banner165

Yaşadığımız çağ, tıpkı diğer çağlar gibi, toplumsal sorunlarla dolu. Savaş, şiddet, adam kayırma, adaletsizlik, yolsuzluk, bağnazlık… Bu sorunların çözümüne ilişkin ise kimsenin elinde kesin bir reçete yok. Çoğu insan, toplumsal sorunların eğitimle çözüleceği inancına bel bağlıyor. Her soruna ilişkin okulda bir ders olursa, öğretmenler doğru yolu okulda anlatırsa sorunların bir çırpıda çözüleceği düşünülüyor.

Günlük yaşamda şöyle cümleleri mutlaka duymuşsunuzdur: “Trafikte küfrün, hakaretin bini bir para… Saygı dersi olmalı, saygı… İnsanlarda edep erkân kalmamış efendim, okullarda adabı muaşeret dersi verilmeli! Bu cahiller kent yaşamına ayak uyduramıyor, kent kültürü zorunlu ders olmalı! Günümüzde boşanma oranı giderek arttı, keşke okullarda ilişki yönetimi diye bir ders olsa! Gençlerin yazıları hiç okunaklı değil, acilen okullara güzel yazı dersi konmalı! İnsanlar okuduklarını anlamıyor, okuduğunu anlama diye bir ders olmalı!”

Örnekleri artırmak olanaklı. Neredeyse yaşadığımız bütün sorunlara ilişkin yeni bir ders talep ediyor insanlar. Çünkü eğitimin toplumsal sorunların çözümü için en önemli anahtar olduğuna inanılıyor.

Naif bir iyimserlik bu… Toplumsal sorunları konu eden TV programlarında da bu naif iyimserliğe sık sık rastlıyoruz. TV programlarında uzman konuklar toplumsal sorunlar üzerine uzun uzadıya konuştuktan sonra sunucu, “Peki Hocam, çözüm ne?” diye soruyor. Uzman konuklar da ağız birliği etmişçesine “Eğitim…” diyor, “Eğitim şart!”

Eğitimin bütün sorunları çözebileceği, mutlak bir alternatif yaratacağı inancının kökleri Aydınlanma Çağı’na kadar uzanıyor. Eğitim, Ortaçağ’ın karanlığından kurtulmak ve cahillik uykusundan uyanmak için bir ilaçtı o dönem için. İnsanların kendi akıllarını kullanabilmeleri için bilgiye ve eğitime gereksinimleri vardı.

Nitekim eğitim, birçok bilimsel gelişmenin de kapısını araladı. Bugünkü teknolojik yenilikler ve tıbbi gelişmeler, o günkü eğitim birikiminin bir devamıdır. Toplumsal sorunların çözümüne de çeşitli katkılar sunmuştur eğitim. Ne var ki eğitim hiçbir dönemde, bütün sorunların çözümü için tek başına yeterli olmamıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nı da İkinci Dünya Savaşı’nı da dünyanın en eğitimli ülkeleri çıkardı örneğin. Atom bombasını icat edip Hiroşima’yı patlatanlar, eğitimsiz miydi?

Günümüzde, insanlığın en eğitimli olduğu dönemi yaşıyoruz. Ancak toplumsal sorunlarda ne yazık ki bir azalma görülmüyor. Savaşlar bitmiyor, şiddet azalmıyor, gelir dağılımındaki adaletsizlik devam ediyor… Dolayısıyla toplumsal sorunların çözümünde eğitimin işlevini sorgulamak kaçınılmazlaşıyor.

Bir eğitimci olarak eğitimi kötülemek veya eğitimi gereksizleştirmek amacında değilim. Eğitim, toplumsal sorunların çözümüne katkı sunabilir; ancak yegâne yöntem değildir. Eğitimli olmak, toplumsal sorunları çözmeyi güvencelemiyor çünkü. Eğitimin dışında çok farklı değişkenleri de göz önünde bulundurmak gerekiyor.

Sorunların çözümü için topu sürekli eğitime ve öğretmenlere atmak, bir yanıyla naif bir iyimserlik, diğer yanıyla da kolaycılık… 21. yüzyılın karmaşık gerçekliğinde toplumsal sorunları çözebilmek için, eğitimin dışında yeni yöntemler aramamız, başka değişkenleri de göz önünde bulundurmamız gerekmiyor mu artık?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner189

banner185

banner188