banner214

Erdal akalın-köşe

Matbaanın günlük yaşama girmesi ile gazete sahibi olmak bir iş kolu, gazeteciler de bu alanın emekçileri olmuşlardır.   Ülkemizde de durum böyledir.  Hem ulusal alana hitap eden büyük kurumlar ve hem de yerel ortamlara seslenmeye gücü ancak yeten gazeteler ve buralara kapılanarak emek veren, ekmeğini bu iş kolundan kazanan gazeteciler vardır.

Basım teknikleri çok gelişmiş olsa da kâğıt üzerine basılı gazete çıkarmak, dijital teknoloji sonrası sıkıntıya düşmüştür.  İnternet gazeteciliği adı verilen yeni tür medya oluşumu, klasik gazete anlayışını ciddi boyutta tehdit etmektedir.

Bu etmenler sonrası, birçok gazetenin sürümü düşmüş, ayakta kalmalarını sağlayan reklam gelirleri de azalmıştır.  İstisnalar dışında, gazete sahibi olmak bir risk, gazeteci olarak evini geçindirmekte zor olmaya başlamıştır.

İnternet gazeteciliği yetmezmiş gibi, adlarını sayabilmenin dahi zorlaştığı televizyon kanalları gazetelerin yaşam alanını iyice daraltmıştır.

Burada akıllara gelen ilk soru; “Gazeteler ölecek mi?” olmaktadır.  Ki bu soru ile en çok ilgilenenler de, gazete patronları ve bu sektörün çalışanları olan gazeteciler olsa gerektir.

Bu amaçla yapılan toplantılar ve paneller dünyanın her ülkesinde yaygınlaşmıştır.  Gazetelerin geleceği konusunda tartışılmakta ve arayışlar hızlanmaktadır.  Bu toplantıların bir tanesi ki, ülkemizde yapılanın da, New York Times’in genel yayın yönetmeni olan Arthur Sulzberger; “Gazeteler ve gazetecilik ölmeyecek!” demiş ve bir gelecek reçetesi sunmuştu. 

Sulzberger, bu mesleğin “içerik devrimi” yapması gereğine işaret etmektedir.  Kâğıttan okumanın keyfini devam ettirebilmek için, yüksek kaliteli gazetecilik öne çıkarılmalıdır, diyor ünlü basın insanı.  Bu yeni yöntem; stratejik bilgi akımı, bilgilerin doğru analizi, doğru ve tarafsız yorum, özgür ve etik meslek ilkelerini barındırmalıdır, diyor.  Gazetecilik belki de sadece kâğıtlara esir olmayarak her ortamı kullanmalıdır, diye ekliyor.  Örneğin; internet, İ-pod, elektronik medya unsurları gibi…

Almanya’nın Die Zeit gazetesinin yönetmeni olan Giovanni di Lorenzo’da aynı fikirleri paylaşmaktadır.  Yüksek kaliteli gazetecilik yapmak ama gazeteyi ayakta tutabilmek için para kazanmak da zorunludur, diyor.  Bu yönetmene göre de, kaliteli gazetecilik yapmanın ana kuralları şunlar olmalı imiş; olayların perde arkasını ve arka planını irdelemek, okura sadakatten taviz vermeden gerçeklerden sapmamak, doğrunun peşinden koşmak, haklının yanında durabilmek ve kamuoyuna sağlıklı bilgi sunabilmek.

Basın dünyasını rahatsız eden en önemli konunun ise, bizim ülkemizde ‘yandaş medya’ olarak tanımladığımız, batılı gazetecilerin ise ‘iliştirilmiş medya (embedded)’ adını verdikleri yayın organları olduğunu görüyoruz.  

En çarpıcı örneği olarak Pentagon odaklı gazetecilik yapanlar işaret edilirken, maalesef bizim ülkemizde de yığınla örnekleri vardır ve gittikçe de sayıları artmaktadır.  İster yandaş deyin, isterseniz iliştirilmiş medya deyin, bu gazetelerin ortak noktaları şunlardır; erk sahiplerinin ve iktidarların sesi ve de esiri olurlar, gerçekleri saklar ve de saptırırlar, kamuoyundan doğruları daima gizlerler, bu bağımlılıklarını da paraya çevirmekten hicap duymazlar!

Hemen her ülke de birkaç örneği var olan yandaş medya grupları, gazetecilik adına daima kaleyi içten yıkan çıkarcılar olarak tanımlanabilirler.  Tek mazeret yolları da diğer meslektaşları ile aralarında yorum farkı (!) olabileceğinin yalanına sığınmaktır.

Gazetelerin akıbeti böyledir de, acaba gazetecilerin hali nicedir sorusu akla geliyor.   Tabii buna özellikle taşranın yerel gazetecilerini izleyerek bakmak gerekmektedir.   Ki, kanımca durumun vaziyeti (!) içler acısıdır. Sayıları hızla artmakta olan iletişim fakültelerinden mezun olan nice hevesli genç insanlar, ya bütçeleri varla yok arasında bocalayan kurumlara tutsak olmakta veya kentin varsıl bir iş insanının hobisine bağımlı bir mecrada yaşamını sürdürmek zorunda kalmaktadır.  En başarılısı asgari ücretle çalışır ve kurumsal ulaşım kolaylıklarından da yoksundurlar.   Gelecekleri çoklukla iktidar partisinin il veya ilçe başkanlıklarının yorumuna bağlıdır.  İş garantileri ise patronun iki dudağı arasındadır.   Ki, öğretiminin gururunu yaşamakta kararlı olan inatçı tipler ise patronun ağzına dahi bakmadan kendi göbeğini kendisi keserek yolunu değiştirir.  Özetle artık işsizdir!

Kentimizde de durum aynen böyledir.   Hatta yerel medya üretkenleri olarak arada görülen bazı amatör kalemşorlar da olmasa, birçok yerel gazete köşe yazısız kalabilir.  Üstelik Basın Yayın Kurumu’nun yasal ve kurumsal talimatları olsa bile, elektronik kolaylıklarla internet üzerinden indirilerek kopyala yapıştır yöntemi ile sözüm ona bu gazeteler baskıya gidebilir.

Ama gelinen gün bazı engelleri aşmak günü olarak karşımızdadır.  Türkiye Cumhuriyeti yakın gelecekte bir tercihe zorlanmaktadır.  Ya parlamenter demokratik ve laik cumhuriyet bir hukuk devleti olarak yaşatılacaktır ya da OHAL ağırlıklı bir tek adam rejimi ülkemizde köşe başını alacaktır.   O halde ister amatör olsun veya ister profesyonel gazeteciler olsunlar, kişisel kırgınlıkları ve çekişmeleri unutmak ve demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkesinde birleşmek üzere tüm yerel ve tabii ki ulusal gazetecilere tarihi görev düşmektedir.

Ama, özellikle gazetecilerden başlayarak yayılma eğilimi gösteren baskı ve tehditlerin, halen kokusunu algılayamayan ve sesini duyamayan yandaşlar için özel bir yorumumuz yoktur ve onlar adına yazımız burada sona ermiştir!..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner227

banner233

banner255

restbet