Son ayların en çarpıcı sorunu ekonomi üzerinde yoğunlaştı.  İşler iyi gitmiyor.  Uzun dönemin elma şekeri muamelesi gören ABD Doları dizgin tutmuyor!
Bu gidişin iyi gidiş olmadığını sezen Sayın Cumhurbaşkanı, kamuoyu önüne Sayın Ali Babacan’ı ve özellikle Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’yı atmaktan çekinmedi.  Ancak, görünen köy kılavuz istemez örneği gibi, ekonomi ile ilgilenenler bu hamleyi önemsemediler.  Sonunda da Saray’a çağrılan Babacan ve Başçı, 130 sayfalık bir dokümanla Sayın Cumhurbaşkanı’nın hedef tahtasının dışına çıktılar.
Yani, takke düştü ve kel göründü!
Dolar, ABD’nin resmi para birimidir.  ABD Merkez Bankası olan FED tarafından bastırılır ve kontrol edilir.  FED’in görevi, diğer ülkelerin merkez bankalarının piyasa ve para politikasına benzer şekilde ülkenin ekonomisi için düzenlemeler yapmaktır.  Diğer merkez bankaları gibi tamamen özerk bir kurumdur.  Bu durumun en yeni örneğini, FED Başkanı Fellen, Temsilciler Meclis üyelerine yaptığı konuşmada vermiştir; “Biz FED olarak, devletin Hazine Bakanı ile konuşuruz, ancak ondan talimat almayız!”.
Türkiye Merkez Bankası da, Ecevit Koalisyonu döneminde Sayın Kemal Derviş’in bastırması sonucu özerk bir kurum olabilmiştir.  Başkanını devlet atar, ama işten ayıramaz!
Dünyayı sarsan kriz sonrası FED bir tarihi adım atmıştı.  Piyasaya bolca dolar verdi ve faizleri o denli düşük tuttu ki, böylece doların bankalarda faize yatırılmasına engel oldu.  Mesajı çok açıktı; “Ey iş dünyası, size ucuz dolar veriyorum.  Bununla yatırım yapın ve üretimi arttırın.  Böylece ekonomik büyümemize katkı sağlayın ve işsizliği azaltın”.
Dolar bu, kasada durmayacağına göre ABD iş dünyası yatırıma yöneldi.  Bazı spekülatörler ise, ucuz doları alarak gelişmekte olan ülkelere yöneldiler. Bu ülkelerin arasında Türkiye de vardı.  Bu nedenle bizim örnekle konuşursak, doları getirdiler ve TL’ye çevirerek borsaya girdiler veya yüksek faizli devlet tahvili aldılar.  Hatta becerebilen Türk iş insanları da dışarıdan bolca dolar sağlayarak aynı yöntemle faizden voli vurmaya başladılar.
Dolar cenneti olan ülkemizde, bu ucuz doların getirisi asla yatırıma ve üretime yönelmedi.  Tüketim ekonomisi ile sahte zenginlik görüntüsü ortaya çıktı.  Gökdelenler, lüks inşaatlar, akıl almaz boyutta AVM’ler, lüks araçlar, saraylar ve özel yerleşkeler gibi üretim dışı yığınla harcamalar yapılmaya başlandı. 
AKP İktidarı ise bu sahte zenginliği kendisinin yarattığına inanır olmuştu ki, olanlar oluverdi.
FED, yeterince toparlanan ABD ekonomisine bakarak karar aldı ve dedi ki; “kısa bir süre sonra faizimi artıracağım ve yurt dışına çıkmış dolarlarımı tekrar evine döndüreceğim.  Böyle yapmaz isem, gene ekonomik balonlar oluşur.  Keza faize yönelen dolar ile sermaye birikimi hızlanır ve yatırım artar ve işsizlik azalır.  Kaldı ki, FED olarak diğer ülkeleri de sırtımda taşımak zorunda değilim!”
İşte bu karar sonrası Türk iş çevreleri ve sonunda da iktidar anladı ki, ucuz doların sonuna gelinmiştir.  Hâlbuki bunca yıl dışarıdan gelen ucuz doların kıymetini bilerek yatırım yapılsa ve üretim arttırılsa idi, bu son pişmanlık yaşanmayacak ve günümüzün dolar sorunu yaşanmayacaktı.  Şimdi anlaşıldı ki, yapılan beton bloklar işe yaramamıştır ve elde kalarak lüks konut balonu ortaya çıkmaya başlamıştır. Üstelik banka kredisi ile alınan evlerin borçlarını ödemekte zorluklar başlamıştır. Son umut olarak Arap yatırımcılarına el avuç açılmış olsa bile, bellidir ki sorunu çözebilmek kolay değildir.  Zaten Arap yatırımcısı, petrol para ederken ülkemize para getirmekte ve petrol ucuzlayınca da geri çıkmaktadır.  Yani güvenilir kaynak değildir.
İşte bu şaşkınlık sonrası Sayın Cumhurbaşkanı, Merkez Bankası’na dönerek yakınmaya başladı; “Faizleri indir, çünkü yatırımlar durdu!”
Olay faizlerden öteye doların yurt dışına çıkması sorunudur.  Çünkü yabancı yatırımcı, sosyal ve siyasal belirsizliğin olduğu, yolsuzlukların sorgulanır hale geldiği ve yasaların şeffaf ve de adil uygulanmadığı ülkemizde risk almak yerine, kendi ülkesinin merkez bankasının yükselen faizine dönmeyi tercih etmiştir.
Şimdi gereksinim duyulan dolar bu nedenlerle piyasadan çekilmeye başlayınca değeri artmaya başlamıştır ve kolay durdurulacak gibi de görünmemektedir. Üstelik ödenmesi gereken çuval dolusu dolar borcumuz vardır.
Gerek Ali Babacan ve gerekse Erdem Başçı, Merkez Bankası hamlelerinin sonuna geldiklerini ve asıl olanın iktidarın ekonomi politikasını değiştirmesi gerektiğini ifade ederek, kamuoyu önünde haklı konuma geçmişlerdir.
Sayın Cumhurbaşkanı’nın faiz lobisi ve faizden para kazananlar şeklinde ifade ettiği yeni düşmanlar da ortada yoktur.  Kaldı ki, iç siyasetin polisiye önlemlerle baskı altına alınması da ekonomik kötü gidişi çözümleyemez.  Ortadoğu bataklığında ise yarının neler getireceği bilinememektedir.  Örneğin; Mısır, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya yapılan ihracatın bir geçiş yolu olan Ro-Ro taşımacılığı için mayıs ayında yolu tıkayacağını açıklamıştır.  Libya, adı üzerinde bizim iş insanlarını kapı dışarı etmiştir.  Durum sıkışıktır anlayacağınız gibi!
Kanımca, Beştepe Yerleşkesi içeriğinde ağırlanan muhtarların haftalık toplantıları da duruma ilaç olmaktan uzak olduğuna göre, artık gerisini sizler düşünün.  Ha, aklınızda olsun, yıllar boyu 10.000 doları aştığı söylenen kişi başı milli gelir de, gözümüz aydın, son dolar kurları sonrası 8.765 dolara düşmüştür.  Bunu da biliniz diye not düştüm.
Bir zamanlar bir ‘Aman petrol!’ şarkısı vardı, şimdi kendisini müsait gören (!) bir hanende de ortaya çıkarak ‘Aman dolar!’ türküsü çığırabilir!..
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.