banner165

Aramızdan ayrılıp dönülmeze göçenlerle biraz daha eksiliriz aslında!

Bizi hiçlikten kurtaran dostların ölümüyle biraz daha eksiliyoruz; hırslarımızın güdüsüne kapılarak kan gölüne çevirdiğimiz dünyayı terk edenler kervanına Şefik Yücesoy’da katılmıştı…

Ne zaman Çamlıbel Balıkçı Barınağı’na yolum düşse yaklaşık 40 yılı aşkın sürelik yakın dostluğunu paylaştığım Şefik Abimi anımsarım…

Benim heyecanımın aksine bilge duruşuyla sesini hiç yükseltmeyen O Güzel İnsanla elle tutacak kadar yakınlaştığımızı sandığımız devrim üzerine az kafa patlatmadık…

Birlikte çalıştığımız dönemin Mersin Belediyesi’nin Taş Binasının koridorlarının, Narlıkuyu’da altında kafa çektiğimiz ağaç gölgelerinin, benim külüstür Opelin dili olsa da konuşsa…

Şefik Abi, insana saygı duyup emeği kıble edinen, günün kutsanan değerlerine dönüp bakmayan, çok okuyan, kendince şiirler yazan, azla yetinip kurduğu iç dünyasında almadan vermenin huzuruyla zenginliği duyumsayan gönlü bol birsiydi…

Uzun yolculuklara çıkma umuduyla hayalini kurup sonunda kavuştuğu teknesi Serüven’de kimlerin sorunlarını dinleyip çözüm üretmedi ki…

Anılar sökün ediyor belleğimden…Çocukluğuma dönük çok güzel yaşanmışlıkların bulunduğu Atatürk Parkı’nın batı yakasındaki Balıkçı Barınağı’nın kıyısında oturuyoruz. Yaşça benden büyük ağabeylerim, barınağın pisliği, belediyenin ilgisizliği, teknelerin ölü yatırım olduğu yolunda konuşuyorlar. Söz, deniz tutkunu belediyeden emekli Şefik Yücesoy’un tekne edinme macerasına dayanınca, Sudi (Abaç) Ağabeyim, “Tam senlik!” deyip, Serüven’i göstererek, “Bu teknenin sahibi belediyeden emekli. Emekli ikramiyesinin tümünü buna yatırmış. Şefik’e, hizmet süresinin dolduğu gerekçesiyle emekli olmasının gerektiğini söylerler. Alacağı teknenin hayaliyle yatıp kalkan Şefik, havalara zıplar. Çoktandır peşinde olduğu bu tekneyi alır. Ancak teknenin eksiği gediği bir türlü bitmez. Üstüne üstlük, bir de günün eksik hesaplandığını söyleyip tekrar göreve çağırmazlar mı! Al başına bela… Belediyeye gidiş, geliş; tamamlanamayan tekne… Parasızlık… Tam bir bunalım… Sıkıntıları aşmak için kafa yorarken, duvarda asılı duran, anacığının çok 

sevdiği, bir Ankara gidişinde Zafer Çarşısı’ndaki galeriden 250 milyon liraya aldığı resim gözüne ilişir. Tabloyu kaptığı gibi, yol boyunca satılıp satılmayacağını düşünerek aynı zamanda sınıf arkadaşı olan Doğan Akça’nın kapısını çalıp derdini anlatır. Ressamlığının yanı sıra Altamira Sanat Galerisi’ni de yönettiği için tablonun değerini anlayan Doğan Akça, ‘Bu resim çok değerli satmasan daha iyi edersin!’ dediyse de, söz dinletemez. Ve tabloyu satmak üzere teslim alıp arkadaşını yollar. Teknesinin eksiğini tamamlamak için yanıp tutuşan bizim Şefik, çok geçmeden tekrar çağrılır. Tablo 2 milyara satılmıştır! Şefik, hem sevinir hem de hayrete düşer. Hoşuna gittiği için düşünmeden aldığı bir resim kendisini büyük sıkıntıdan kurtarmıştır! Bu resim, dünyanın dört bir yanındaki koleksiyonlarda eserleri bulunan Mersinli Ressam Nuri Abaç’tan başkasının değildir…”

Aktardığım öykünün kahramanlarının tümü fiziken aramızda yok artık…

Şimdilerde Barınakta Serüveni de göremiyorum, satılan tekne ya başka sulara gitti ya da ismi değiştirildi....

Dedim ya, her gün biraz daha azalıyoruz...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner198

banner185