, devletin kurduğu fabrikalar birer, birer yabancı sermaye çevrelerine ve yandaşlara çok düşük fiyatlarla satıldı.

Ulusal burjuvazi işbirlikçi burjuvaziye dönüştürüldü.

Milli gelir dağılımında en yüksek payı alanlarla, en düşük payı alanlar arasındaki fark oldukça fazla açıldı.

Türkiye’de seksen üç milyonluk nüfusun 780 bini, milli gelirin %54’lük kesimini paylaşırken, geriye kalan nüfus milli gelirin %46’sını paylaşır duruma geldi. Bankacılık sektörünün %54’ü, borsanın %70’i yabancı sermayenin elindedir.

Ekonominin %40’ı kayıt dışı, taşeron işçilerin sayısı milyonlarla ifade edilirken, son günlerde çıkarılan yasa ile çalışanların adeta köle durumuna getirildiği malum. Merdiven altı üretim denilen üretim, kayıt dışında kaldığından durumu hakkında sağlıklı bilgi edinmek dahi mümkün değildir. Bu sırada bazı siyasi partilerin işine geldiğinden dolayı 12 Eylül 1980 askeri darbenin cunta yasalarının birçoğu halen yürürlükte. Bazı siyasiler ve sermaye çevrelerinin işine geldiğinden bu cunta yasalarında değişikliğe gidilmiyor. Seçim barajı %10 ve Dünya’da en yüksek bir seçim barajı.

Bu seçim barajı ile TBMM’nde farklı siyasi görüşler nasıl yerini alabilecek?

Mecliste kendi siyasi görüşlerinden başka görüşlerin yer almasını istemeyenler bu ülkeye demokrasiyi yerleştirebilir mi?

Demokrasi böyle siyasi anlayışların uygulamada olduğu ülkede demokrasi kurumlaşabilir mi?

Demokrasinin olmazsa olmalarından olan işçi sendikalarının durumlarını görüyoruz. Güçsüzleştirilmiş, yandaşlaştırılmış, sendika ağalarının eline teslim edilmiş, gerçek amacı dışında hizmet eder duruma getirilmiştir.

Yurttaşların en yoksul kesimleri, kendilerini yoksullaştıran politikaları uygulayan siyasi partilere oy veriyorlar.

Sınıf bilinci yerleşmemiş toplumlarda gerçek anlamında demokrasi, kolay yerleştirilemez.

Sorun bilinçsizlik ve yoksulaştırmanın devam etmesidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.