Enerji, Cari Açık, İnsan ve Çevre !..
 
Ülkemizin enerji darboğazı yıllar yılı söylenmiş, ancak arzu edilen çıkış ivmesi bir türlü elde edilememiştir.  Sayın Süleyman Demirel’in, enerji üretim kaynaklarımızı geliştirmemiz için defalarca uyarı yaptığını anımsıyorum.
Türkiye’nin enerji üretimi ağırlıklı olarak dışalım bağlantılıdır.  Bu bağımlılık hem ekonominin gelişmesi ve büyümesi için bir engel olmaktadır, hem de cari açık devamlı büyümektedir. 
1990’lı yıllar içerisinde enerji üretiminin % 75 oranından yerli kaynaklardan sağlandığını bilmekteyiz.  Ancak artan gereksinim sonucu yerli kaynak kökenli elektrik üretimi % 50’ye gerilemiş ve 2014 sonu ise % 37’ye düşmüştür (Uluslararası Enerji Ajansı verileri).
AKP İktidarı, enerji politikasını iki hedefle yürütmektedir.  İlki tabii ki artan enerji talebini karşılamak ve ikinci olarak olabildiğince yerel kaynakları kullanarak dışa bağımlılığı azaltmak düşünülmektedir.
Bu amaçlar çerçevesinde küçük ölçekli olsalar bile olabildikçe HES kurulmasını teşvik etmek ve daha ağırlıklı olarak fosil yakıtlar denen taş kömürü ve linyit kaynaklarını kullanmak siyaseti öne çıkarılmıştır.  Hükümet, bu amaçla 2012 yılını ‘Kömür Yılı’ olarak ilan etmiş ve kömür çıkarılması için 730 milyon dolara ulaşan teşvikler kullandırmıştır (Erinç Yeldan, Cumhuriyet Gazetesi).
Kömüre dayalı elektrik üretiminin toplam üretim içindeki payının % 26’dan % 35’e çıkarılması amacı hükümetin çizdiği yol haritasıdır.
Kömüre dayalı elektrik üretiminin ortaya çıkaracağı büyük miktardaki karbondioksit gazının atmosfere salınması nedense AKP İktidarı için caydırıcı olmamaktadır.  Örneğin; ülkemizin 2012 yılına ilişkin toplam 439 milyon ton olan karbondioksit ve sera gazları salınması miktarının 308 milyon tonu kömür işletmelerinden kaynaklanmaktadır.  Bu istenmeyen gazların insan sağlığı konusundaki olumsuz etkileri ise maalesef hükümet tarafından göz ardı edilmekte ve gerek KOAH ve gerekse kanser riski görmezden gelinmektedir. Ortaya çıkacak insan sağlığı bozulmalarının getireceği maliyet ise, enerji üretiminin yerli kaynaklarla sağlanması önlemlerinin çok üstünde olabilecektir.
Anadolu’nun hemen her akarsuyuna kondurulan HES’ler ise ciddi bir çevre bozulması yaratmaktadır.  Tarımsal getiriler yok sayılmakta ve ekolojik denge geriye dönülemez şekilde tahrip edilmektedir.  Hemen her derenin hidroelektrik santralleri için bloke edilmekte oluşu, tarım ve hayvancılıkla yaşayan yöre insanları adına felaket olmaktadır. Bu konunun şimdilik zabıta güçlerince kontrol edilmeye çalışılması davranışları de yöre vatandaşlarının ezilmesine yol açmaktadır.  Kırsal alandan kentlere göçleri de ivmelemektedir.  Tek kelime ile insan ve doğa kaynakları kırımıdır.  Üstelik bu yöntemlerle elde edilecek enerji miktarı komik boyuttadır.  Ünlü deyişimizle “atılan taş ürkütülen kurbağalara değmez” dersek, en doğru yaklaşımı sergileriz.
Enerji elde etmek için güncel kaynak olarak nükleer enerjiye yönelmek yanlışında ise ısrar edilmesi ve Akkuyu’dan sonra Sinop’ta bir nükleer enerji santrali kurulması kabul edilebilir değildir.  Ancak ok yaydan çıkmış ve inşaat başlamıştır.  Hem de Çevre Etki Değerlendirmesi raporunda yanlışlıklar, eksikler ve hatta bilerek yapılmış saptırmalar varken, konu gözlerden kaçırılmak istenmektedir.  Dünyanın vazgeçmekte olduğu bu düzenleme de kararlı olmak anlaşılır gibi değildir.  Acaba; sayın yönetici büyüklerimizin bir süre sonra uranyum zenginleştirmek hayalleri ve bölge de nükleer güç olabilmek hülyaları mı vardır, bilinmez!
Enerji elde etmek için ülkemizin seçimi yenilenebilir enerji kaynakları olmalıdır.  Ancak gerek rüzgâr ve gerekse güneşten enerji elde etmek için yeterli teşvikler söz konusu değildir ve ciddi bir devlet yatırımı da düşünülmediği anlaşılmaktadır.  Keza jeotermal enerji kaynakları da devreye sokulabilir ve çevresel zararlar olmadan katkı sağlanabilirdi.
Biz böyle düşünür ve yazarken, kısa süre önce yapılan gece yarısı kararı ile gerek kömüre dayalı termik santrallerin ve gerekse nükleer santrallerin kurulması ve işletilmesi sırasında, bundan böyle Çevre Koruma yasalarından ve Kıyı Koruma yasası hükümlerinden muaf tutulacağı bir kanun kapsamına alınmıştır.
Özetle enerji üretimi denirken, artık insan ve çevre varlığı diye bir kavram söz konusu edilemeyecek ve korkarım bu amaçla her girişim yasal koruma altına alınacaktır!  Bu durumda da bize merhum Nazım Hikmet’in şu dizeleri kalmaktadır, avunabilmek için;
“Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim / Akarsuyun / meyve çağında ağacın, / serpilip gelişen hayatın düşmanı. / Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına: / çürüyen diş, dökülen et / bir daha dönmemek üzere yıkılıp gidecekler.
Ve elbette ki sevgilim, elbet / dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya / dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle işçi tulumuyla / bu güzelim memlekette hürriyet.
Bursa’da havlucu Receb’e / Karabük fabrikasında tesviyeci Hasan’a / düşman fakir köylü Hatçe kadına / Irgad Süleyman’a düşman / vatan ki bu insanların evidir / sevgilim onlar vatana düşman…” 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.