Canlıların iradesi dışında gelinen yeryüzünde, algılama yetisine sahip tek canlı olan her insan için ayrı bir dünya, yine bir o kadar da tanrı vardır.

İnsan; inancı, yaşadığı coğrafya, aldığı kültür vb. öğelerin penceresinden bakar dünyaya. Tanrı’ya da öyle.

Sevmeyi sevilmeyi, iyiliği kötülüğü, güzeli çirkini kendi dünyamızın ölçülerine göre algılarız.

Kimimizin tanrısı ana gibi sıcak ve sevecenken, kimimizinki analığı aratmayacak kadar zalim olabilmektedir.

Kişi olarak her şeyi kendimize tabi kılmaya çalışırız.

Çocuğumuz bize benzesin, bir tartışma ortamında kendi fikrimiz kabul görsün, hep tuttuğumuz takım  kazansın, birileri bizim adamımız olsun isteriz…

Farklı düşünenlere peşin hükümlü yaklaşıp yok etmeye çalışır, başaramaz isek çarpıyı çekeriz üstüne.

Ama bilmeyiz, bilsek de egomuza yenik düşüp karşımızdakinin de bir dünyasının olduğunu görmezden geliriz.

Oysa farklılıklar zenginliktir.

Felsefeci Ahmet İnam farklılıklara bakın nasıl yaklaşıyor:

“Bizin gibi düşünmeyen, yaşamayan, inanmayan insana saygısızlık, can ahlakını yaşayan bir insan için hayata saygısızlıktır. Hayat farklılıkla zenginleşir. Oysa, bu gezeğendeki binlerce yıllık serüvende insan, farklıyı bir tehdit olarak gördü çoğunlukla. Farklı olmadan korktu. Onu, canın gelişimini engelleyecek bir düşman olarak gördü. Dünyayı ele geçirip herkesi kendine benzetmeye çalıştı.Farklı olanının hayatına, değerlerine ilgi göstermedi.Farklı olanla ortaklığını, onunda kendi gibi can taşıdığını anlayarak; canın ancak insan farklılıkları içinde özgürce yaşayarak gelişebileceğini  görme olanağı bu çağda gerçekleşebilir.

Çağımızda değer yaşamadığı halde karşı tarafı sömürmek, kullanmak için ‘yüksek’ değer propagandası yapan insanlara rağmen, kendi farklılığını içine sindirmiş, insana, hayata saygılı can sahibi, dünyayı değerlerin yaşanabildiği güzel, değerli bir hale getirmeye çalışıyor.(Cumhuriyet Bilim Teknik 12 Haziran2004) ”

Hayata saygılı can sahibi insanlar dünyayı değiştirmeye çalışıyor da ne oluyor? 

Dünyanın dört bir yanında yaşanan acı olaylarda gösteriyor ki, zenginlik olarak değerlendirilen farklılıklar, istismar edildiği zaman ortalığı yangın yerine çevirecek acımasız bir silaha dönüşebiliyor.

Bu bağlamda kişinin aklına  ister istemez “Hangi farklılıkları zenginlik olarak göreceğiz?, iyi kötü, güzel çirkin iç içe; herkesin kendi türünü çoğaltma yarışına girdiği bir ortamda, insanlığın yararına olan farklılıkları hangi terazinin ölçüsüne vurup belirleyeceğiz? ” vb. sorular takılıyor.

Nasıl takılmasın ki?

Değer yargıları öylesine değişken ki, insanlığın yararına olan güzelliklerin görkemi maalesef  gerçek yaşam kesitlerine bir türlü yansıyamıyor.

Egemen zalimler; yüz yıllar, bin yıllar var ki boynu bükük mazlumlara arsız arsız tepeden bakıyorlar hep.

Bizler, farklılıkları zenginlik olarak değerlendirip hayata geçmesi için uğraş versek de, her konuda olduğu gibi emeklerimiz yine boşa gidiyor; çünkü suyun başını tutanlar  arsız mı arsız, utanmaz mı utanmaz…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.