banner165

Uzun zamandır corona virüs hakkında bir yazı kaleme almaya çalışıyorum. Küçük küçük cümleler yazıyorum önce. Sonra yazdıklarımı derleyip topluyorum. Ama olmuyor bir türlü… Tadını tuzunu ayarlayamıyorum yazının… Corona virüsle ilgili karalamalarım çok yavan, çok lezzetsiz geliyor bana.

Yazmak zor iş… Çok çetrefilli bir macera… Birçok boyutu hesaba katmanız gerekiyor yazarken. Bu macerada üslubunuz, yani anlatma biçiminiz de çok önemli. İlgi çekici, çarpıcı ve merak uyandırıcı bir şekilde yazmak; yazınızın etkisini artırıyor. Çoğu zaman farkınız, üslubunuzda yatıyor.

Meşhur fıkradır… Akıl hastanesinde doktor bir gün hastaları ziyarete çıkar ve bir köşede delilerin kendi aralarında bir sayı söyledikten sonra güldüklerini görür. “Neden söylediğiniz her sayıdan sonra gülüyorsunuz?” diye sorar. Delilerden biri “Biz bütün bildiğimiz fıkralara numara verdik. 5 dediğimiz zaman 5 numaralı fıkra aklımıza geliyor ve gülüyoruz. 8 deyince 8 numaralı fıkra aklımıza geliyor, ona gülüyoruz.” diye yanıt verir. Doktor “O zaman ben de söyleyeyim.” der. “5” der doktor, kimse gülmez. “7” der, kimseden çık çıkmaz. “9”, yine çıt yok.  “Ben söyleyince neden gülmüyorsunuz?” diye sorar doktor. Delilerden biri cevap verir: “Eee doktor bey, anlatmadan anlatmaya fark var.”

Uzun sözün kısası, ne anlattığınız kadar nasıl anlattığınız da önemlidir. Yoksa anlattıklarınız doğru olsa bile, etkisi zayıf kalır. Üstelik bir farkınız da kalmaz sıradan yazılardan.

İşte ben bu düşüncelerle etkileyici bir üslup oluşturmaya çalışırken güzel bir şiirle karşılaştım.  Âşık edebiyatının Mersin’deki temsilcilerinden Uzun Mehmet’in “Korona Belâsı” adlı şiiriyle… Uzun Mehmet, bu virüsün hayatımızdaki etkisini öyle güzel, öyle içten anlatmış ki… Hem sade hem de çarpıcı bir biçimde… Benim de derdime derman olmuş…

Uzun Mehmet’in içten üslubu, hemen sarıp sarmalıyor sizi… Bin yıllık âşık edebiyatı geleneğinden besleniyor Yörük Kocası Uzun Mehmet, diğer yandan da güncel bir sorunumuza ışık tutuyor. Naif, içten ve sıcak dizeleriyle, benim gibi üslubunu arayan acemilere de yol gösteriyor bir bakıma… Öyleyse sözü daha fazla uzatmayalım ve Uzun Mehmet’in dizelerine kulak verelim:

Haberin duyuldu, ansızın Çin’den,

Ediyorsun milleti canandan, candan,

Bütün dünya halkı hep aciz senden,

Ne zalim dertmişsin zalim korona!..

Koskoca dünyanın üstüne çöktün,

Nice insanların canını yaktın,

Pek çok bebeleri öksüz bıraktın,

Acımadan girdin halkın kanına…

Yüzlerce esnaf kepenk kapattı,

Meraktan yas tuttu; aç, susuz yattı,

Bu yaptığın zulüm, cana tak etti,

Hâlâ da eren yok senin sırrına!..

Evine kapattın bunca dedeyi,

Ne baba dinlersin, ne de neneyi,

Derman için dünya arar çareyi,

Ocaklar kapandı körü körüne…

Milletler bir olmuş, çare arıyor,

Herkes birbirinden medet umuyor,

Sağlıkçılar cadde, sokak tarıyor,

Nice haneleri ettin virane…

Ne Kâbe bıraktın ne de Mekke’yi,

Kapattırdın bunca kahve, tekkeyi,

Bütün dünya halkı taktı maskeyi,

Galiba çıkmışsın dünya turuna…

Uzun Mehmet der ki, ciğer yanıyor,

Pek çok baca tütmez, ışık sönüyor,

Cümle âlem “çıkma, evde kal” diyor,

İnşallah gidersin, kalman yarına…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner198

banner209

banner211