banner165

Kurumlar, sadece çizilen ve belirlenen kural ve misyonlarla varolmaz veya şekil almaz. İçinde barındırıdığı kişilerde en az kurallar ve maddeler kadar etkilidir. Aslında çift taraflı bir alışveriştir bu. Kurumun bünyesine dahil olan kişi kurumdan etkilenebilir, kuruma dahil olan kişinin düşüncesi, tutumu da zamanla kuruma ve içinde bulunan kişilere sirayet edebilir.

Buna siyasi partilerden örnek verelim. Her siyasi partinin bir misyonu, tüzüğü, hassasiyeti ve kırmızı noktası vardır. Bu kurumları asgari ortak paydada buluşan neredeyse aynı kaygıları ve arzuları paylaşan kişiler inşa eder. Zamanla bu kişilerin ruhu kurumun ruhunu var eder. Tabi bu ruh kişilerce zaman zaman değişip dönüşebilir.

Bunu en çok siyasi parti lideri değiştiğinde görüyoruz. Yeni liderle ana kadrolar değişir, bu kadrolarla beraber yeni fikirler, düşünceler kuruma girer ve kurumda değişen insanlarla beraber değişir. Önceliği değişir, derdi değişir, amacı değişebilir, kaygısı değişir…

Tabi bu değişim siyasi partilerde genelde halkın talep ve isteklerine yetişebilmek, sorunlarına derman olabilmek, hasılı insanlara ulaşıp teveccühlerini ve destekerini alabilmek içindir.

Bu işin güzel tarafı siyasi parti ne yaparsa yapsın; iyi – kötü, anlamlı – anlamsız insan tercihiyle anaylanıyor. Kötü ve anlamsızsa alınan kararlar red yiyip değişime veya çürümeye mahkum oluyor.

Ama kamu kurum ve kuruluşlarında makam sahiplerinin tutum, davranış, bakış açıları ve kararları bir seçime tabi olmuyor. İçinde bulundukları kurumun ruhunu ve kurumda bulunan kişileri olumlu ve olumsuz etkileme gücüne sahip oluyorlar.

Bu sebeple bu kurumlara dahil olacak kişilerin evrensel insan hakları, ifade özgürlüğü ve demokrasiyi kendine yol edinmesi gerek ki bütün farklı görüş ve renklere aynı mesafeden yaklaşıp görevini objektif ve doğru bir şekilde yapabilsin.

Buna en fazla ihtiyaç duyan kurumsa eğitimidir. Nitekim objektif ve domokratik, farklılıklara zenginlik olarak bakan eğitime tabi olmuş bireyler, zamanla bünyesine girecekleri yargı, güvenlik, yönetim gibi alanlarda da saydığımız değerleri kendilerine düstur edineceklerdir.

Ülkemiz maalesef bu anlamda çoktan sınıfta kalmıştır. Eğitim, yargı, yönetim gibi alarnlarda uluslar arası normlarla karşılaştırıldığında acı tablo görünecektir.

Kişilerin kurumlardaki etkisi ve kurumların ilkelerinin önemi  ve bizim acı durumumuz bu hafta da kendini bir daha gösterdi.

Bir üniversitede tarih profesörü olan bir kişi bu hafta üniversiteleri fuhuş evlerine benzetti. Sebebi üzerine çok konuşmadı ama en çok, gözüyle gördüğü ve bu benzetmeye sebep olan şey iki gencin el ele tutuşması veya sevgili olmasıdır. Bunun ötesinde aynı gençler aynı evde berabar yaşasalar bile bu adamın görevi insanların ilişkilerini hatta cinsel hayatlarını takip etmek midir. Bu misyonu ve görevi neden üzerine vazife görüyor, angi zihniyet, bakış açısı ve inanç ona bunu meşru gösteriyor?

İnsanımızın ve yaşadığımız topraklaın, demokrasiye ve renkliliğe, hak ettiği saygıya kavuşması dileğiyle..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.