banner165

İslam dini, dünya ve ahiret işlerinin dengeli olmasını, dünyayı kazanayım derken ahreti; ahreti kazanayım derken dünyayı feda etmemeyi tavsiye eder. İbadetlerde dahi dengeli olmayı tavsiye ederken dünyalık kazanacağım diye ahiretin ikinci plana atılmasını hoş görmez. Özellikle “Yahu çalışmakta ibadettir! Namazımı kılamıyorum ama ben de çalışıyorum, insanlara faydalı işler yapıyorum. Çalışmak da bir ibadettir. Bakmayın siz benim namaz kılmadığıma, oruç tutmadığıma benim kalbim temiz(!)” gibi bahâneler/insanın kendini kandırması Müslüman yakışan sözler değildir. Allah’ın buyruğunu yani namaz gibi farzları terk etmek için hiçbir bahâne geçerli değildir. Peygamber Efendimizin ifadesi ile bırakın farzı “sabah namazının iki rekât sünneti dünya ve dünyanın içindekilerden daha hayırlıdır.” Hangi işi yaparsak yapalım, işimiz ne kadar yoğun olursa olsun, bizi yaratan ve yaşamımızın devamını sağlayan Yüce Yaratıcımıza her gün en beş vakit zamanımızı ayırıp kulluğumuzu göstermeliyiz.

İnsanı Allah’a ibadetten alıkoyan amillerin başında, şeytanın aldatması, kulağına fısıldaması ile aşırı dünya sevgisi ve bağı gelir. Her insanda dünya malına düşkünlüğün olması gayet normaldir. Çünkü mala karşı sevgi, insanın fıtratında vardır. Ancak dinimizin yasakladığı ve hoş görmediği dünya ve mal sevgisi Allah ve peygamber sevgisini perdeleyen, onların sevgisinin önüne geçen dünya ve dünyalık sevgisidir. Sevgili Peygamberimiz “Allah ve Rasulünü diğer şeylerden daha fazla seven imanın tadını almıştır.” buyurur. Böyle bir sevgiyi kalbine yerleştiren artık o kalbine dünyalık bir şey koyamaz. Yaptığı ibadetlerden zevk alır, ibadetlerini aksatamaz. Kalbi “mâ-sivâhumâ”dan (Allah ve Rasulünden gayrısından) temizlemek yani nefsin tezkiyesi tasavvufun ana hedefidir.

Muhyiddin-i Arabî Fas’tan Tunus yoluyla Mısır’a giderken karşılaştığı bir olayı şöyle anlatır: “Yolda sazlıklar içinde ömrünün 30 yılını yalnız geçiren bir adama tesadüf ettim. Bu adamın hali hoşuma gitti. Ben de onunla üç gün kaldım. Adam gece gündüz ibadetle meşgul oldu. Garip adetleri vardı. Her gün denizden üç balık tutar. Birini yer, birini azad eder, birini de misafirine ikram ederdi. Ayrılacağım zaman bana nereye gittiğimi sordu. Ben de Mısır’a gideceğimi söyledim. O anda gözleri doldu. “Ah! Benim üstadım da Mısır’dadır. O’na git, benim selamımı söyle, bana biraz va’z ü nasihat etsin” dedi. Ben hayrette kaldım. O, târik-i dünya (dünyadan elini eteğini çekmiş) idi. Artık ne va’aza ne nasihate ihtiyacı kalmıştı. Nihayet Mısır’a vardığımda üstadını sarayda buldum. O, debdebe, tantana içinde yaşıyordu. Kuruntuya kapılarak onu ehl-i dünya olarak gördüm. Üstadı; “ona git söyle, gönlünden dünya muhabbetini silsin” demesiyle hayretim son haddine ulaştı. Dönüşümde o şahsa üstadının sözlerini söyleyince, târik-i dünya derûnu dilden bir âh çekerek dedi ki: “Ben otuz seneden beri burada ibadet ediyorsam da hakikatte gönlüm hâlâ dünyadadır. Üstadım dünya zinetleri içindeyse de kalbinde zerre kadar dünya sevinci ve kederi yoktur. Ey Muhyiddin, işte bizim hakikatte farkımız budur” dedi.

Muhyiddin-i Arabî’nin anlattığı bu olaydan da anlıyoruz ki, bazı seyr-i sülûk sahipleri, çilehanelerde, halvetlerde tasfiye-i nefse çalışırken, bazıları da yeryüzünde gezerek, dünyalıklar, mal ve zînet içerisinde Maksûda ulaşabilirler. Yeter ki, her şeyi yerli yerine, hak ettiği yere koyabilelim. Her şeye hak ettiği kadar değer verelim. Çalışalım, helalinden kazanalım, mal ve servet sahibi olalım ama o mal ve servetimizi kalbimize yerleştirerek onun kul ve kölesi olmayalım, paranın pulun kulu olmayalım. Mal ve para için bir birini vuran, öldüren, kavga eden olmayalım. Biz para ve dünya malını, Allah’ın rızasını kazanmada, onun dinine ve insanlığa hizmette bir vasıta, cenneti kazanmada bir aracı olarak görelim; biz paranın değil, para bizim kölemiz olsun.

Cumanız ve Ömrünüz Bereketli Olsun…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.